KONUK YAZAR | Tülin Tankut yazdı: Küllerinden yeniden doğmak

Kapitalizmi veri alıp toplumsal kurtuluş mücadelesi dışlanırsa, sistemin yeniden üretilmesi karşısında kadın mücadelesinin siyasi yönden güçsüz kalacağı açıktır. Kadın hareketi tarihi, kadın sorununun toplumsal sorunlardan koparıldığı sürece kadınların nihai kurtuluşunun gerçekleşemeyeceğinin örnekleriyle doludur.

KONUK YAZAR | Tülin Tankut yazdı: Küllerinden yeniden doğmak

Tülin Tankut

Kadın mücadeleleri, belirli bir tarihsel dönemde yaşayan kadınların ihtiyaç ve çıkarlarından kaynaklanmaktadır. (Bir dönem oy hakkı istenmiş, bir dönem kürtaj v.b. haklar) Dolayısıyla bunlar tarih boyunca özdeş olmamıştır. Bunların arasındaki bağ da toplumsal gelişmedeki süreklilik yüzündendir.

İçinden geçmekte olduğumuz süreçte bizdeki değişiklikler bu bağa işaret eder. 1975- 80 arası kurulan kadın dernekleri, güçlü ve örgütlü bir işçi hareketinden etkilenmişti. Kadınlar sendikalarda, meslek kuruluşlarında ve işçi hareketi içinde aktif olarak çalıştıklarından siyasi deneyimler kazanmıştı. 80 sonrası feminist hareketin öncüleri bu kadınlar arasından çıkmıştı. Bugün ülkemizde güçlü bir kadın hareketi varsa bunu, sağlam atılmış temellerine borçludur, demek sanırım yanlış olmaz.

80 sonrasında ilk kez Dayak Kampanyası’yla başlayan ve günümüze kadar süregelen etkinlikler, kadının aile içindeki sömürüsünü ve ezilmişliğini gözler önüne serdi. Örneğin bir bekaret kampanyası, kadın bedeni üzerindeki denetimi ortaya çıkararak sorunun köklerine inilmesini sağladı.

Kadın hareketleri , dünya genelinde ve tüm çeşitliliğiyle kadınlara yapılan haksızlıklara karşı günümüzde de direnmekten vazgeçmiyor. Bizde cinsiyetçi kapitalizme ek olarak bir de laikliği koruma sorunu yaşanıyor. (1) Yasaların tam anlamıyla uygulanmaması nedeniyle demokratik hakları savunmak bile giderek güçleşiyor. Hak arayan yurttaş; bilinçli, örgütlü toplum olmaktan giderek uzaklaşıyoruz. Hal böyleyken nüfusun yarısını oluşturan kadınların beklentileri karşılanabilir mi? Cinsiyet eşitliği gelişimimize sürekli sekte vurmaya çalışılıyor. Bugünse 70’li yılların maddi koşulları yok. Ekonomik, sosyal ve siyasal talepler çevresinde örgütlenmeler her zamankinden daha zor. Emekçi sınıfların dayanışma içinde olmaları beklenirken, hükümetin artan baskıları, dağınıklıktan kurtulamamalarına yol açıyor. Daha eşit ve demokratik bir toplum arayışı artmakla birlikte, siyasi talepler konusunda anlaşmış, tabana yayılmış örgütlü bir mücadele zeminin oluşabilmesi henüz gerçekleşebilmiş değil.

Kovid 19 salgınıysa gerek özel yaşamlarımızda gerekse siyaset dünyasında büyük değişikliklere yol açtı. Aileler ekonomik sorunları daha yoğun yaşamaya başladılar. Temel gıda maddelerinin satın alınmasında bile güçlük çeker hale geldiler. Kadınların yükü daha da arttı. Geçim derdi her şeyin önüne geçti.

Küreselleşen sermayeyi dizginleyecek güçlü bir kamuoyu da oluşamıyor. Açlık, yoksulluk, salgın hastalık, iklim değişikliği, ekoloji, nükleer enerji v.b. sorunların altından tek tek ülkeler kalkabilir mi? Ya da emperyalistlerin işbirliğiyle bunların çözülebileceği beklenebilir mi? Aşı savaşlarından kafalarını kaldırıp Kovid 19 salgınını sona erdirebildiler mi? Dünya artık onların yarattığı felaketleri bizzat yaşayarak gerçeği görüyor.

İnsan somut bir varlık. Beslenme, barınma, sağlık, eğitim gibi temel hakları var. Ama çoğunluk bundan yeteri kadar yararlanamıyorsa? Peki, ne için kimin için çalışıyoruz, sorusu çalışanları tedirgin etmez mi? “Yaşamsal güçlerin yeniden üretimi olarak çalışma’ya (emek) dünyanın ihtiyacı kalmadı mı? Artık ileri kapitalist ülkeleri “ikon” olarak gösterme de işe yaramıyor; orada bile yaşamını sosyal yardımlarla sürdürenlerin sayısı hızla artıyor.

