PUSULA| 2007 Seçimleri: Bin Umut Adayları, baraj delindi, sular altında sol kaldı

PUSULA| 2007 Seçimleri: Bin Umut Adayları, baraj delindi, sular altında sol kaldı

22-01-2022 01:08

Bin Umut” diyerek halkı kandırmışlardı. “Bin Umut Adayları” olarak lanse edilen proje solun AKP’ye yedeklenmeye çalışılmasının adı olmuştu. Üzerinden on yıl fazla süre geçmesine rağmen, bugün de HDP ve CHP üzerinden solculuk yapılarak umutlar sisteme yedekleniyor.

Zafer Aksel Çekiç

 

2007 seçimleri, Türkiye solunun yakın tarihindeki tartışmalarda safları şekillendiren bir dönüm noktası olarak tarihte yerini aldı. Henüz başlayan Ergenekon operasyonları ve devamında gelecek 2010 referandumunun “yetmez ama evet”çiliğinin temellerinin atıldığı bu seçim solun en temel değerlerine yapılan en etkili saldırı sayılmalı.

Solun örgütlü mücadele kültürünü parçalamayı deneyen, daha sonraki yıllarda “tatava yapma bas geç” gibi sosyalist solu düzen içine çekmeyi hedefleyen sloganlara temel hazırlayan, en sonunda mücadeleyi kafaya kravat bağlayıp kürsüye çıkmak halinde bir karikatüre çeviren şımarıklıklarla “Bin Umut Adayları” sosyalistler açısından barajın üzerlerine yıkılmasından başka bir anlam taşımadı.

Kürt siyasi hareketi açısından sonuçları başka türlü tartışılabilecekse de en nihayetinde 2007 seçimlerinin tek olumlu sonucu sosyalist solun iki ana kampa ayrışmasını büyük ölçüde tamamlamış olmasıdır denilebilir.

2007’de ne oldu?

1965 seçimlerinin ardından Türkiye İşçi Partisi’nin Meclis’te düzeni sallayan deneyiminin ardından Türkiye’de “burjuva demokrasisi”nin en temel düsturu sosyalist solun bir daha Meclis’e girmesini mutlak olarak engellemek olageldi. Sosyalist solu bu anlamda “yumuşak karnı”ndan vurmak anlamına gelen 2007 seçimleri, Kürt siyasi hareketinin oy gücüyle baraj engelini aşarken Ufuk Uras ve Akın Birdal’ı sosyalist partilerin adayları olarak Meclis’e taşıdı.

2007 seçimlerinde 1,5 milyon kadar oy ile 22 milletvekili seçilmiştir. Bu yöntem 2011 seçimlerinde 35 milletvekilliği kazandıracak şekilde geliştirilmiş ve daha sonra barajın aşılması hedefiyle bir kenara bırakılmıştır.

Kürt siyasi hareketinin yörüngesinde bulunan siyasi hareketler en başından itibaren bu engelin yıkılmasına odaklanarak bir siyaset üretmeye çalışsa da neticede “numunelik” olarak ve sosyalist solu temsil etmeye yeterli olmayan iki kişinin Meclis’e girmesinin sonraki seçimlerdeki benzer sonuçlarda olduğu gibi örgütlü bir mücadele yerine kişisel gösteriler ve bir popülerlik yarışmasının konulması dışında bir sonucu olmuyor.

Ancak daha önemlisi her seçim sosyalist solun, en azından bir kısmının, düzenin bir uzantısı haline gelmesi dışında bir anlam kazanmadığı görülüyor. 2007 seçimleri bu açıdan bir ilk olması nedeniyle tarihsel önemde sayılabilir.

Amaç AKP’yi ıslah etmek miydi?

Bununla birlikte, biraz da Kürt siyasi hareketi üzerinden bakacak olursak, 2007 seçimlerinde Türkiye solunun bazı kesimleri arasında kurulan işbirliği sonucunda ortaya çıkan “Bin Umut Adayları”nın AKP’yi ıslah için Türkiye kapitalizminin yönelimlerine destek anlamına geldiği de söylenebilir.

