KONUK YAZAR | Tülin Tankut yazdı: Sosyal medya ve kadın

Bizde adettir; yetkililer ucu kendilerine dokunmadıkça sorunlar karşısında üç maymunu oynarlar. Şimdi de Batı bile bununla baş edemiyor, bahanesinin arkasına sığınarak sorumluluklarını yerine getirmekten kaçıyorlar. Ancak sui misal emsal olamaz.  Hem Batı ölçütse, Batı’daki görece demokrasi, insan hakları, ifade özgürlüğü vb. çağdaş uygulamalardan neden örnek alınmıyor?

KONUK YAZAR | Tülin Tankut yazdı: Sosyal medya ve kadın

Tülin Tankut

Sosyal medya, bireylerin internet üzerinden birbirleriyle yaptıkları diyaloglar ve paylaşımlar bütünü olarak tanımlanıyor.  Facebook, Twitter, WhatsApp ve daha nicelerinin adını neredeyse dünyada duymayan yok  . Okuma yazma bilmeyenlerin bile bir yakınından yardım alıp bu kervana katıldığını işitiyoruz.  Anne babalarsa ders çalışma saatlerinden çaldığı için çocuklarının sosyal medya kullanımından şikayetçi. Ana akım medyanın da gündemine giren bu yakınmalara, son yıllarda özellikle çocuk yaştaki gençlerin, hatta çoluklu çocuklu bireylerin evden kaçmalarının yol açtığı sorunlar eklendi. Ancak toplumun diğer sorunlarının yanında bunların esamisi bile okunmuyor. Ülkeyi yönetenler sus pus.

Bizde adettir; yetkililer ucu kendilerine dokunmadıkça sorunlar karşısında üç maymunu oynarlar. Şimdi de Batı bile bununla baş edemiyor, bahanesinin arkasına sığınarak sorumluluklarını yerine getirmekten kaçıyorlar. Ancak sui misal emsal olamaz.  Hem Batı ölçütse, Batı’daki görece demokrasi, insan hakları, ifade özgürlüğü vb. çağdaş uygulamalardan neden örnek alınmıyor?

Geçenlerde bu konuyu işleyen televizyondaki gündüz kuşağı programlarına RTÜK’ten bir uyarı geldi, o da halkın yakınmalarının ayyuka çıkmasından ötürü olsa gerek. Ama karşımızda uyarıyla ya da internete sansür getirerek çözülemeyecek bir sorun var. Söz konusu televizyon programları olayları “göstermekle” yetiniyor. Dolayısıyla sorunun toplumsal kaynağının, ardında yatan nedenlerin fark edilmesini engelliyor.

Sosyal medya televizyon, bilim, teknoloji, sinema, müzik, sanat, siyaset, eğlence vb. farklı konularda kullanıcılara kolaylıklar getirdiği kadar kuşkusuz yozlaşmaların da yaşandığı bir alan haline geldi.  İnternet bu kadar popüler oldu, çekim gücüne diyecek yok; ama buz dağının görünmeyen yüzü kullanıcı için meçhul.  Dev şirketler nasıl çalışıyor? Bizi aşan daha pek çok soru işareti var. Bununla birlikte yozlaşmanın nedenleri çok açık değil mi?

Tüketim otomatikleşti. Satın almada rasyonel kararlardan çok duygusal doyum motive edici olabiliyor. Neoliberalizmle artan   tüketimin kışkırtıcı çeşitliliği, yaşama tüketim penceresinden bakan bir insan tipi yarattı. Güzellik kutsanır oldu. Bu modaya erkekler de uydu.  İhtiyaç giderme, kendi başına bir amaç olmaktan çıkıp başkalarını etkileyebilme pratiğine dönüştü. Sosyal medya fenomeni nasıl doğdu? İşi o kadar ilerlettiler ki artık vergiye bile tabi tutuluyorlar.

Teknoloji, kavramları ve ideolojisiyle girdi ülkelere. Manipülasyonlar adeta norm haline geldi. Dünyayı saran küresel kültür insanların özgürce hayal kurmasına bile fırsat tanımıyor. Yerel kültürse, öykündüğü küresel kültüre kendini uyarlama peşinde ama çoğu kez yerel tatların da bozulmasıyla sonuçlanıyor bu çaba. ( Televizyondaki bir kaç istisna dışında dizi, yemek, yarışma, eğlence  programlarından belli olmuyor mu?) Burjuva kültürünün koruyucuları bile, popüler kültürün yaygınlaşmasının, insanların dünya görüşü, kültür- sanat algısı, estetik beğenisinde karmaşaya yol açmasından yakınıyor.

