Viktor Orban: Macaristan’da "eksen kayması" mı yaşanıyor?

Orban, “yabancı liberal değerler” diye adlandırdığı değerlere açık bir savaş başlattı. Hristiyan muhafazakarlığı ve aileyi ön plana alan politikalar geliştirdi. 1 Ocak 2012’de yapılan referandumla daha dini ve muhafazakâr bir anayasa getirdi.

Viktor Orban: Macaristan’da

Mustafa Demiray

Avrupa’nın son günlerde parlamento seçimleri vesilesiyle gözünü diktiği Macaristan’da Viktor Orban ve partisi Fidesz – Macar Yurttaş Birliği üst üste dördüncü defa kazandı. Fidesz, yüzde 54 ile bu seçimlerde şu ana kadar aldığı en yüksek oy oranına ulaştı.

Bu süreç öncesinde merkez Avrupa Birliği ülkelerinin medyası, yazar ve siyasetçileri, Macaristan seçimlerini yakından izleyeceklerini ve otoriterleşen Orban’ın iktidarı kaybetmesinin Avrupa Birliği değerleri için daha iyi olacağını açıkça söylemekten çekinmedi. Peki bu durum gerçekten böyle mi, Orban ve gerilimli AB ilişkileri nasıl işliyor, inceleyelim.

VIKTOR ORBAN: ERKEN SİYASET HAYATI VE ANTİ-KOMÜNİST EYLEMLERİ

Orban, 1963 yılında, görece orta halli ve üniversite mezunu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. İngilizce bir lise eğitiminden sonra üniversite hayatı başladı. Üniversite hayatıyla birlikte Polonya’daki antikomünist Solidarity Hareketi üzerine yoğunlaştı ve üzerine tezini yazdı.

1987’de yükseklisansını tamamladı, antikomünist hareket içinde ünlenmeye başladı. Genç Demokratlar Birliği’nin kurucuları arasında yer aldı. 1989’da Budapeşte özgürlük meydanında bir mitingde iki yüz elli bin Macar yurttaşına antikomünist bir konuşma yaptı.

Orban’ın antikomünist hareket içerisindeki konumu Soros’un ilgisini çekti. Soros tarafından fonlanan Açık Toplum Enstitüsü’nün bursuyla Oxford Üniversitesi’ne kabul edildi. Buradaki eğitimini yarıda bırakıp Macaristan’a geri döndü ve milletvekili oldu. Bu sırada partisi Fidesz, az sayıda milletvekili ile meclisteki küçük gruplardan biriydi.

MERKEZ GÜÇ HALİNE GELMESİ VE ABD TARAFINDAN ÖDÜLLENDİRİLME

Bu zaferin ardına parti içerisinde farklı fikir ayrılıkları görülmeye başladı. Fidesz küçük bir partiydi ve Orban’ın arkadaşları daha büyük bir liberal partiyle birlikte siyaset yürütmek istiyordu. Orban ise partiyi merkez sağa, daha muhafazakâr bir çizgiye oturtmak istiyordu. Bu ayrışmanın sonucunda Orban, çok parçalı ve ufak yapılardan oluşan Macaristan sağı içerisinde partisini toparlayıcı olabilecek daha muhafazakâr bir çizgiye getirmişti.

Öncesinde din karşıtı olduğu bilinen Orban, artık muhafazakâr sağ bir partinin lideri, dini liderlerle görünmekten çekinmeyen bir siyasetçiydi. 1998’de ekonomik kriz içerisindeki Macaristan’da seçimleri kazandı. Küçük partilerle koalisyon kurdu, ülkeyi piyasalaştırmak için birçok adım attı. Macaristan’ın NATO’ya üye olmasına sebep oldu, getirdiği liberal değişimlerle ABD’den birçok “özgürlük” ödülü aldı ve 2002 seçimlerinden önce ABD başkanı Bush ile görüştü. Ancak uyguladığı liberal politikalar toplumda tepkiye sebep oldu ve 2002’de iktidarı kaybetti, birçok sosyal reform ve harcamalar vaat eden sosyal liberal Macaristan Sosyalist Partisi seçimi kazandı.

2002-2010 arası Avrupa birlikçi, sosyal liberal Macaristan Sosyalist Partisi iktidardaydı. İktidar, ülkenin geride kalan sosyal ve altyapısal hizmetlerini liberal politikalarla dönüştürmeyi planlarken, sosyalist parti içerisindeki solcular kazanılmış hakların gaspına karşı direniyordu. 2008 kriziyle beraber Macaristan ekonomik olarak daralma yaşadı, IMF tarafından kurtarılmaya ihtiyaç duyan ilk ülke oldu. Orban buradan açık bir ders çıkarmıştı.

ORBAN’IN İKİNCİ YÜKSELİŞİ: MİLLİYETÇİ-MUHAFAZAKÂR VE POPÜLİST POLİTİKALAR

Muhalefette olduğu yıllarda Orban, ülke sınırlarını belirleyen anlaşmalar neticesinde başka ülkelerde yaşamak durumunda kalan Macarların haklarını da savunarak, kendisine milliyetçi bir taban elde etti. Daha sonrasında başka ülkelerdeki etnik azınlık olan Macarlara oy hakkı da tanıyacaktı.

