Bir kabusun yeniden görülmesi: Afganistan'da kadınlar ve Taliban

Bir kabusun yeniden görülmesi: Afganistan'da kadınlar ve Taliban

17-10-2021 07:45

Taliban’a göre kadın, erkeği dinden çıkaran, günaha sokan, göz önünde olmaması gereken bir konumdaydı. Bu bakış açısıyla kadından sorumlu bakanlık kapatıldı, yerine Faziletin yayılması-Ahlaksızlığın engellenmesi Bakanlığı kuruldu. Şeriat kurallarını uyguladığını iddia eden Taliban’ın polisleri ile şeriatı tartışmak yasak, polisin uygun bulmadığı bir durumda sokak ortasında kırbaçlanmanız kaçınılmaz

Gürseli Kara

Bugün sizlere Afganistan’da yaşanmış, Zarmeena’nın yürek yakan hikayesini anlatmak veya Bibi Ayşe’nin yaşam mücadelesinden bahsetmek isterdim. Hikayelerin kişiyi derinden yaralamasının yanı sıra, mevcut düzende bu derece caniliğe meşru zemin yaratılması ayrıca sarsıcı bir gerçek. Fakat okuyucu, internetin sağladığı imkanlar dahilinde bu yaşanmış hayat hikayelerini öğrenebilir. Yazımızın konusu, Afganistan’da kadınların insanca yaşam hakkından neden bu kadar uzak olduğudur.

Bugün Afganistan’da kadının sokağa yalnız çıkması yasak. Yanında birinci derece mahremi olan kadınlar sokağa çıkabilir. Giydiği ayakkabının yürürken ses çıkarmaması gerekiyor ve kadının toplum içinde konuşurken sesinin yabancı bir erkek tarafından duyulması cezalandırılması(kırbaçlanma) için yeterli sebepler. Kadının eğitim hakkı ise geçmişte olduğu gibi bugün de ellerinden alındı. Kadınlara çalışmak yasaklandı.

Ağustos ayı itibariyle yönetimi ele geçiren Taliban, toplumsal ve kamusal alanla ilgili yasaklarını sıralamakta gecikmedi. Yaşamsal ihtiyaçların dahi karşılanmadığı bugünlerde, sağlık hizmetlerine ulaşımın oldukça kısıtlı olduğu, açlık ve fakirliğin yaygın olduğu gerçeğine mercek tutmamız gerekiyor. Ne oldu da bir toplum topyekun fakirliğin ve gericiliğin pençesinde can çekişir hale geldi?

Günümüzü anlamak için geçmişe kısaca göz atmakta fayda var. Afganistan tarihinde 1919-2021 yılları arasını toplumsal dinamiklere şekil veren dört döneme ayırmak mümkün;

KRALİYET DÖNEMİ

Kral Amanullah, Zahirşah ve Davud Han sırasıyla ülke yönetiminde söz sahibi olur ve her biri dönemin gerektirdiği koşullar neticesinde kadın hakları konusunda reform girişimleri gericiler tarafından tepkiyle karşılanır ve İslam’a uygun bulunmaz hatta bazı reformlar sonucu yönetim değişikliğine gidilecek kadar basınç oluşur ama sonuç itibari ile kraliyet dönemlerinde dahi kadın hakları alanında bugünkü rejime nazaran, ilerlemeler mevcuttur.

Bunlardan bazıları; kadınlara eğitim hakkı tanınması, eşini seçme özgürlüğü tanınması, kamusal alanda burka ve şal takma zorunluluğunun kaldırılması, kamusal alanda çalışma hakkı tanınması…

Arap kültüründen etkilenmiş Afgan toplumunda, kız çocuklarının küçük yaşta evlendirilmesi, para karşılığı satılması, eğitim, çalışma veya söz hakkının olmaması kadınların sosyal veya kamusal hayatta varlık gösterememesine neden olmuş. Erkeklere birden fazla evlilik yapma hakkı tanınması, evliliklerin yasal statüde olmaması, kadına boşanma hakkı dahi tanınmaması, aile içi şiddetin yaygın olmasına sebep olmuş ve kadını toplumda ikinci plana itmiştir. Yapılan reformlar kadınlara alan açsa da toplumsallaşamamış, Afgan halkının burjuva kesimlerinde uygulanabilmiş, gelenek halini alan uygulamalar ‘kadın ve erkek kimliğini’ kadının erkek karşısındaki ikincilliğinin “kutsal bir yazgı” olduğu yönündeki görünmez kılınan inancını benimsetmiştir.