İnternet kullanımının bireyler üzerindeki etkileri hakkında artık ülkemizde de akademik çalışmalar yürütülüyor. Teknolojik yenilikler bireyde bencillik, ben- merkezcilik eğilimini artırırken güven, bağlılık ve dayanışma duygusundan bireyin yoksun kalmasına yol açmıştır, yorumları yapılıyor. Cep telefonu bireyi değiştirdi. Sosyal medyaya erişim kolaylaştı. Sosyal medyada geçirilen zaman uzadı.  İstatistikler, ülkemizde ve pek çok ülkede bu yüzden aldatma ve boşanma olaylarının arttığına işaret ediyor. (1)

Bir başka istatistiğe göre, ergenlik yaşı çağın bir gerçeği olarak 22-24 yaşa kadar uzadı. Yeni duruma uyum sağlamanın sıkıntılı bir süreç olacağı açıktır. (2) (“Ergenlik depresyonu”, kimlik edinme, rol model bulma zorluğu) Sosyal medyadaki, popülizmin pompaladığı değerler erozyonu, araştırmaların da gösterdiği gibi küresel kültürden kaynaklanıyor. Dilin kullanımı, sorunun başında geliyor.  Medya, spor, politika, sokak, trafik, dizi, dahası edebiyat dünyası vb. yerlerde her tür ayrımcılığın, özellikle cinsiyet ayrımcılığının- küfrün bini bir para- nasıl üretildiği, kullanılan dille kendini belli ediyor. Bilgi kirliliğiyse   cehalete sebep olabiliyor. İletişim araçları, özellikle romantik beklentileri olan kadınlara evlilik ya da duygusal yönden erkeklere bağlı oldukları propagandasını yapıyor. Kısacası bireyler, duygu dünyalarında bir kuşatmanın ortasında şaşkın, yalnızlık çekiyorlar.

Dolayısıyla ”Serbest piyasalı demokratikleşmenin” sancıları yaşanıyor. İnternetin potansiyelini fark eden, durumdan vazife çıkarma heveslileri boş durmuyorlar tabii, “sorunu biz çözeriz” havasına girmişler… Ortam da müsait.  Demokrasi içi en çok boşaltılan bir kavram. Ama herkes kendine göre bir demokrasi – aynı zamanda da laiklik- tanımı yapamaz; ister serbest piyasacı olsun isterse din istismarcısı. Serbest piyasayla uyumlu fetva verenleri, okültizmi kullanarak insanların içine korku salmaktan yarar umanları da unutulmamalı. Bunlar, her yaptıkları falsoda karşılarında giderek güçlenen sol muhalefeti buluyorlar. Din istismarcılarıysa, yinelemekte yarar var, şunu bilsinler ki; cemaat kimlikleri dinsel, mezhepsel, etnik, kültürel vb. kimliklerdir. Çağdaş toplumda özerk bir benlik duygusunun geliştirilmesi yerine “kul benlikli” insan yetiştirmenin yeri yoktur. Din kurumunun temelleri çatırdıyor bahanesiyle gençleri kazanmaya bakan; kadın ve erkeğin bir arada bulunmasını ahlaka uygun bulmayan kesimler   artık olmayacak duaya amin demekten vazgeçmeliler. Yalnızca onlar mı?  Cemaat, tarikat vb. dinsel grupların görünür olmasını, ülkenin demokratikleşmesi açısından bir gelişme olduğunu savunanlar tesettüre de kadına kamusal alana çıkma fırsat verdiği gerekçesiyle kadının özgürleşmesi olarak sahip çıkmadılar mı?

Sosyal medya iki yanı keskin bıçak gibi; bilinçli kullanıldığında bilgi, deneyim paylaşılıyor. Ülkeyi yönetenlerin aldığı kararlara karşı demokratik muhalif hareketler gelişiyor. Film, video, internet, kitap yayınlanması vb. aracılığıyla alternatif medyada muhalif grupların hakları savunuluyor.

İnternet, kadın hareketine de görünürlük kazandırdı. Ana akım medyanın yer vermediği birçok etkinlik sosyal medya aracılığıyla kitlelere duyuruluyor. Kampanyalar düzenleniyor. Uluslararası etkileşim sağlanıyor. Bu görece özgürlük ortamı, kadın hareketinin sokakla bağını yeniden kurmasının da yolunu açacaktır. Ancak bu her şeyin güllük gülistanlık olduğu anlamına gelmemeli.    En önemlisi dünya genelinde kadına yönelik şiddetin önlenmesi için verilen mücadeleler, daha önce görülmedik bir baskıyla karşılaşıyor.

