BAŞYAZI | AKP’nin rol modeli Abdülhamit: Karasultan

Abdülhamit önce İngilizcidir, sonra Almancı olmuştur. İttihat ve Terakki için anlatılan Almancı hikayesi, Abdülhamit ile başlamış bir Osmanlı devleti siyaseti olarak sürdürülmüştür.

BAŞYAZI | AKP’nin rol modeli Abdülhamit: Karasultan

Yoğun bir Abdülhamit propagandası altındayız. Üniversitelerin isimleri Abdülhamit olarak değiştiriliyor, Abdülhamit güzellemesi yapan TV dizileri yayınlanıyor, Abdülhamit bugün AKP, türevi ve siyasal İslamcılar tarafından bayrak haline getiriliyor. “Ulu Hakan Sultan Abdülhamit Han” şeklinde sıfatlarla bezenmiş bir Abdülhamit hayranlığı, Abdülhamit’i neredeyse “evliyaullah” hatta Allah’ın yeryüzündeki gölgesi anlamına gelen “Zullullah” mertebesine çıkartarak İslami bir kutsallık atfına dönüşüyor.

Abdülhamit hayranlığının bu kadar artmasının ve Abdülhamit’e bu kadar çok sarınılmasının bir nedeni olmalı. Ellerinde tutunacak başka bir şey olmadığı için olabilir mi? Türk sağı özünde hilafetçi ve saltanatçı olduğu için dünya görüşleri onlara kök aratıyor. Güncel olarak ise; AKP, yandaşlar ve siyasal İslamcılar’ın gözünde dünün Abdülhamit’i bugün Erdoğan’ın şahsında cisimleşiyor. Övündüklerini düşünüyorlar, ama büyük bir yanılgı ve itiraf olduğunun farkında bile değiller!

Çünkü yapılan benzetme ya da Abdülhamit propagandası özünde bir itiraf anlamına geliyor. Abdülhamit tarihi, bugün AKP’nin dayandığı bir tarihse vay hallerine! Abdülhamit’le övünmenin tutulacak bir yeri bulunmuyor, Abdülhamit’in kimliği ve tarih bize başka gerçekleri söylüyor. Necip Fazıl Kısakürek’in kıt tarih bilgisi ve sığ siyasi analizlerinin “coşkun ve aşkın” şiirleriyle bezenmiş hamasetine inanan ve bunu kendisine dayanak yapmış siyasal İslamcılığın zavallılığı bugün Abdülhamit hayranlığında karşımıza çıkıyor.

Tarih, çarpıtmalarla yazılamaz. Tarihi gerçekleri bükebilirsiniz ancak tarihi değiştiremezseniz. Bugün siyasal İslamcıların, yandaşların ve AKP’nin anlattığı Abdülhamit imgesi hem doğru hem de baştan aşağı yanlış. Doğru; çünkü, Abdülhamit’in temsil ettiği istibdat rejimi ile bugünün siyasal İslamcılarının temsil ettiği AKP tarafından kurulan rejim örtüşüyor. Yanlış; çünkü Abdülhamit hakkında anlattıkları hikayeler, tarihi gerçeklerle hiç ama hiç bağdaşmıyor.

Bugün siyasal İslamcılar, milliyetçiler ve muhafazakârlar arasında Abdülhamit konusunda ortak bir tutum yok. Ancak baskın ton, Abdülhamitçilik desek yanlış sayılmaz. Tarihi biraz deştiğimizde zamanın siyasal İslamcılarının hatta dönemin tarikatlarının Abdülhamitçi değil, bizzat Abdülhamit karşıtı olduğunu da görürsünüz. Mehmet Akif, Filibeli Ahmet Hilmi, Erbilli Esat, Elmalılı Hamdi, Eşref Edip, Mizancı Murat, İskilipli Atıf, Said Nursi başta olmak üzere dönemin İslamcılığı temsil eden kesimlerinin Abdülhamit’e yönelik keskin eleştirileri tarihi belgelerle ortadayken, bugünün İslamcılarının, AKP’lilerin ve genel olarak Türk sağının Abdülhamitçi geçinmesi tam bir garabet! Elbette bu gericiliğin çelişkisi!

“Ulu önder Atatürk” sözüne kızıp Atatürk’ün kutsallaştırılmasına din adına karşı çıkanların Abdülhamit söz konusu olunca “ulu hakan, cennet mekân” tabirini kullanmalarına ne demeli? Çelişkisinin dublesi!

