PUSULA 57

PUSULA | Sistem mi rejim mi? Kemalizm devam mı ediyor?

AKP, 24 Haziran seçimleri sonrasında başkanlık rejimini oturtuyor. Bir yandan devlet yeniden yapılandırılırken diğer yandan düzenin farklı kurumlarının- dinamiklerinin yeniden dizaynı ya da tasfiyesi gündeme geliyor…

Ali Ateş

AKP, 24 Haziran seçimleri sonrasında başkanlık rejimini oturtuyor. Bir yandan devlet yeniden yapılandırılırken diğer yandan düzenin farklı kurumlarının- dinamiklerinin yeniden dizaynı ya da tasfiyesi gündeme geliyor. Başkanlık rejimi, yerleşirken, kendi müesses düzenini kurmak için her noktada adımlarını sıklaştırıyor.

Tek başına FETÖ’ye yönelik adımlardan bahsetmiyoruz. Son dönem Adnan Oktar cemaati/grubuna yönelik operasyonla birlikte tarikatlar ve cemaatler de tartışma konusu haline geliyor. Bu tartışmanın özünde, yıllardır gerici siyasal hareketin toplumsal tabanı olan tarikat ve cemaatleri, AKP tarafından kurulan rejimde yeni bir rol tarifi olarak görmek gerek. Yoksa tarikat ve cemaatlere topyekun bir yasaklama adımı beklemek, Birinci Cumhuriyet’in bile tam olarak başaramadığı bir noktada, gerçekçi bir yaklaşım değil. Sermaye düzeni, kendi bekası için yeni bir modele, ya da başka bir deyişle rejime geçmiş bulunuyor.

Kapitalizmin sürekliliğini temel bir zemin olarak göreceksek bugünkü tabloyu anlatan bazı kavramlara ihtiyaç duyulacağı açık. Bu anlamıyla, Türkiye’de bir burjuva devrim olarak görülmesi gereken 1908 ve 1923 çıkışları, krallık rejimi yerine Cumhuriyet rejimini gündeme getirmişti. Eğer bugünkü rejimi, yeniden krallığa dönüş olarak görmüyorsak – tarihsel koşulları itibariyle ve genel oy hakkı bağlamında – başka bir Cumhuriyet olduğunu yazmakta sakınca bulunmuyor. Başkanlık ile Cumhuriyet fikrini, kapitalist sistemde taban tabana zıt olarak görmek hatasına düşmeyelim. Fransa’da yarı-başkanlık, ABD’de başkanlık rejimleri pekala Cumhuriyet olarak değerlendirilmeli. Bu anlamıyla 1923 Cumhuriyeti’ni Birinci Cumhuriyet olarak adlandırabiliriz. Bununla birlikte, özellikle Kemalizme ve 1923 Cumhuriyeti’ne karşı çıkışın ve bunun alternatifi olarak önerilen şeyin bizzat liberaller tarafından İkinci Cumhuriyet olarak kodlandığını hatırlamamız lazım. Liberaller, bugün iktidar dışı kalmalarına rağmen, Türkiye’de İkinci Cumhuriyet kurulmuştur. Kendileri dışarıda, fikirleri iktidarda bir durum var. Liberallerin, tarihsel olarak bu gidişin karşısında değil, önünde durdukları son 30 yıllık Türkiye siyasi tarihinin somutluğu olarak karşımızda durmaktadır.

‘Rejim’ yerine ‘sistem’ değişikliği manipülasyonu

Şimdi tartışma konusu da tam da buradan çıkıyor: AKP iktidarı, Türkiye’de bir rejim değişikliği olmadığını, sadece yönetim sisteminin değiştiğini, Cumhurbaşkanlığı hükümet modeline geçtiklerini söylüyorlar. Adına başkanlık demediler, altına imza attıkları hiçbir yasada başkanlık kavramını göremezsiniz. Ancak yazarken “başkan Erdoğan” sözünü sıklıkla kullanıyorlar. Demek ki kurulan rejim, adını ne koyarlarsa koyunlar, niyetlerinde görüldüğü gibi başkanlık rejimi!

Şimdi neden buna rejim değişikliği değil de sistem değişikliği demektedirler? Bunun açıklanması üzerine, bugünün Türkiye siyasetinde daha fazla düşünmek gerekiyor. AKP’nin bugün kendi iktidarını ve rejimini tam olarak yerleştirmek ve kendi “müesses düzenini” kurmak için yeni bir tartışmayı açmaktan çekinmesi. Atatürkçülük olarak resmi dilde kullanılan ve siyasi literatüre Kemalizm olarak geçen 1923 Cumhuriyeti’nin devlet ideolojisinden koptuklarını açık olarak ifade etmemektedirler. Atatürk’ün bir kaç resmini AKP binalarına, devlet kurumlarına ya da Saray’a asarak, Kemalist olunmadığı biliniyor.

