PUSULA 57

PUSULA | Düzenin bekası sorunu ve restorasyon

Tam boy faşizm, İslamcı faşist diktatörlük bir tarafta yer almış, diğer tarafta ise Erdoğan’ı götürecek iç ve dış güçler yer almıştır. Her iki kavrama da madalyonun yüzleri diyebiliriz. Çünkü her iki tanımlamada da sermaye iktidarı ve emperyalizm yoktur. Bunların üzeri örtülmüş, mücadele denilen şey düzen içi öznelere veya emperyalist ülkelerin aralarındaki çelişkilere bırakılmıştır. Her iki tanımlamada da işçi sınıfı ve emekçiler unutulmuştur.

Ahmet Tarık Yenil

Tam boy faşizm, İslamcı faşist diktatörlük bir tarafta yer almış, diğer tarafta ise Erdoğan’ı götürecek iç ve dış güçler yer almıştır. Her iki kavrama da madalyonun yüzleri diyebiliriz. Çünkü her iki tanımlamada da sermaye iktidarı ve emperyalizm yoktur. Bunların üzeri örtülmüş, mücadele denilen şey düzen içi öznelere veya emperyalist ülkelerin aralarındaki çelişkilere bırakılmıştır. Her iki tanımlamada da işçi sınıfı ve emekçiler unutulmuştur.

Restorasyon kavramı tarihte Fransa’da 1815-1830 arası dönemi, ara dönemi ifade ediyor. Napolyonun iktidardan indiği, Bourbon hanedanlığının iktidara yerleştiği, anayasal monarşi olarak adlandırılan bir ara dönem. Napolyon savaşlarından yenik ve yorgun düşen Fransa’nın yönetim problemi nasıl çözülecek? Anayasa uygulanacak mı? Kralın yetkisi genişleyecek mi daralacak mı? Temsilciler meclisi ne olacak? İmtiyazını yitiren kilise nasıl devam edecek? Ülkedeki tüm siyasi aktörler bu sorulara yanıt vermeye ve iktidara gelmeye çalışmışlardır. Bu dönem kendisinden beklenildiği gibi normalleşilen bir dönem de olmamış, siyasi suikastlar de dahil olmak üzere mücadele şiddetlenmiştir. Sonuç 1830 ve 1848 devrimlerine çıkmış, burjuva düzen 2. Cumhuriyeti kurmuştur.

Ülkemize geldiğimizde restorasyon dediğimiz hamlenin 1996-1999 dönemini kapsadığını söyleyebiliriz. Ordunun; o dönemki adıyla Asker Partisinin Refah Partisi’ni iktidardan uzaklaştırması, kontgerilla örgütlenmesinin yeniden yapılandırılması ve düzenin çıktığı düşünülen çivilerinin yeniden çakılması ile devam etmişti. Kimileri balans ayarı dedi, kimileri umutlandı. Ancak o dönem komünistler düzenin kirlerini temizlemesine, sömürücü sermaye sınıfının meşruiyetini arttırmasına ve burjuva sınıfın tahakkümünü arttırmasına izin vermemeye çalıştılar. Susurluk kazası, Sincan’da tankların yürütülmesi, gericilerin şahlanışı, üniversitelerden başlayarak bazı sol kesimlerin ‘özgürlük’ adına gericileri desteklemesi.  Düzenin kurumları arasında ortaya çıkan uyumsuzluğun restorasyon ile giderildiği düşünülmüştü. Ancak ortaya 16 yıldır iktidarda kalan, siyasal islamın ülkemizdeki temsilcisi AKP çıktı.

Restorasyon eğer burjuva sınıfı için kurtarıcı bir hamle-süreç olarak düşünülüyorsa ortada ciddi bir problem bulunuyor. 1998 yılında İslamcıları siyasetten ve iktidardan indiren kuvvetler AKP konusunda ne düşünüyorlar?