Yazının bu noktasında belirtmekte yarar var, dönem koşulları düşünüldüğünde Afganistan’ın kuzeyinden esen Sovyet rüzgarlarının etkisiyle kadın hakları ve eğitim-sağlık alanında atılan adımlar kaçınılmazdı. 70’lerde halk hareketlerinin yükselişi, Amerikancı Şah’ın tahttan indirilmesine yolu açtı ve 1978’de Sovyetler Birliği desteğiyle Afganistan Demokratik Halkçı Partisi yönetime geldi.

AFGANİSTAN DEMOKRATİK HALK CUMHURİYETİ DÖNEMİ-ADHP (1978-1992)

Devrimden sonra bölgede halkın yaşam standartları hiç olmadığı kadar arttı, dinci ve gerici grupların etkisi 1986’ya kadar kontrol altında tutuldu. 1978 başlarında 600 yeni okul açıldı.

1979 yılında okuma-yazma sorununa eğitim kampanyası başlatılarak kalıcı çözümler getirildi. 5000 profesyonel ve 20.000 gönüllü katılımcıyla 925.000 Afgan vatandaşına okuma-yazma öğretildi. İlköğretim öğrencilerine anadillerinde eğitim görme olanağı sağlandı. Halka ilk defa politik ve kültürel organizasyon, sendikal örgütlenme hakkı ve sosyal güvence verildi. Mayıs 1978’de ilk sendikalar kuruldu ve 1979 sonuna kadar toplam 270.000 endüstri işçisinden 120.000’i ve hizmet sektöründen 60.000’i sendika üyesi oldu. Kraliyet ailesi ve toprak ağalarının elinde bulunan araziler köylüye ve çiftçiye dağıtıldı. Çalışma saatleri 7 saate indirildi ve işçilerin ücretleri 2500 Afgani’ye yükseltildi (oransal olarak %6-7). Sendikalar da açtıkları kütüphaneler, yaptırdıkları toplu konutlar, tiyatro ve sinemalarla bu projede önemli bir rol üstlendiler. Sağlık hizmeti ücretsiz hale getirildi, ev kirası ve gıda fiyatları düşürüldü, içme suyu ve acil yardım hizmeti sağlandı; köylere yol ve elektrik getirildi. Özellikle Kabil’de 1991 yılına gelindiğinde öğretmenlerin %70’ini, devlet memurlarının %50’sini ve doktorların %40’ını kadınlar oluşturmakta idiler.

Bu dönemde kadın haklarının tesisi için bazı yasalar çıkartılmıştır: Para veya diğer eşya karşılığında bir kadının evlendirilmesinin, on altı yaşın altında olan kızlar ve on sekiz yaşın altında olan erkeklerin evlenmesinin yasaklanması gibi.

Bu dönemde kadınlar her yönden eski dönemlere göre daha özgür ve rahat idiler. Çünkü artık onlar ticari, siyasi, sosyal ve kültürel faaliyetler gibi pek çok faaliyette bulunabilmekteydiler. Kadınların siyasete girmelerini sağlamak amacıyla kurulan ‘Sazman-ı Demokratik-ı Zenan-ı Afganistan”, 1986 yılında “Şuray-ı Seraseri Zenan- Afganistan” olarak isim değiştirip daha geniş faaliyetler yapmaya başladı. Yine bu dönemde Afgan Devrimci Kadın Örgütü (RAWA) Meena Keshwar Kamal öncülüğünde kuruldu, çok sayıda okul inşasında rol alan RAWA, kadınlara dünyayı dar eden şeriatçı zihniyete karşı mücadele verdi.

AFGAN İÇ SAVAŞI VE AFGANİSTAN İSLAM EMİRLİĞİ DÖNEMİ (1992-2001)

Mücahitler dönemi ve Taliban dönemi olarak ikiye ayırabileceğimiz bu süreç, kadınlar ve topyekun Afgan halkı için oldukça karanlık bir dönemdir. CIA Pakistan Gizli Servisiyle işbirliği yaparak, Pakistan’da, Mısır’da ve Hindistan’da eğittiği İslamcı gerillaları Afganistan’a kaçak olarak soktu. Çin Halk Cumhuriyeti ve Mısır’dan yollanan silahları İslamcı gruplara yollayarak ve operasyonun bir diğer finansmanı olan Suudi Arabistan’dan para aktararak operasyon başlattı.
İçeride giderek artan ve çoğunu Pakistanlı İslamcılarının oluşturduğu gerici kitle, devrimin yapıldığı 1978’den Sovyetlerin çözülüşünden bir sene sonrasına kadar Afgan devrimci hükümeti için her geçen gün büyüyen bir tehdit halini aldı. Sovyetlerin çözülüşüne kadar geçen zaman zarfında parti içi (ADHP) meseleler ve ülkelerarası dinci kışkırtma, Afgan halkını ve devrimci Afgan hükümetini felakete sürükledi.

