KONUK YAZAR | Tülin Tankut yazdı: Keşke dememek için

Kadın, evde çalışmanın ağırlaşan koşulları ve karşılığını alamadığı ev içi emeği yüzünden çifte sömürü altındadır. Üstelik evde olmak sömürüyü gizler. Dolayısıyla hangi kesimden olursa olsun kapitalist sistemde çalışan kadın için gerçek anlamda özgürlüğe giden yol kapalıdır.

KONUK YAZAR | Tülin Tankut yazdı: Keşke dememek için

Tülin Tankut

“Evden Çalışma”, pandemi nedeniyle geçici olarak tasarlanmıştı. Eğitimli, yabancı dil bilen, bilgiye ve uzmanlığa dayalı işler için, internet bağlantısı olan bölgelerde, internet üzerinden iş yeri ağına bağlanarak sürdürülecek olan bu çalışma biçiminin, bir çok meslek grubundan kadına- hukuk, finans işleri, bankacılık, ofis yöneticiliği, yazılımcı v.b.- cazip geleceği düşünülüyordu. Trafikte zaman kaybetmemek, ulaşım gideri ödememek, ev- iş mesafesinin kısalması için kira bedeli yüksek bir evde oturma zorunluluğunun ortadan kalkması, çalışma saatlerinde özgürlük (öyle sanılıyordu) , iş- ev işi görevlerini organize etmenin kolaylaşması v.b. değişiklikler bunlardan bazılarıdır. Tabii, demografik etmenler (yaş, evli- bekar , çocuklu- çocuksuz olma gibi farklılıklar) kadınların bu durumdan hoşnutluk derecelerini belirliyordu.

Nitekim, süreç içerisinde yakınmalar başladı. Araştırmaların gösterdiği gibi, çocuk bakımı ve uzaktan çocuk eğitimi sorunu baş sıralarda yer alıyordu. Yeni bir yaşam tarzı oluşmuştu. Yaşamı evden çalışmaya göre düzenlemek gerekiyordu. Kalabalık bir ailede çalışma ortamı hazırlamak son derece güçtü. İşi yetiştirmek için mesai saatlerinin dışına çıkılıyor, dış ülkelerle çalışanların saat farkı nedeniyle iş yükü artıyordu. (Örneğin Zoom toplantıları) Düzensiz çalışmanın bedeli, meslek hastalığı – boyun ve bel fıtığı, görme bozukluğu – yemek ve uyku düzeninin bozulması, kadının kendine zaman ayıramamasının yol açtığı ruhsal çöküntü – eşofmanla, saç baş dağınık dolaşması – psikolojik sorunların ortaya çıkması oluyordu.

Öte yandan evin masrafları artmıştı. Doğal gaz, elektrik, internet gibi enerji giderlerini, iş yoğunluğundan dışarıya yemek siparişi verilmesi türü harcamaları çalışan karşılıyordu. Teknik arızanın, internet kesintisinin ceremesini çalışan çekiyor; iş kaybını, karşılığını almadan fazla mesaiyle ödüyordu. İşverense kârdaydı: İşletme masrafları – bina, ofis kirası, ulaşım aracı, öğle yemeği, çay, kahve v.b.- çalışan maliyeti azalmıştı. Dolayısıyla çok sayıda işyeri, pandemi nedeniyle artık evden çalışmaya geçiyor.

Buna koşut olarak iş, hukuk bazında ele alındı. Ancak bizdeki durum emek cephesinde düş kırıklığı yarattı. Geçtiğimiz günlerde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Uzaktan Çalışma Yönetmeliği’nin, işvereni korurken işçileri, işsizleri korumasız bıraktığı görüldü.(1) Yönetmelik, yukarıda sözü edilen nitelikli işgücü açısından da bekleneni vermedi; onları sorunlarıyla baş başa bıraktı. Emek cephesinden yönetmeliğe tepkiler yağarken onlardan ses çıkmadı. Gözlemlerimiz bizi yanıltmıyorsa, bugüne kadar da sorunlarını bireysel çabalarla çözme eğiliminde oldular. Ama hayat pahalılığı, aldıkları ücretlerin bunu karşılayamaması dolayısıyla hayat standardını korumanın zorlaşması onları da etkiledi.