Meseleyi tek başına özgürlük, demokrasi, katılım gibi sihirli kavramlar ile açıklamaya çalışırsanız emperyalist-kapitalist sistemi ve burjuva düzeni anlayamazsınız. Marksizmin bu konuda oldukça açıklayıcı ve anlaşılır olduğunu görüyoruz, önemli bir tespitle devam edelim. Her sınıf kendi iktidarını tüm toplumun iktidarı gibi örgütlediği oranda ayakta ve iktidarda kalır.

Birinci cumhuriyet yıkıldı ve İkinci cumhuriyet 24 Haziran seçimleri-Başkanlık Sistemine geçiş ile birlikte kurulmuş oldu. Bu sonuç ülkemizde yaklaşık 20 yıllık bir siyasi mücadelenin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu siyasi mücadelenin emperyalizmin değişen yönelimleri ile doğrudan bağı vardır. Bir karşı-devrim sürecidir ve tamamlanmıştır diyebiliriz.

Geleneksel sermaye sınıfı ile ilişkiler, emperyalist-kapitalist dünya ile ilişkiler, siyasi yelpaze ve düzenin kurumları yeniden düzenlenmiştir. Yani yeni kurulan rejimde herkese yer açılmış, buraya dahil olmayacak olanlar ve uyumu bozacak olanlar tasfiye edilecektir.

Siyasi ve ideolojik şiddeti yüksek dönemlerden geçerken kavramları daha titiz kullanmak gerekir. Maalesef yaşadığımız topraklarda solun önemli bir kesimi süreci faşizm-restorasyon ikilemi ile açıklamaya çalışmıştır.

Tam boy faşizm, İslamcı faşist diktatörlük bir tarafta yer almış, diğer tarafta ise Erdoğan’ı götürecek iç ve dış güçler yer almıştır. Her iki kavrama da madalyonun yüzleri diyebiliriz. Çünkü her iki tanımlamada da sermaye iktidarı ve emperyalizm yoktur. Bunların üzeri örtülmüş, mücadele denilen şey düzen içi öznelere veya emperyalist ülkelerin aralarındaki çelişkilere bırakılmıştır. Her iki tanımlamada da işçi sınıfı ve emekçiler unutulmuştur.

Tüm dünya daha otoriter, daha baskıcı, daha merkezi iktidarlar ya da yönetim biçimlerine yönelmektedir, emperyalist-kapitalist sistemin böylesi bir yönelimi mevcuttur. Normalleşme, demokratik alanların genişlemesi gibi başlıklar artık rafa kaldırılmıştır.

Faşizm tanımlaması yapanlar ‘en geniş demokratik cephe’ çağrısı mücadeleyi düzen içi öznelere havale ederken, liberal restorasyon tanımlaması yapanlar küçük burjuva hassasiyetleri ile siyaset yapmaya çalışacaklar ve emekçi sınıflardan uzaklaşacaklardır.

Ayrıca restorasyonun şu an ülkemizde bir gerçekliği de bulunmamaktadır. Restorasyoncu güçler her daim bulunacak, manipüle edilecek ve hazırda bekletilecektir. Ancak ülkemiz daha büyük ve daha radikal bir dönüşüm geçirmiştir. Yeni bir rejim kurulmuştur ve bu haliyle de sermaye sınıfı ile emperyalizm ile uyumludur.

Yeni kurulan kabine Türkiye’nin yeni kapitalist yolunu açmış; eğitim, sağlık ve barınma gibi temel insani hakları sermaye ve emperyalizme tam anlamıyla peşkeş çekmenin peşindedir.

AKP burjuva düzenin bekasını 16 yıllık karşı-devrim süreci ile sağlamış, sermayenin gerici diktatörlüğünü kurmuştur. Şimdi şu klişe kavramları bir köşeye bırakalım da emekçi sınıfları örgütlemenin ve sermayenin gerici rejimini yenmenin yollarını arayalım.

DİĞER PUSULA YAZILARI

PUSULA 1 | Çöken Osmanlı’dan Başkanlığa yolculuk ve 1923 Cumhuriyeti’nin bitişi

PUSULA 2 | Rejime isim bulmak

PUSULA 4 | Sistem mi rejim mi? Kemalizm devam mı ediyor?

Yukarı