Zor zamanlardan geçiyoruz. Sömürülenle, ezilenle kapitalist sistemin iyileştirilmesinin mümkün olmadığının giderek daha çok farkına varıyorlar.    Küresel kapitalizm, kâr getirmesi için insanın yeme, içme, barınma v.d. ihtiyaçlarının yanı sıra ruhsal ihtiyaçlarını bile manipüle etmekten çekinmiyor. İnsana acı çekme hakkı tanımıyor. Gelsin ilaçla tedavi! Oysa gerekmedikçe tedavi görmek insanı sıradanlaştırabilir de. Bununla kalınsa! Beterini, şu sıralar dünyanın her yerinde dizi meraklılarını koltuklarından zıplatacak, günümüz Güney Kore toplumu üzerinden küresel kapitalizme fena halde saldıran “Squid Game” (Kalamar Oyunu) adlı Netflix dizisi gösteriyor. (3)

O halde insanlığın önünde iki seçenek var: Direnmek ya da teslimiyet. Terazinin ibresi direnmekten yana görünüyor. İklim değişikliğinin gezegene verdiği zararlar sonunda bardağı taşırdı ve dört bir taraftan tüketim ideolojisine karşı güçlü sesler yükselmeye başladı. Öte yandan 4.10.2021 günü dünyayı sarsan “sosyal medya çöktü” haberleri, iş ve finans dünyası kadar Facebook, Instagram, WhatsApp gibi sosyal paylaşım sitelerinin 6 saat süren kesintisi de kullanıcıları şaşırttı;  öyle ki uzmanlara göre özellikle gençlerde boşluğa düşme duygusu yarattı. Ama ne denir: “Bir musibet bin nasihatten evladır.” Uyarı niteliğindeki bu kesinti, dileriz zihinlerde tekelci şirketlere mahkum olmaktan kurtulmanın yollarını arama düşüncesinin doğmasına vesile olur.

DİPNOT:

1) Yeni kimlik tanımları ortaya çıktı. Toplumsal kimlik, kolektiftir. (Millet, etnisite, din, toplumsal cinsiyet gibi geniş topluluklarla ilişkili bir kimlik)

İlişkisel kimlik: Bireyin diğerleriyle öğrenci, eş, yönetici v.b. konumlarında elde ettiği kimlikler.

Günümüzde bunlara sorun yaratan “ dijital siber kimlikler” eklenmiştir.

2) Cinsiyetçi sınıflı toplumun körüklediği aldatma, kıskançlık, psikolojik şiddet, kaba şiddet ortamında aşk, suni teneffüslerle yaşatılmaya çalışılıyor. Aşkta cinsel eşi ülküselleştirmenin kaçınılmaz sonucu olarak duygusal anlamda eşitlik söz konusu değildir. (“Aşkın gözü kördür” denir.) Ama sınıflı toplumda bireylerin eşit konumda olmayışı aşkı da yok edebilecek bir etkendir. Eşit koşullardaysa aşkın küllerinden yeniden doğacağını umabiliriz.

3) “Squid Game”de, tüketim toplumunun ıskartaya çıkarttığı, çoğu erkek olan yetişkinler, sistemin bir özelliği olarak , para uğruna sonu kan dökmeyle biten bir yarışmaya katılmak zorunda bırakılırlar. İzleyicinin tepkisiz kalamayacağı bu yarışmanın esin kaynağı, erkek çocuk kimliğinin inşasına yarayan, saldırı- savunma odaklı bir oyundur. Yarışmacıların birbirlerini öldürebilmeleri, bir başka deyişle yarışmanın verebilmeleri için, onların insanı insan yapan değerlerin şekillenmeye başladığı ama henüz içselleştirilemediği çocukluk dönemine geriletilmesi gerekirdi.  Birbirine düşürülen yarışmacılardan perde arkasındaki canilere kadar böylesine bir vahşet karşısında kedilerin kuyruğuna teneke bağlamak ya da akran zorbalığı hafif kalıyor.

İşte dizinin bir özelliği de baştan sona koruduğu sınıfsal yaklaşımından sapmadan toplumsal cinsiyet kavramına dikkat çekmesi. Evi geçindiren yaşlı anneler, kimsesiz genç kızlar gibi karakterleriyle feminizme göz kırparken yozlaşmadan payını alan yarışmacı kadını kıyasıya eleştiriyor. Ama varlığını kadınsılığını kullanarak sürdüren bu kadın, deneyimleriyle yakından tanıdığı, evrensel nitelikteki erkeklerin dünyasının mahiyetini gözünü kırpmadan dünyaya haykırmaktan geri durmuyor.