KONUK YAZAR | Tülin Tankut yazdı: Ken Loach, “ İşçi sınıfının yönetmeni “

Loach, sinemayı araçsallaştırmakla eleştirilmişti. (Malum çevrelerce) Öyle bile olsa bu, onun unutulmaz karakterler yaratmasını engellememiştir. İnsanlara ulaşmak için her zaman bir yol bulunabilir. Sonuçta çoğunluk aynı baskıcı toplumsal ilişkilerin pençesinde bunalıyor. Bu ilişkilerin sahteliğini sanat/sinema aracılığıyla ortaya çıkarmak, kişinin kararlarını gözden geçirmesini sağlayabilir. Loach,  sinema sanatına olan katkılarının yanı sıra filmlerinin izleyici üzerinde bıraktığı etki bakımından da önemli bir yönetmen.

KONUK YAZAR | Tülin Tankut yazdı: Ken Loach, “ İşçi sınıfının yönetmeni “

Tülin Tankut

Popüler kültürün egemen olduğu çağımızda, ticari kaygılardan uzak filmler yapmak kolay olmuyor. Hele  Ken Loach gibi,  “işçi sınıfının yönetmeni” olarak bilinen bir sanatçı için.

Peki, “emek sömürüsü temalı filmler de artık  demode olmadı mı?

Şayet bugün sömürü artarak devam etmeseydi bir modası geçmişlikten  belki söz edebilirdik.” (1)

TV filmi, belgesel ve bağımsız film yönetmeni  İngiliz Ken Loach, 1936 yılında İngiltere’de doğmuş. Seksen beş yaşında  ama hâlâ bir delikanlı  heyecanı ve coşkusu içinde çalışmalarını sürdürüyor. Elli yıldır film yapıyor, dile kolay!

Bir diğer sinema insanı, İngiliz aktör ve yazar  Peter Ustinov’un  (1921- 2004),  “ Kendimizi değil, sorumluluklarımızı ciddiye almalıyız “sözü, Loach için söylenmiş sanki… Usta yönetmenin gücünü nereden aldığı da belli; bir ropörtajında “ Kapitalizmin yarattığı tahribata öfke duymuyorsan nasıl bir insansın?” diyor.

Nikaragua’daki  Sandinist hareket ( Carla’nın Şarkısı 1996), İspanya İç Savaşı’na katılmış bir İngiliz’in hikayesi ( Toprak ve Özgürlük, 1995), demiryollarındaki  özelleştirmeleri, göçmenleri konu eden  ve daha niceleri  onun,  gerçeği tüm çıplaklığıyla gözler önüne seren filmleri…Hiçbir yönetmenin cesaret edemediği , sözgelimi  işçi grevleri gibi, konulara el atmış…

2000 yılında hayatını kaybeden The NewYork Times  gazetesi sinema eleştirmeni Vincent Canby saptamasında ne kadar haklı:  “ Loach’ın filmleri gelecek zaman dilimlerinde bir ulusun kolektif bilinci ya da bilinçsizliği hakkında, aynı coğrafyaya ait diğer yönetmenlerin işlerinden daha fazla kaynak ve belge işlevi görecektir.”diyor. (2)

Loach, “film çekmenin, hikaye anlatmanın aynı zamanda politik bir eylem olduğunu, sırf bu nedenle de büyük bir sorumluluk gerektirdiğini düşünen yönetmenlerden biri. ” (3) Dünyanın politika, etik, sanat , her alanda  sağa savrulduğu günümüzde , bir toplumbilimci titizliğiyle  yeni trend çalışma formlarını eleştirmekten de geri durmuyor.  İngiltere’de bir milyon insanın çalıştığı bu, “Sıfır saat sözleşmeli çalışma formu; çalışma günlerinin  ve buna bağlı olarak  ücretin işverence tayin edildiği bir sözleşme. Çalışan, sözleşmeyi imzaladığı için boşta kaldığında işsizlik maaşı da alamıyor. “ Sorry We Missed You” (2019): “Haksızlığa Öfkelenmiyorsan Nasıl Bir İnsansın?” filminde, eski kuşaktan bir kadın haklı olarak soruyor:“ Günlük 8 saat çalışma sınırına  ne oldu?”

