KONUK YAZAR | Tülin Tankut yazdı: Meydan okuyacaksan eğer…

Oysa sosyal medyada kendini gösterme, kanıtlama hırsının, her şeyi bir şova dönüştürmenin “ben daha üstünüm” demenin sonu yok! Gence gelecek umudu aşılamayan çağdaş toplumda bu tür hastalıklı arayışların ortaya çıkması kaçınılmazdır.

KONUK YAZAR | Tülin Tankut yazdı: Meydan okuyacaksan eğer…

Çağın en önemli sorunlarının başında kuşkusuz, dünyanın geleceğini belirleyecek olan gençlerinki geliyor. Gençlerin, içinde doğup büyüdüğü ya da göç ettiği ülke, yaş, cinsiyet, sınıf, eğitim, ulus, etnisite, dinsel mezhepsel vb. farklılıklara karşın genç olmaktan kaynaklanan sorunları, onları gençlik ortak paydasında buluşturuyor.

Genç kuşak artık teknolojiyle büyüyor. Teknoloji sosyalleşmenin tanımını değiştirdi. Çok sayıda insanla sosyal bağlar kurulabiliyor; bu yolla burs, iş, arkadaş, sevgili ve eş aramak kolaylaşıyor. Ancak teknolojinin insanlığa sağladığı yararların yanı sıra interneti, haz ortamı olarak görme eğilimi yaygınlaşıyor. İnternetse gençlerin çok kullandığı bir iletişim alanı.

Küresel kültürün yerel kültürler üzerindeki olumsuz etkileri, internette ibretlik görüntülerle kendini belli ediyor. Demokrasi kavramının sulandırılmış olması işi kolaylaştırıyor. Küresel kültür, etkisini yitirmemek için sürekli kendini yenilemek, dolayısıyla sınırlarını aşıp aşırılığa kaçmayı göze almak zorunda.  (1) “Meydan okuma”yla başlatılan süreci hatırlarsak; yaşamla ölüm arasında salınan gençleri, münferit olaylar olarak gösterip işin içinden sıyrılmak ciddi sakıncalar yaratıyor. Selfie çektirirken uçurumun kenarında poz verenleri gördük.

Uzmanlara göre, mutluluk hazla eşitlendi. Peki, teknolojinin yarattığı yapay (suni) mutluluk, bireyin/ gencin kişiliğini çok yönlü geliştirmesini engellemez mi?

Düne kadar “yaşama sanatı”ndan söz edilirdi. Bu yüzden bilim, felsefe, edebiyat ve sanatla ilgilenmek değerli bir uğraştı. Ancak son otuz yıldır elektronik aletlerin, küresel medyanın çekim gücü, sıradan yurttaşın teknolojiye giderek daha bağımlı hale geleceğini düşündürüyor. Reklamlar başta olmak üzere çeşitli kanallardan rekabeti körükleyen, narsisizmi besleyen iletiler öğrenci, çalışan; ne okuyan ne çalışan, iş bulmaktan da umudunu kesmiş aşağı yukarı her kesimden gençleri etkiliyor. İlkesiz, kuralsız davranmayı delikanlılık sayanların sayısı artıyor. Gençler arasında farklılığını sergilemek amacıyla olmadık yollara baş vurmak eğilimi sınır tanımıyor. Medyada sık sık gündeme geliyor: kimi zaman gülünç olanlar, kimi zaman da zalim… Evrensel etik ölçüleri bile çiğneyebiliyorlar. (Hayvana, yaşlıya eza cefa çektirdiklerini ekranlarda içimiz ürpererek izleyip duruyoruz.)

“Ne pahasına olursa olsun ünlenmeliyim” arzusunun temelinde, insanın dönüşmemiş içgüdüleri rol oynar. Davranışlardaki içgüdüsel tepki, her zaman görünür şiddet biçiminde ortaya çıkmaz; insanın zevklerini, tutkularını belirlediği de olur. Örneğin “Like” almak saplantısı. Bir genç, meydan okuma yarışması videosunda “Ben kazanmak için doğdum” diye yırtınıyor. İyi de kişiyi ilkelliğe çeken içgüdülere uyarak kahramanlığa oynamak, bireyi sıradanlıktan kurtarabiliyor mu?