Salgından sonra ne olacak? Tüm dünyada, “normale dönmek için” ulusal çıkarlar adına emekçi halktan, kadınlardan özveride bulunmaları istenecek. Robot devriminden başı dönmüş iş dünyasındaki gidişata bakılırsa kadınlara “yuvaya dön” çağrısı yapılması güçlü bir olasılık gibi görünüyor. Kapitalist sistem kadınların meslek sahibi değil iş sahibi olmasını – ucuz işgücü- ister. Kadınların çoğunluğunu işçi, emekçi, emekli, iş arayan, işsiz ve ev kadınları oluşturuyor. Kadınlar ekonomik ve siyasal baskılar karşısında korunaksız durumda. Ev kadınlığını seçmeleri kendi tercihleri mi? Hükümetler, yazılı, görsel ve sosyal medyada kadına yönelik şiddeti körükleyen dille mücadeleyi bile becerememişlerdir(!)

Ya yeni iş kapıları açacağı vaatleriyle hoş gösterilmeye çalışılan teknoloji? O da tarafsız değil. Büyük bütçelerin savunmaya, silaha, uzay teknolojisine ayrılması bir yana, “siber kültür”de cinsiyetçilik cephesinde değişen bir şey var mı?

Dijital teknoloji kullanan kadınların sayısının artması, haliyle “siber feminizm”i ortaya çıkardı. Daha önce , kadını “cinsiyetli bir beden “oluşu ön kabulüyle ele alan feminist akımlardan farklı olarak , sanal ortamda (siber dünyada) cinsiyetin belirsiz olması, var olan toplumsal cinsiyet algısını sarsmışa benzer. Siber feminist hareket, kadınların dijital teknoloji alanındaki konumlarının, kadın-erkek ayrımının olmadığı, toplumsal cinsiyetin ortadan kalktığı, kadınları özgürleştirecek bir ortamın sağlanacağını öne sürüyor. Ancak siber uzamın, gerçek yaşamdaki toplumsal eşitsizlikleri yansıtan yapısını görmemekle, dolayısıyla ütopik olmakla eleştiriliyor. Aslında sorulması gereken soru şu: Kadınların yüzde kaçı dijital teknolojinin üretim sürecine müdahale edebiliyor? Kuşkusuz siber feminizm, dijital teknolojinin içine doğan kuşakları ilgilendiren bir konu. Biz bugün yalnızca gerçek yaşamda sınıf, toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim, dinsel- mezhepsel, etnik kimlikler yok edilemez, uyarısını yapabiliriz.

Pandemi koşullarında kadınlarla yüz yüze temasın azalmasına karşılık sanal ortamda kadın sitelerine, hashtag örgütlenmelerine olan ilgi artmaktadır. Bu tür yeni örgütlenmeler kadınları; kamusal alana katılma, güvenlik, yoğun trafik v.b. sorunlardan kurtarıyor. Koşulların zorlamasıyla ortaya çıkan bu durum, kadınlar arası iletişimin artırılması bakımından değerlendirilebilir. Araştırma sonuçları, siyasi partilerin dışında kalan, arayış içindeki öfkeli bir kadın kalabalığına işaret ediyor. Kadınlar bir yandan can derdinde, bir yandan geçim… Kapitalist sistemse kadınlara haklarını bağışlamaz. (2) Çalışma, sosyal ve siyasi haklar kadın mücadeleleriyle elde edilmiştir. Kadınların toplumsal cinsiyet mücadelesi sonucunda kazanılan dönüşümlerin değeriyse tartışılmaz. Ancak yinelemekte yarar var: Kapitalizmi veri alıp toplumsal kurtuluş mücadelesi dışlanırsa, sistemin yeniden üretilmesi karşısında kadın mücadelesinin siyasi yönden güçsüz kalacağı açıktır. Kadın hareketi tarihi, kadın sorununun toplumsal sorunlardan koparıldığı sürece kadınların nihai kurtuluşunun gerçekleşemeyeceğinin örnekleriyle doludur.

Kadınlar küresel kapitalizme karşı verilen mücadelede en ön saflarda yer alıyorlar. Çocuklar, nineler bile… Bağını bahçesini, deresini ormanını korurken varoluş kaygısının korkuya bile egemen olduğunu gözler önüne seriyorlar. Onların mücadeleleri topluma esin kaynağı olsun. Görünen o ki, çağdaş kadın hareketleri de sömürülen, ezilen kadın kitleleriyle bağları güçlendirecek yeni arayışlara gireceklerdir. Gerçek çıkış yolu, toplumsal kurtuluş için mücadele verenlerle güçleri birleştirmekten geçiyor.

Dipnot:

(1) Yeni Anayasa tartışmasına, kadınların yaşamlarını doğrudan etkileyeceği için dikkat!

(2) 19.yy.ın ikinci yarısında sermaye, okuma- yazma bilen işgücüne ihtiyaç duyduğu için emekçi halka eğitimin yolu açılmıştı. Bugünse devlet okulları kapanma noktasına geldi. Online eğitime katılma olanağından yoksun çocukların geleceği neden hükümetlerin umurunda değil acaba?! ( Hal böyleyken Milli Uzay Programı’na nasıl sevinelim?)