Orban, “yabancı liberal değerler” diye adlandırdığı değerlere açık bir savaş başlattı. Hristiyan muhafazakarlığı ve aileyi ön plana alan politikalar geliştirdi. 1 Ocak 2012’de yapılan referandumla daha dini ve muhafazakâr bir anayasa getirdi.

Ekonomi alanında 1990’ların özelleştirmelerinde ulusal varlıkları ucuza satın alan yabancı çok uluslu şirketlere karşı politikalar geliştirdi, kamu hizmeti sağlayan firmaların fiyatlarını düşürmeye yönelik önlemler aldı. Bankacılık sektöründe Macar çoğunluk kontrolünü yeniden sağladı ve kemer sıkma önlemleri uygulamadan kamu maliyesinin düzeltilmesine yardımcı oldu.

MACARİSTAN VE AB KARŞI KARŞIYA MI?

Orban, açık bir Müslüman mülteci düşmanlığı yürütüyor ve bunun için bir abes görmüyor. Sıkı müttefiki Polonya gibi, Polonya’nın “Avrupa’yı Ruslardan koruduğu” söylemine benzer bir söylemle, “Avrupa Hristiyanlığı tehlikededir, Macaristan Avrupa’yı Müslüman mülteci akınından korumaktadır” diyor. Sırbistan ve Macaristan sınırına kilometrelerde set çeken Orban, mültecilere engelleyerek kendi elini AB’ye karşı güçlendirdiğini düşünüyor.

Orban, tecrübeli bir siyasetçi olarak AB ile ilişkileri belirli bir gerginlik ve anlaşma gelgitinde tutmayı başarıyor. Polonya başbakanından ayrılan bu noktasında, Orban, birçok noktada AB ile el sıkışmayı başardı. 2011’deki anayasa tartışmaları sırasında AB için tavizler verdi, “LGBT düşmanı yasa” olarak adlandırılan “çocukları koruma yasası” isimli yasada toplumsal muhafazakarlığı ileri taşımakla beraber çıkartılan maddeler oldu.

Bu noktada Müslüman mülteci karşıtlığı Orban siyasetinin başat noktalarından birini oluşturuyor. Orban 2016’da AB’nin mülteci dağılımı planını Avrupa Adalet Divanı’na götürdü. Plana göre Macaristan’ın alacağı toplam mülteci miktarı 1294’tü. Buradan hareketle, bu sayının Macaristan gibi 10 milyon nüfuslu bir ülke için kültürel-demografik yapısında değişim yaratmayacağı açık olmasına rağmen bu karşıtlığın radikal sürdürülmesi açık ki hristiyan muhafazakâr ve milliyetçi siyasetin bir parçası olarak görülebilir. Nitekim Orban bu durumu ülkesinde bir referandum için de kullandı, katılım oranı yüzde 44’te kaldığı için iptal edilmesine rağmen yüzde 98 mülteciler için hayır oyu kullandı. Bu noktada Macaristan’ın Ukrayna’dan gelen tüm mültecileri kabul ettiğini de hatırlatmak gerekiyor.

ORBAN’IN RUSYA VE DOĞU POLİTİKASI: AİLEDEKİ “KARA KOYUN”

Orban’ın Rusya ile ilişkileri de AB ile bir gerilim noktası. Rusya ile siyasi ve ticari alanda iyi ilişkiler yürüten Macaristan, yaptırımlara katılsa da hava sahasını kapatmayan ve Ukrayna savaşını kınamayan tek AB ülkesi. Nitekim Orban’ın zaferini de ilk kutlayan lider Putin oldu.

Seçim zaferinin hemen ardına, 7 Nisan tarihinde, Orbán düzenlediği basın toplantısında, Rusya ile doğalgaz ticareti konusunda “Ruslar ödemeyi ruble olarak istiyorsa, biz de ruble ile ödeyeceğiz” dedi.

Macaristan ve Çin arasındaki ilişkilerde uzun yıllardır artarak devam ediyor. Çin’den alınan kredilerle yapılan altyapı çalışmalarının yanı sıra Macaristan’da Çin kaynaklı yatırımlar da artmakta.

İlerleyen süreçlerde de Orban’ın elindeki kitlesel desteği kullanarak AB ile daha fazla karşı karşıya gelmesi ve yıllardır sürdürdüğü gelgit siyasetini devam ettirmesi çok olası. Orban geçtiğimiz yıl Budapeşte’deki özelleştirilen ülkenin ana havalimanını geri satın alınması gerektiğini söylemiş ama buna yönelik adım atmamıştı. Daha önceki yıllarda Orban bankacılık, enerji ve telekomünikasyon gibi alanlarda cezalandırıcı vergiler ve fiyat sınırlandırıcı düzenlemeler yapmıştı. Bu konularda tekrardan harekete geçebileceği gibi dördüncü döneminde de “AB’nin Rusya ve Çin ile iyi geçinen sınır beyi” rolünü daha güçlü devam ettirmesi şaşırtıcı olmayacaktır.