Konforları kısıtlansa da görece iyi koşullarda çalışmaları, özellikle yabancı şirketlerin daha iyi verim almak için çalışana bazı avantajlar – büro eşyası verme, çalışma saatlerinde esneklik v.b.- sağlaması gibi nedenlerle henüz tehlikeye karşı kayıtsız kalmış olabilirler. Alışkanlıkları bir anda terk etmek kuşkusuz kolay değildir. Tüketim ideolojisi, yaşam tarzlarıyla yaygınlaşıyor. (Yeme içme, giyim, boş zaman değerlendirme, zevkler) Ama onlar için iş yaşamında bir ölüm- kalım mücadelesinin yaşanmaması, bunun sür git olacağını garantileyemez. Ekonominin devlet işlerinden ayrılıp piyasanın, özel teşebbüsün yönetimine bırakılmasıyla başlayan neoliberalizm sürecinin artık sonunun geldiği gerçeği , sermaye çevrelerinde bile konuşuluyor. Artık kimse güvencede değil. Kaldı ki, hâlâ farklı düşünenlere sormak gerekir: Konformizme (2) teslimiyetle özgür olunabilir mi?

İş yaşamında yalıtılmışlık, iletişim eksikliği, kendi içine kapanma, sosyalleşmenin kısıtlı kalması (iş arkadaşlarıyla kısa görüşmeler, o da çevrimiçi olarak) güçlü bir aidiyet duygusuna sahip olamama gibi nedenler, sorunlar karşısında dayanışmadan alıkoyar çalışanı. Emek mücadelesi için örgütlenme, dayanışmaysa üretim sürecinde gerçekleşebilir.

Haksızlık etmeyelim, bu kesimde de belki ana akım medyaya yansımayan yurtiçi- yurt dışı dayanışma ağları kuruluyor; ortak sorunlar , sosyal hakların tırpanlanması, hak arama yolları tartışılıyordur. Öte yandan ülke genelinde kuşkusuz kadın ve işçi mücadeleleriyle kazanılmış hakları kaybetmemek için yasal zeminde mücadele sürmektedir ve sürecektir. Bununla birlikte tabandaki muhalefeti güçlendirmedikten sonra mücadeleyi tek başına yasal zeminle sınırlamanın işe yaramadığını her fırsatta görüyoruz. Yasalar, ülkeyi yönetenlerin ideolojisi ve yönetim anlayışına ters düştüğünden yasaların uygulanmasında da tarafsızlık beklenemez. Toplumdaki genel kanı da , hukukun üstünlüğü ve çalışmanın erdemine olan inancın azaldığı yönünde zaten.

Çözüm?

Çalışanların iş yaşamında öncelikli beklentisi nedir: İş güvencesidir. Ancak liberal düşünce herkesi etkisi altına alıyor. İşten çıkarılma tüm çalışanlar için bir olasılıkken tutulamayacak vaatlerle gerçek, manipüle edilmeye çalışılıyor. Bunun son örneği: ABD’nin koronovirüs mağduru işletme ve yurttaşlara, 900 milyon dolarlık yardım yapma kararının tüm dünyada umutları yeşertmesi; gerçekte bunun çalışanları susturmak, kapitalizmin kendini onarmak çabası olarak algılanmamasıdır. Umut fakirin ekmeği… Belki de henüz tehlikeyle burun buruna gelinmediğinden. Üretimde robotların kullanılacağını dert etmek için de henüz erken olduğu düşünüldüğünden… Ancak söz konusu kesimin dağınık yapısı, örgütlenme deneyiminden yoksun oluşu, toplumsal muhalif hareketlere mesafeli duruşu gibi dezavantajlarına karşın işçi sınıfının bir parçası olduğu unutulmamalıdır. Küresel şirketlerin dünyanın dört bir yanında bu kesimden binlerce çalışanı var. İş dünyasından pandemiden sonra da uzaktan/ evden çalışmanın sürdürüleceği sinyalleri veriliyor. (Ülkeler arası saat farkı nedeniyle çalışma saatleri yeniden düzenleniyor.) Nitelikli işgücü sayısı hızla artarken iş yaşamı değiştiğinden, “tam istihdam, emeğin homojenliği üzerine kurulmuş” sendikalar gibi geleneksel örgütlenmelerin yanı sıra “mekansal olarak farklı örgütlenme”lerin oluşturulmasına ihtiyaç duyuluyor.