Türkiye’de demokratikleşmenin Kürt sorunu ile hep eşdeğer görüldüğünü biliyoruz. Maalesef sosyalist solun bir kısmı da buna çoktan yedeklenmiş durumda. 2007 seçimlerinin bu durumun en önemli dönemeçlerinden biri olarak ortaya çıktığını söyleyebiliriz.

“Bin Umut Adayları” üzerinden o dönem DTP, EMEP ve SDP’ye ÖDP Genel Başkanlığı yapan Ufuk Uras’ın eklemlenmişti. Türkiye’de bağımsız adaylar ile birlikte solcuların Meclis’e tekrar gireceği ve bununla birlikte 60’lı yıllardaki TİP’in benzeri bir tabloya ulaşılacağı öngörülüyordu. Bu sayede Kürt siyasetine yedeklenmiş solcular, liberal yönelimlerini sol bir sos ile örterken, diğer taraftan bu proje esasında “AKP’nin ıslah edilmesine” odaklandı.

Liberalizmin daha radikal görünümlü kanatları açısından proje buydu elbet. Ancak AKP-FETÖ işbirliği üzerinden şekillenen siyasal iktidar Ergenekon operasyonu ile birlikte adımlar atmaya başladıkça, devamında 1923 Cumhuriyet’i ile açıktan bir hesaplaşmaya giriştikçe liberaller AKP’nin yanında hizaya geçtiler. Bununla birlikte Kürt hareketi ve Türkiye solunun bir bölümü de buna uyum sağladı.

Bu süreçte Ömer Laçiner gibiler tarafından ise “Türkiye’de burjuva demokratik devriminin tamamlandığı” vaaz ediliyor ve artık yeni aşamada AKP’ye destek verilmesi gerektiği söyleniyordu.

Bin Umut”tan bir umut dahi çıkmadı

2007 seçim sürecine gidilmeden önce ülkemizdeki liberallerin AKP cenahında merdivenleri çok hızlı çıktıklarını hatırlamalıyız. Burada öncelikle Avrupa Birliği sürecinin etkili olduğunu, Türkiye’nin emperyalizme eklemlenmesinin “Emeğin Avrupa”sı söylemleri ile makyajlandığını unutmamak gerekir. Dolayısıyla 12 Eylül’le birlikte başlayan neo-liberal dalga 90’lı yıllarda Gümrük Birliği anlaşmaları ile perçinlenirken, bunların 2000’li yıllardaki uzantılarını Avrupa Birliği üyelik süreci ve özelleştirmeler oluşturdu.

İşte ülkemiz emekçilerine dönük en büyük saldırı dalgasının siyasi öznesi olan AKP iktidarı 2002 sonrasında bu adımları atarken yanında hep liberalleri destekçi olarak buldu.

Bu duruma Türkiye solunun da ortak edilmesi için 2007 yılında ortaya atılan “Bin Umut Adayları”nın Meclis’e sokulmasının sonrasında neler kaldığı ise açık bir şekilde görülüyor olmalı.

AKP eliyle adım adım emperyalizme daha fazla eklemlenen bir Türkiye. Benzer şekilde liberallerin ve Kürt siyasi hareketinin Suriye’de emperyalist projelerle ortaklıkları. Bugün kavgalı olunsa da çözüm süreci. 2000’li yıllarda AB komiserlerinin Diyarbakır’daki Newroz’da ağırlanması.

Tüm bunları arka arkaya düşündüğümüzde ve değerlendirdiğimizde 2007 yılındaki “Bin Umut Adayları”nın nereye oturduğunu ve Türkiye soluna dönük müdahalenin bir parçası olduğunu gözden kaçırmamak gerekiyor. Bugün Emek Partisi ve Türkiye İşçi Partisi’nin yer kapma uğraşında oldukları “Meclis’te sosyalist grup” hülyalarının 2007’nin bir devamı olduğunu görmek için çok fazla düşünmeye de gerek yok.