Ya da Cumhuriyet düşmanlığı sabit olan ve halkı isyana teşvik, ayaklanma çıkarmak ve İngilizlerle işbirliği gerekçesiyle vatana ihanet nedeniyle asılan ‘İskilipli Âtıf Efendi’nin mezarı başında resmi devlet töreni düzenleyen AKP ve AKP’li devlet görevlilerinin aynı zamanda Abdülhamit yandaşı ve propagandacısı olması garabetin bir başka çeşidi değil midir? İskilipli Âtıf, keyfi idare ve zulüm diye nitelendirdiği Abdülhamit istibdatını “nifak ve şikâk” diye tanımlamıştı halbuki!

Abdülhamit’in tahtan alınması için Şeyhüislam tarafından verilmeyen fetvayı bir başka İslamcı Elmalılı Hamdi Yazır yazmıştı.

Mehmet Akif, “yıldızdaki baykuş” dediği Abdülhamit’i şöyle eleştirmişti bir şiirinde: “Dedi: Çoktan beridir vardı benim bir derdim/Gideyim zalimi ikaz edeyim, isterdim. /O, bizim cami uzaktır, gelemez mani ne?/Giderim ben diyerek vardım onun camiine/Kafes ardında hanımlar gibi saklıydı Hamid/Koca şevketli! Hakikat bunu etmezdim ümid/Belki kırk elli bin askerle sarılmış Yıldız/O silahşörler o al fesli herifler sayısız/Neye mal olmada seyret, herifin bir namazı/sade altmış bin adam kaldı namazsız en azı!/Hele tebziri aşan masrafı, dersen sorma/Gördüğüm maskaralık gitti de artık zoruma…

İslamcıların bile karşı olduğu Abdülhamit’i göklere çıkaran ve bugünün İslamcılarına kılavuz yapan ise “Ulu hakan İkinci Abdülhamit Han” kitabını yazan Necip Fazıl’dan başkası değildi. Necip Fazıl, 17 Temmuz 1959 tarihli Büyük Doğu Dergisi’nde “Amerikan politikasını korumakla mükellefiz… Amerikan siyasetini tutmak biricik yol… Amerika’dan nazlı bir sevgili muamelesi görmek biricik dikkatimiz olmalı. Yoksa bir Amerikan bahriyelisinin, iki yana açık bacakları arasında mütalaa ettiği kadından ileri geçemeyiz. Dış siyasetimizde Amerikan siyaseti ve iç bünyemizde Amerikanizm politikasını kendimize tecezzi etmez (birbirinden ayrılmaz) bir siyaset vahidine (tekliğine) göre ayarlamakta büyük ve her işe hâkim bir mânâ gizlidir.” Diyen bir İslamcıdan, Abdülhamit’i İslamcılığın bayrağı yapan Amerikancı’dan başkası değildir

Milliyetçi, muhafazakâr, gerici çevrelerin Abdülhamit için olmadık methiyeler düzerek dile getirdikleri iddialar şunlar: Büyük bir devlet adamı olarak Osmanlı’nın yıkılışını 33 yıl engelledi, Siyonistlere tek karış toprak vermedi, İslam birliği hedefi vardı, darbeyle haksız şekilde indirildi, hal fetvası bir Yahudi tarafından verildi, Abdülhamit’i devirenler masonlardı, Yahudilerdi, batıcılardı, Abdülhamit kalsaydı Osmanlı yaşar, şeriat devam eder, topraklarımız kaybetmez, pan-İslamizm sağlanırdı… Aslına bakarsanız, dile getirilen tezler bundan ibaret. Abdülhamit kutsaması bugün gerici, milliyetçi ve muhafazakâr çevreleri bir arada tutan bir tutkal rolü görürken verili ideolojik kodlamalara uyan hayali bir Abdülhamit resmi çiziliyor.

Abdülhamit’in torunlarından Osman Ertuğrul, katıldığı bir TV programında “Dedem rom içerdi, babama söylerdi, bak ben bunu içiyorum, çünkü bu yasak değil, Kuran’a bak, orada şarap diyor, şekerden yapılanın bahsi geçmiyor derdi” demiştir. Saray’da opera ve operetleri ilk izleyen Abdülhamit’tir. Abdülhamit dindar bile değildir. “Ulu hakan, cennet mekân” dedikleri Abdülhamit’in “batı tarzı” yaşamının üzerinden atlayıp kendisini cennetlik yapmaları Türk sağının sığlığını ya da kara propagandasını göstermeye yetmez mi?