Pop Art akımının en önemli temsilcilerinden kabul edilen ABD’li sanatçı Andy Warhol, 21.yüz yılın medyasını ön görerek, “Gelecekte herkes, on beş dakikalığına ünlü olacak” kehanetinde bulunmuştu. Kehaneti gerçek oldu. Televizyon ekranları yarışma ve yetenek programlarıyla dolup taştı; internet üzerinden Youtube, İnstagram, Facebook, Twitter’da fotoğraf ve video paylaşımları büyük rağbet gördü. Özel yaşam topluma açılınca, ünlülere özenme, görünür olma salgını dünyayı sardı. (Youtuber ünlüleri peydah oldu. Yenilik peşinde koşan koşana…)

Dünya gençleri sıkıcı rutin yaşamda kendilerini ifade etme ortamı bulamadıklarından giderek ölçüyü kaçırıyorlar. (2) Oysa sosyal medyada kendini gösterme, kanıtlama hırsının, her şeyi bir şova dönüştürmenin “ben daha üstünüm” demenin sonu yok! Gence gelecek umudu aşılamayan çağdaş toplumda bu tür hastalıklı arayışların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Gözünü daldan budaktan sakınmayan genç, enerjisini, cesaretini nereye harcaması gerektiğinin bilincine vardığında bu tür modalara kapılmayacaktır.  Bunun öncelikli koşulu da demokratik ortamlara ulaşmaktır.

Denilebilir ki; haber kaynakları çok çeşitli egemen siyasal görüş, tümünden baskın; dolayısıyla gencin kendisine ait gerçeklik algısını edinmesi engellerle doludur. Ama sahte haberlerden kurtulmak da ortak yazgıyı paylaşanları buluşturma olasılığını artırır.

Batı’da gençlik bu konuda daha avantajlıdır. Kapitalist sisteme kendi yaşam pratikleri üzerinden karşı çıkmakta zorlanmıyor. Pandemi, çevre kirliliği, nükleer atık vb. varoluşu doğrudan tehlikeye sokacak tehditler altında yaşamaya isyan ediyor. Demokratik haklarına dayanarak özellikle internette toplu halde tepki gösterebiliyor. Varoluş için verilen bu mücadele küçümsenebilir mi? Ancak, siyasal iktidarlar üzerinde güçlü bir etki bıraktığı da iddia edilemez.

Bize gelince: 15- 24 yaş arasında 13 milyon gencimiz olduğundan söz ediliyor. İktidar ve muhalefet partileri eğitim, genç işsizliği gibi herkesçe bilinen sorunları geçiştirmekte rakip tanımıyorlar. Tabii, çağı yakalamaktan dem vurmayı da bırakmıyorlar. Gençlerimizse bu umursamazlık karşısında rol modellerini Batı’da arıyorlar. Bunun vahim sonuçları henüz görülmedi. Ama tehlike çanları hanidir çalıyor. Partiler arası siyasi çatışmanın, laiklik üzerinden yapılması, eğitim sistemine büyük zarar veriyor. İnancı temel alan düşünme sisteminin toplumda yaygınlaştırılması hakeza… İktidar partisine göre, kalkınma ahlaken manevi olmalıdır. Peki, serbest piyasa koşullarında rüşvet, hile, yalan- dolan, adam kayırma, şiddet almış başını giderken bu nasıl mümkün olacak acaba?

Gencin kendini gösterebilme, kanıtlayabilme arzusu anlaşılabilir bir şeydir. Ama bencilliğe, kendine dönüklüğe yönelik, aklı başında birinin yapamayacağı, böylesine tehlikeli ve modadan ibaret olan meydan okumalarla değil. Yaratıcılığını özgürlük yolunda göstermek onun hakkı. İhtiyacı olan yakıtsa öncelikle zihinsel etkinlikler. Özgürlük konusunda geçmişin deneyimleri, geleceğin dünyasını oluşturacak bir tohum, bir sürgündür. Geleceği için kendi sorunlarına sahip çıkmak genç için yaşamsal önemdedir. Kendi sorunlarıysa dünyanın içinden geçmekte olduğu sürecin artırdığı sorunlardan ayrı değil; pandemide gün ışığına çıkarken tanık olduğumuz gibi, “sınıf” gerçeğinde yatmaktadır.  Toplumsal eşitsizlik kendini hiç bu kadar şeffaf göstermemişti.

DİPNOT:

  1. Sosyal medyada hızla yayılan Challenge (meydan okuma) yarışma akımı, önceleri çocuklar için eğlenceli videoları içeren, onları “medeni cesaret” göstermeleri için yüreklendiren masum oyunlar olarak lanse edildi. Sıkıcı rutinden bulunan ergenler de “giyinikken duş alma” türü kendilerini pek fazla zorlamayan yarışmalar yapıyorlardı. Arkadan sağlığı hiçe sayan yemek yeme yarışları; derken ipin ucu kaçırıldı. İnternet bu tür haberlerden geçilmez oldu. Psikologlar devreye sokuldu. Bizdekiler de tehlikeli “meydan okuma”lar konusunda dünyadaki akranlarından geri kalmıyorlar.
  2. Şu sıralar TikTok platformu gözde. ABD’de  15 yaşındaki bir kız     TikTok’ta yüksek dozda ilaç kullandıktan sonra yaşamını yitirmiş. (2020 haberi.)