Gericilerin Afganistan’ı işgal etmesinden sonra, kazanılmış tüm hakları ellerinden alınan kadınlar tekrar ikinci konuma itildi. Taliban’a göre kadın, erkeği dinden çıkaran, günaha sokan, göz önünde olmaması gereken bir konumdaydı. Bu bakış açısıyla kadından sorumlu bakanlık kapatıldı, yerine Faziletin yayılması-Ahlaksızlığın engellenmesi Bakanlığı kuruldu. Şeriat kurallarını uyguladığını iddia eden Taliban’ın polisleri ile şeriatı tartışmak yasak, polisin uygun bulmadığı bir durumda sokak ortasında kırbaçlanmanız kaçınılmaz. Suçunuz ispat olunmasa dahi hırsızlıkla suçlanırsanız, eliniz sokağın ortasında kesilir, ibret olsun diye direğe asılır.

Yazının başında belirttiğim Zarmeena ve Bibi Ayşe’nin trajik hikayeleri bu hastalıklı zihniyet sonucu yaşanmış olaylardır.

Kadının çalışmasının yasaklanması, tek başına sokağa dahi çıkamaması, erkeğe tabii olunan bir hayat düzeni oluşturmuş, uzun yıllar bitmeyen çatışma ortamı ülke genelinde fakirlik, açlık ve sefalete neden olmuştur.

ABD ve Suudi destekli oluşturulmuş Taliban rejimi; ‘kemik atan eli’ 11 eylül 2001 tarihinde ısırarak, finanse edilen terörün nasıl kontrolden çıkabileceğinin çarpıcı örneğini göstermiş ve ikiz kulelere terör saldırısı düzenleyerek binlerce sivilin ölümüne yol açmıştı.

ABD MÜDAHALESİ VE GÜNÜMÜZE KADAR OLAN DÖNEM(2001-2021)

Terör saldırısından sorumlu tutulan Bin Ladin’i ele geçirmek ve artık ezber ettiğimiz üzere işgal ettiği topraklara ‘özgürlük’ götürmek için Afganistan işgal edildi. Emperyalist ABD ve işbirlikçileri yirmi yıldır bu topraklarda sözde güvenliği sağladı ve cihatçı terör örgütleri ile mücadele verdi.

Bu süreçte kadın haklarında göstermelik iyileşmeler sağlandı ve kadına seçme seçilme hakkı, kamusal alanda çalışma hakkı gibi haklar tanındı.

Medyada cihatçı terörün korkunçluğunu göstermek için Zarmeena ve Bibi Ayşe’nin hikayelerine denk gelebilirsiniz. Bu hikayelerden yola çıkarak Afganistan’da kadınlara bağış toplayan emperyalist ülkelerin yardım kuruluşları sizlere bolca ajitasyon yapacaktır. Cihatçı terörü finanse eden emperyalistler, Ortadoğu ülkelerini işgal eden emperyalistler, yarattığı felaket için üzgün olan ve bağış toplayan emperyalistler… Bu ne yaman çelişki?

Elini attığı her yere savaş ölüm ve gözyaşı götüren emperyalist saldırganlık, geri çekildiği Afganistan’da iddia ettiğinin aksine terörü sonlandırmadı. Savaş ve çatışma ortamında, gericiliğin pençesinde Afgan kadınının daha çok bedel ödeyeceği gerçeği maalesef karşımızda duruyor. ABD ve Ortadoğu politikalarının bedelini Afgan halkı en çok da Afgan kadını ödedi ve ödüyor.

Kadına ve kadın haklarına dair kazanımların zor bela elde edildiği bir coğrafyada köklü değişiklikler yapabilmek için yönetim sisteminin ve eğitim sisteminin değişmesi ve bu değişimin yıllar içerisinde istikrarlı politikalarla uygulanması gerekiyor. Tarihsel örnek sunmak gerekirse Küba canlı örneği karşımızda duruyor. Devrimden önce ABD’nin fuhuş ve kumar için arka bahçe olarak kullandığı Küba’da sosyalist düzen inşa edildikten sonra kadına yüklenilen sınıflı toplumun ataerkil yükü dönüştürüldü. Kadın üretime katıldı, toplumsal yaşamın eşit bir bileşeni olarak hayatın her alanında varlığını gösteriyor.

Yazının başında da sorduğumuz gibi, Afganistan’da kadının insanca yaşamdan neden bu kadar uzak olduğunun yanıtını emperyalist saldırganlıkta bulabiliriz. Çare ise eşitlikçi bir düzende, sosyalizmde. Bu düzen bir hayal değil, gerçek olarak karşımızda.