AKP’nin TRT’sinde Payitaht adlı dizide Abdülhamit’i İngiliz elçisine tokat attıranlar, tarihe de takla attırmışlardır. Abdülhamit’in, tahtını, saltanatını ve ailesini korumak için İngiliz Kraliçesi’nden istediği talebe karşılık Kıbrıs adasını İngilizlere nasıl verdiğini ise bilmezler. İngiliz zırhlısı tam da bunun için Ortaköy açıklarına gelmiş, Saray’ı korumaya almış, her an Abdülhamit’in binip kaçması için hazırda bulundurulmuştu. Sarıklı ihtilalci diye bilinen Ali Suavi’nin Çırağan Sarayı baskınından sonra İngiliz elçisini çağıran Abdülhamit “majeste kraliçe beni korur mu” talebine İngilizlerin verdiği yanıt meşhurdur: “Sadece sizi ve ailenizi değil küçük Asya’daki bütün topraklarınızı korumaya taliptir.” Bu pazarlığın karşılığında Kıbrıs İngilizlere verilmiştir. Geniş kitleleri kandırmak için İngiliz elçisine tokat atan Abdülhamit senaryosu, Abdülhamit’in İngilizciliği ve devlet adamı kimliği karşısında anlatılan bir çocuk masalıdır!

Abdülhamit önce İngilizcidir, sonra Almancı olmuştur. İttihat ve Terakki için anlatılan Almancı hikayesi, Abdülhamit ile başlamış bir Osmanlı devleti siyaseti olarak sürdürülmüştür. İngiltere’de muhafazakâr hükümet yerine liberal hükümet geçmesi, Avusturya-Macaristan ile sorunu bulunan Osmanlı için İngiltere’nin yerini Almanya’nın almasına yol açmıştır.

Anlatılan öykülerden birisi de İsrail devletinin kuruluşuna yönelik Abdülhamit’in sözde mücadelesi ya da engelleyici duruşudur. Siyonistlerin Abdülhamit’ten toprak istediklerini ama Abdülhamit’in bunu engellediğini, mason örgütü olduğunu iddia ettikleri İttihat ve Terakki’nin Abdülhamit’i tahttan indirerek bunun yolunun yaptığını bir tekerleme biçiminde anlatıp, Abdülhamit hayranlığına dayanak yapıyorlar. Ancak Abdülhamit döneminde Osmanlı borçları için yürütülen pazarlıkların bir parçası olarak bizzat Saray’dan Filistin’de toprak satışı, göç ve yerleşim konusunda izin çıktığı bugün belgelerle ortada. Siyonist lider Herzl ile samimi görüşmeleri kadar Rotschild ailesiyle de sıkı ilişkileri kayıtlı. Herzl’e Anadolu, Suriye ve Mezopotamya dahil ancak Filistin hariç her yerde yerleşim faaliyetinde bulunabileceği bilgisi sağın tuttuğu yer. Ancak Abdülhamit borç karşılığında Rotschild ailesine ciddi imtiyazlar vermiştir. Herzl ile Rothschild ailesinin kurduğu ilişkide temel fark şudur: Edmond Rothschild, Theodor Herzl’in aksine sessiz yerleşimi savunmuştur. Aile Filistin’de ilk araziyi 1882’de Sultan Abdülhamid devrinde almış, 1900 yılına gelindiğinde Filistin’deki Yahudi yerleşim birimlerinin sayısı 12’ye, arazi miktarı ise 250 bin dönüme ulaşmış, 1918’e gelindiğinde Filistin arazilerinin yaklaşık yüzde 10’a yakın kısmı Yahudilere ait hâle gelmiştir. Filistin bölgesine Yahudilerin göçü ve yerleşmesi en fazla Abdülhamit döneminde yaşanmıştır. Bugün Filistin sorununu, emperyalizmin Siyonizmi bir araç olarak kullanması gerçeği görülerek ve Osmanlı’nın sadece Filistin değil birçok toprağını paylaştığı gerçeği ile birlikte değerlendirilirse bu tarihi gerçek de sağın hamasetini yerle bir edecektir. Abdülhamit yandaşlığı, Filistin sorununda sağın tutarsızlığını bir kez daha gözler önüne seriyor. İttihatçılık ve cumhuriyet düşmanlığı ile saltanatçılık ve hilafetçilik gözleri kör etmiştir!