Açıktır ki, burada bir takiyye bulunuyor. Bugün AKP’nin Kemalizm bitmiştir, yeni bir rejim kuruyoruz demesi, yeni bir sıkışma ve kriz anlamına geleceğinden, konuyu rejim değil sistem değişti diyerek maniple etme yolunu seçiyorlar.

Soruyu tersten sormak gerek: AKP, Kemalist bir parti midir? AKP, kendisini Atatürkçülük üzerine bina etmiş bir devlet geleneğini, siyasetini ve ideolojisini sürdüren mi, yoksa bunu adım adım değiştiren ve dönüştüren bir siyasi aktör mü?

Kemalizm bitirilirken

1917 Ekim Sosyalist Devrimi ile 1923 Cumhuriyeti aynı koşulların ve zamanın büyük tarihsel çıkışlarıdır. Lenin’in Sovyetleri, 1991 yılında çökerken, sıra 1923 yılında Atatürk’ün Cumhuriyeti’ne gelmişti. Bugün 16 yıllık AKP iktidarının gerici dönüşümünün temel anlamı burada aranmalı, bu dönüşümün tek kutuplu dünyaya geçişte, Türkiye kapitalizminin ve Türkiye sermaye devletinin yeni dünya sistemine entegrasyonu ile doğrudan ilgisi bulunmaktadır. Ilımlı İslamcı bir partinin iktidar olması, başkanlık rejimine geçiş, sermaye diktatörlüğünün doğrudan iktidarı aslında emperyalist-kapitalist dünya sisteminde yer tutmanın sonuçları olarak görülmeli. Bu anlamıyla, başkanlık rejimini tek başına Erdoğan’ın kişisel hırsı ile değil, daha yapısal bir tarihsel çerçevenin zemine oturtmak gerekiyor.

1923 Cumhuriyeti, 1. Dünya Savaşı’nın içinden doğdu. Emperyalist işgal altında bir Cumhuriyet’in temelleri atıldı. İki kutuplu dünyada emperyalist kampa sırtını yaslayarak, kapitalist yolu seçti, anti-komünizm bir devlet politikası haline geldikçe gericilik ve faşizm gelişti. İki kutuplu dünya ortadan kalkınca bugün Türkiye kapitalizmi bir dönüşüm geçirdi. Bu durum sermaye sınıfı, sermaye devleti ve kapitalizm açısından Kemalizmden kurtulmaktır. Bugün yaşanılan gerici dönüşümün özünde yatan da budur. Ve 24 Haziran seçimleri, başkanlık rejiminin son tuğlası olurken, Kemalizm sermaye devletinde bir simge ve tarihsel bir figür dışında bir anlam ifade etmemektedir bugün. 100 yıl öncesinin burjuva devrimin aktörü olan siyasal hareketin adı olan Kemalizmin, bugün politik olarak temsilcisi de kalmamıştır. Ancak 1923 Cumhuriyeti’nin kazanımları orta yerde durmakta devam ediyor. Laiklik, egemenlik, bağımsızlık gibi – hepsinin sınırları olmakla ve sınırlı şekilde hayat bulmasıyla beraber – bugün burjuva sınıfı tarafından yük olarak görülmüş, başkanlık rejimiyle bu yükten kurtulmak yoluna gitmişlerdir.

Gerçeklik budur. Türkiye’de söz konusu Kemalizm olunca rejim kavramından olabildiğince kaçınan AKP, söz konusu Suriye’de Kemalizme ortaklıkları bulunan Baasçılığa baktığında üstüne basa basa rejim demekten çekinmemektedir. Bu anlamıyla bugün AKP iktidarı, başkanlık rejimine geçerek, yeni bir rejimin temellerini atmıştır. Süreklilik ise sistemde, yani kapitalist sistemle varlığını koruyor. Bu anlamıyla sistem değil, rejim değişikliği bugünkü yaşananları açıklamak adına daha anlaşılır kavramlar.

Ancak, biz sosyalistler açısından, bu tür kavramları mutlaklaştırmaktan her zaman imtina etmek gerek. Bugün AKP tarafından gündeme getirilen rejim değil sistem söylemine karşı yazılmış bir yazıdır bu. Bizlere göre asli olan kapitalizm ve ücretli sömürü düzeni ya da başka bir deyişle burjuva diktatörlüğüdür. Bugün değişmeyen asli olgu budur!

DİĞER PUSULA YAZILARI

PUSULA 1 | Çöken Osmanlı’dan Başkanlığa yolculuk ve 1923 Cumhuriyeti’nin bitişi

PUSULA 2 | Rejime isim bulmak

PUSULA 3 | Düzenin bekası sorunu ve restorasyon

Yukarı