Loach, benimsediği  “ sömürü- emek- ahlak”  üzerine kurulu ilkelerine hep bağlı kalmış. Akademik çalışmalarda da görülebileceği gibi, tüm filmlerinde sorunlar kadar  işçi sınıfının mutlak kaderini aşmaya yönelik çabalara da yer veriyor.  Sorgulamadan boyun eğenlere karşı eleştirel tavrı değişmiyor. Sol siyasette ayrışma olmasın istiyor. Alt kimliklerin sınıf bilincinin üzerine çıkmasını onaylamıyor; bu durumda alt kimlikli işçi , emekçi, çalışanlar arasında ayrışmanın  başlayacağına dikkat çekiyor. Kadın sorunları konusunda da sol liberal ve farklılıkları gözeten feminist görüşlere rağbet etmiyor. Bilindiği gibi, 80 sonrasında ABD’de Reagan, İngiltere’de Thatcher hükümetlerinin sağcı politikaları, kadınlar üzerindeki ekonomik ve politik baskıları artırmıştı. Pazar ekonomisi, özelleştirmeler, geniş kadın kitlelerini isyan ettiriyordu. Kadınların çalıştığı işyerlerinin kapatılması, sosyal yardımların kısılması, işten çıkarmalar v.b. olumsuzluklar feministler arasında keskin görüş ayrılıklarına yol açmıştı. Özellikle Avrupa’da sınıf, ırkçılık, göçmenlik gibi, özgül kadın sorunları dışındaki konular tartışılıyordu.  Feminizm beyaz, orta sınıf kadınlarla özdeşleştirilerek eleştiriliyordu. ABD’deki siyah feministler, hem siyah olarak baskı gördüklerini hem de kadın olarak ezildiklerini söylüyorlardı. Siyah olmaları  aile içi dayanışmayı güçlendirmişti. (Ailedeki ikincil konumu reddetme mücadelesi geride kalmıştı.)  Özetle,  “farklılıkları” gözeten  feminist görüşler ağırlık kazanmıştı.

Ken Loach, kadınların ezilmişliğinin tarihsel bir sorun olduğu görüşünü benimsemişti. Kapitalist sistemde kadınlara yönelik ayrımcı politikaların, kadına yönelik erkek şiddetini artırdığına dikkat çekiyor; göçmenlik olgusunu işlerken kadın göçmenlerin uğradığı tacizleri vurguluyordu.

Loach’ı kaygılandıran, neoliberal politikaların kadın ve erkek arasında yarattığı gerilimin, aile dayanışmasını tehlikeye sokmasıydı. Bu haklı bir kaygıydı. Tehlikeyi birlikte göğüslemek içinse aile içinde cinsel rollerin değişime, dönüşüme açık olması gerekiyordu.

Loach, sinemayı araçsallaştırmakla eleştirilmişti. (Malum çevrelerce) Öyle bile olsa bu, onun unutulmaz karakterler yaratmasını engellememiştir. İnsanlara ulaşmak için her zaman bir yol bulunabilir. Sonuçta çoğunluk aynı baskıcı toplumsal ilişkilerin pençesinde bunalıyor. Bu ilişkilerin sahteliğini sanat/sinema aracılığıyla ortaya çıkarmak, kişinin kararlarını gözden geçirmesini sağlayabilir. Loach,  sinema sanatına olan katkılarının yanı sıra filmlerinin izleyici üzerinde bıraktığı etki bakımından da önemli bir yönetmen.

Filmleri hakkında sinemasal ölçütlerle yapılan değerlendirmelerin  ve toplumsal/ politik  çözümlemelerin yer aldığı çok sayıda makale ve akademik çalışmayı, internette bulmak mümkün. Büyük ustanın sinemaya kazandırdığı filmler mutlaka izlenmeli. Kapitalist sistemi ayakta tutan  kurumlara savaş açmıştı. Genel geçer demokrasi anlayışına karşıydı. Demokrasiyi ancak işçi sınıfının getirebileceğini savunuyordu.

Bu  sistem sürdükçe sinema dünyasında da Ken Loach’lar hiç eksilmeyecektir.

DİPNOT:

1) Büşra Soylu Küçükkaya, “Sorry We Missed You (2019),

Fil’m Hafızası, 28.7.2021

2) Aktaran Uğur Vardan, “Bir sınıf meselesi”, Gazete Kadıköy, 28.11. 2019

3)  Şenay Aydemir , “Ken Loach bu filmleri kime çekiyor?” Evrensel, 23.11. 2019