Kadınlara gelince; erkek çalışana göre belirlenmiş alanlarda çalıştırılıyorlar. Evden çalışmanın mümkün olmadığı işlere alınmıyorlar. Bu çalışma biçimi kendilerine fırsat olarak sunuluyor, kalıcılaşması teşvik ediliyor. Teknolojinin tarafsız olmadığı, eril ideolojiyi geçmişten devraldığı çoktandır biliniyor. Metropollerde bile cinsiyet ayrımcılığı o kadar doğallaştırılmıştır ki, fark edilmez bile. Cinsiyetçiliğin çözüldüğü, sosyal devletin yürürlükte olduğu, dolayısıyla uluslar arası planda kadın- erkek eşitliği konusunda en ileri ülke olarak bilinen İsveç’te bile çalışan kadınların hak arayış mücadelesi sürmektedir. Düzen partilerinin amacı kapitalizmi desteklemek olduğundan İsveç’te hukuka dayanan “biçimsel eşitlik”in, sorunu kökünden çözeceği beklenemez.

Kadın, evde çalışmanın ağırlaşan koşulları ve karşılığını alamadığı ev içi emeği yüzünden çifte sömürü altındadır. Üstelik evde olmak sömürüyü gizler. Ev ekonomisi, kapitalist ekonominin tamamlayıcısıdır; “kapalı aile dengesini özel mülkiyet oluşturur.” Dolayısıyla hangi kesimden olursa olsun kapitalist sistemde çalışan kadın için gerçek anlamda özgürlüğe giden yol kapalıdır.

Yine bize dönersek; ülkeyi yönetenlerin, hangi partiden olursa olsun; ekonomiyi canlandırma, istihdamı artırma vaatleri geçmiş deneyimlere dayanarak kuşkuyla karşılanmalıdır. Evden çalışma koşullarının giderek ağırlaşması karşısında özellikle çocuk sahibi olan kadını bekleyen iki seçenek vardır: İşi bırakmak ya da yarım günlük iş aramak. (3) İşini sevmeme, iş tatminsizliği, performans baskısı (4), dışarıdan evde çocuk bakım desteği alamama v.b. nedenler kadının evi tercih etme eğilimini artıracaktır.

Sonuç olarak, bağımsız uzmanların da vurguladıkları gibi , Uzaktan Çalışma Yönetmeliği’ işverenin çıkarlarına göre düzenlenmiştir. Yönetmeliğin tüm çalışanlarca iyice gözden geçirilmesi , kendi gelecekleri için yaşamsal önemdedir. Dileğimiz, evden çalışmaya karşı, düzen- içi tepkileri aşacak, net siyasal talepler çevresinde konjonktürel dayanışmalarla işe başlanmasıdır. Arkası mutlaka gelecektir. İleride “Keşke” dememek için…

DİPNOT:

1) Kod-29’dan işten çıkarmalar artacağa benzer. Uygulama, “Ahlaki ve iyi niyet kurallarına aykırı davranmak “ gerekçe gösterilerek gerçekleştiriliyor.

2) Konformizm : (TDK) Uyma, uymacılık; sorgulamadan uyum sağlama.

3) İş yerinde psikolojik taciz olarak tanımlanan Mobbing’in işten çıkarılmanın bahanesi olarak kullanılması üzerine ülkemizde de Mobbing İle Mücadele Derneği kuruldu. Topun ağzında kimin olduğu bilinmez; ancak aldığımız duyumlara göre, nitelikli işgücü kapsamındaki çalışana yüklüce(!) bir tazminat ödememek için Mobbing uygulanması olasılığı, akla yakın görünüyor.

4) Performans: İş yaşamında çalışanın “fiziksel ve düşünsel emeğinin ölçümü.”