Rotschild ailesi ile Abdülhamit ilişkisi burada bitmiyor. 1853’den Mondoros Anlaşması’na kadar Osmanlı döneminde 41 kere dış borçlanma yapılmış, bunun 20’si sadece Abdülhamit döneminde gerçekleşmiştir. Düyun-u Umumiye Meclisi’ni kuran Sultan Abdülhamit’ten başkası değildir. IMF’ye bütün borçlarımızı ödedik diyen AKP’nin bugünün IMF’sinden daha beter, doğrudan Osmanlının gelirlerine el koyan bir yönetim biçimini, ülkenin sömürgeleşmesinin en önemli aracı olan Düyun-u Umumiye’yi kuran Abdülhamit’i övmesi, özünde Türkiye’ye vurulmuş pranganın övülmesinden başka bir şey değildir!

Üzerinde komplo teorisi uydurulan hadiselerinden birisi de Abdülhamit’in tahttan indirilmesinin kendisine ilan edildiği hal fetvasının sunumunda Yahudi Emanuel Karasu isimli milletvekilinin bulunması. Ama kurulan heyet 4 kişiden oluşuyordu ve Ayan ve Meclis-i Mebusan’ın -bir kişi dışında- onayıyla bu fetva çıkarılmıştı. Fetvayı yazan da Elmalı Hamdi Yazır’dan başkası değildi. İttihat Terakki milletvekili olan Emanuel Karasu’nun ise bir zamanlar Abdülhamit’in jurnalcisi olduğu yine üzeri örtülen tarihi bir gerçek olarak sadece not düşülmelidir.

Sağ mazluma yatmayı sever ve bunu çok kullanır. Abdülhamit’in bir darbeyle iktidardan uzaklaştırıldığı tekerlemesi, Abdülhamit’e yönelik haksızlık ve mazlumiyet öyküsü haline getiriliyor. Ancak Abdülhamit 1876’da iktidara nasıl geldiyse 1908’de aynı şekilde iktidardan düşmüştür. 1908 darbe ise 1876 nedir? Abdülhamit “darbecilerle” yaptığı pazarlıkla padişah olmuştur. Kanuni Esasi’yi getirme ve Meclis’i açma sözüyle, Mithat Paşa tarafından padişah yapılmıştır. Aynı Abdülhamit Mithat Paşayı batılı ülkelere satmış, tuzak kurmuş, çağırmış, tutuklatıp sonra sürgüne göndermiştir. Mithat Paşa, Taif’te bir zindanda boğdurularak öldürülmüştür. İşte Abdülhamit budur!

Abdülhamit parayı çok seven bir padişahtır. Abdülhamit hayatı boyunca büyük bir servet biriktirmiş, devletin malı olan toprakları kendi üzerine geçiren bir padişah olarak tarihe geçmiştir. Bugün Abdülhamit propagandası yapmak, servet biriktiren siyasetçilerin meşruiyetini yapmanın ambalajlı halidir!

Abdülhamit toprakları, arazileri kendi üzerine geçirirken, Osmanlı topraklarının parça parça elden çıktığı dönemin de padişahıdır! İngiltere, Almanya ve Rusya arasında denge politikasıyla saltanatını korumaya çalışan Abdülhamit ülke topraklarının elden çıkmasını ise engelleyememiştir ya da saltanatı için elden çıkarma basiretsizliğini sergilemiştir. Tunus, Mısır, Kıbrıs, Sırbistan, Karadağ ve Romanya başta olmak üzere 1 milyon 600 bin kilometrekare toprak bizzat Abdülhamit döneminde kaybedilmiştir. Bugünkü Türkiye’nin iki katıdır!

Başbakanlığı yok ederek, bütün yetkileri Yıldız’da topladı, muhbirlik ve jurnal hayatın vazgeçilmez unsurları haline geldi. Abdülhamit, saltanatın ve şahsının bekası için istibdat rejiminin kurucusudur. Ülkede tam bir istihbarat ağı kurulmuş, muhaliflerin sürgünle, o da yetmiyorsa hapisle ya da ölümle cezalandırıldığı bir dönemin padişahı olmuştur. Abdülhamit, istibdat rejiminin kara sultanıdır!

Abdülhamit gerçeği özetle budur. Bugün Abdülhamit’in ismi askeri hastanelere veriliyorsa eğer, bugün Abdülhamit propagandası rejimin resmî ideolojisi haline gelmişse eğer, bugün Abdülhamit’i cennetlik yapacak kadar bir cinnet hali yaşanıyorsa eğer, bugün Abdülhamit kahramanlığı anlatılıyorsa eğer, bilin ki ya cehaletten ya da hastalıktandır!

Abdülhamit’in birilerine örnek olduğu ise kesin!