KONUK YAZAR | Tülin Tankut yazdı: Eğitim ve sorunlarına uzaktan bir bakış

Maddi imkansızlık, geleceğin belirsizliği, diplomalı işsizlik gençleri ürkütüyor; hayaller sönmeye yüz tutuyor. Üstelik, hayallerinin peşinde koşan o kadar çok genç var ki…

KONUK YAZAR | Tülin Tankut yazdı: Eğitim ve sorunlarına uzaktan bir bakış

Ülkesinin çektiği acıları evrensel bir yaklaşımla sanatına yansıtan İspanyol ressam Francisko Goya’nın (1746- 1828) “Aklın uykusu canavarlar üretir” adlı gravürü

Tülin Tankut

Feodal ekonomik sistemde eğitim; ampirik niteliği nedeniyle (deneme – sınama biçimi), baba mesleği ve aile tipi üretimdeki halı dokuma, kuyumculuk, baklavacılık v.b. meslekler için okul eğitimini gerektirmiyordu.

20. YY’da üretimin bilimsel ve teknolojik olarak gelişmesi, üretim elemanlarının yetişmesi için gereken eğitim sürecini uzatmış, kentlerde lise ve dengi okulların ve devamı olan üniversitelerin açılmasını gerektirmişti. Ancak ülkemizde ve bazı ülkelerde eski ekonomik sistem ve usta- çırak ilişkisine dayalı eğitim modeli, hâlâ sona erdirilmemiştir; ki bu durumun hem iş gücü hem de eğitim açısından yol açtığı sorunlar pandemide, hükümetleri zora sokacak boyutlarda artmıştır.

Üretim biçimlerinin farklılığı, gençlik sorunlarında da farklılığa yol açmış ve üretim alanında kendi içinde kendine özgü bir çözümü gerekli kılmıştır.

Endüstri toplumunun işyerindeki eğitimine karşılık, bilgi toplumu da teknoloji destekli kendi eğitim sistemini getirecekti. Eskiden “mektupla eğitim” vardı. Daha sonra televizyonla açık öğrenime geçildi. Günümüzde uzaktan eğitim de ev kadınları, engelliler, maddi gücü olmayanlar, yaş sınırını aşmış ama diploma almak, iş değiştirmek gibi nedenlerle , öğrenim talebinde bulunanlar için eğitimde görece fırsat eşitliği sağlıyordu. Ayrıca bu model,  uzmanlara göre,  okullarda sınıf içi eğitime karşıt değildi; eğitimin niteliğini artırıyordu. Dünyada halen 500’ün üstünde üniversite uzaktan eğitimle örgün ve yaygın eğitim yapıyor.

En gelişmiş teknolojik, video konferans teknolojisiyse daha çok iş dünyasında kullanıyordu. Dünyayı saran pandemiyle birlikte uzaktan eğitim, evde çalışma ve okul eğitimine girdi. Kısa sürede de sorunlar baş göstermeye başladı.

Uzaktan eğitim eşitsizliği derinleştirdi. Örneğin bizde EBA (Eğitim Bilişim Ağı) sistemi hizmette yetersiz kaldı; evinde bilgisayarı, telefonu, tableti olmayan öğrenciler mağdur oldular. Ayrıca kalabalık, yoksul ailelerde öğrencilere düzenli bir çalışma ortamı sağlanamadı. Neyse ki eğitimin önemini bilen veliler, özellikle bütün yükü göğüsleyen anneler, öğretmen ve öğrenciler, sendikalar, bağımsız basın ve internet siteleri, sol çevreler eğitim sistemini tüm boyutlarıyla sorguluyorlar ve MEB’i (Milli Eğitim Bakanlığı) köşeye sıkıştıran geniş çaplı bir mücadele veriyorlar. Onların sayesinde bu sorun hiç gündemden düşmüyor.

MEB raporlarına göre, online eğitimden kız çocukları daha az yararlanıyor; çünkü ev işi bekleniyor onlardan. Oysa uzaktan eğitimle ulaşılamayan kitlelere hizmet verilebilir. Aileler için kampanyalar başlatılabilir. Kişilerde öğrenme hevesi uyandırmak, öğrenme kültürü geliştirmek bu yolla sağlanabilir.

Çağın gerisinde kalmış cinsiyetçi eğitim sistemiyse, eğitime dair sorunlarımızda başı çekiyor ve çoktandır tehlike sinyalleri veriyor. Muhafazakâr kesimde, dini gerekçelerle kız ve erkek çocukların ayrı mekanlarda eğitim görmeleri isteniyor. (1) Ama sanılanın aksine, artık sosyalleşme yalnızca aile ve ailenin izin verdiği çevrelerde gerçekleşmiyor; gençleri, saatler harcadıkları Facebook’tan, internetten ayırmak mümkün olmuyor. Ayrıca iç göç nedeniyle kent kültürüne geçilirken gençlerin düşünce ve duygularında oluşacak değişiklikleri de görmek gerek. Yatılı okul, öğrenci yurtları, sanal iletişim gençlerin dünya görüşleri üzerinde değiştirici- dönüştürücü etkiler bırakıyor.

Bu gelişme, küresel kapitalizmin uluslararası dinamiklerini göz ardı eden, yöneticilerce yaratılmış “siyasi kutuplaşma”dan ve halkın inançlarını sömürmekten yarar sağlayan kesimleri ürkütüyor.

Din giderek siyasette önemli bir etken olurken toplumun İslami değerler çevresinde birleşmesini savunanlar artıyor. Akademi dünyasında bile bilimsel gelişmeyi dine onaylatma çabalarına rastlanabiliyor. Bilimsel buluş hatalı olabilir, bilgiler sürekli sorgulanır ve kendini aşar. Ama bu, din için söz konusu değildir. Dünya dinle açıklanamaz. İnsanlığa geleceğin kapılarını açacak olan bilimdir. Laiklik de tarihsel olarak ileri bir kavram olduğu için kabul görmektedir. Teokrasiyle yönetilen ülkelerde görüyoruz; bu yönetim biçimi, kapitalist sistemin yarattığı sorunları çözemez; örneğin sömürü kavramını sorun etmez.

Eğitim ve medya dünyasında sık sık boy gösteren söz konusu kesim, ayrıcalıklı konumlarından olmamak için öğrencilerin gerçek sorunlarına sırt çeviriyorlar. Sözgelimi gençler, çağdaş dünyanın bir parçası; ama çoğunluk, tüketim toplumunun sunduğu olanaklardan yararlanamıyor. Değil tüketim, temel ihtiyaçlarını bile karşılayamıyor. Bir yandan da sanki gencin fiziksel- zihinsel gelişimine bir yararı olurmuş gibi; enerji içeceğiymiş, neskafeymiş, bir sürü ıvır zıvır için yapılan reklam bombardımanına maruz bırakılıyorlar.

Gençlerin sorunları saymakla bitecek gibi değil: Durmadan değişen eğitim modeli… Çoğunluk, imam hatip ve meslek liselerinde geleceğini arıyor. Dini eğitim bir sorunlar yumağı; sık sık eleştirilere hedef olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın acilen yeniden yapılandırılması gerekiyor. Üretimde ara eleman ihtiyacını karşılayacak olan meslek eğitimi önemsenmiyor; işleri eğitim düzeyi düşük, vasıfsız işgücüyle kotarma ısrarı sürdürülüyor. Orta halli aileler, dişinden tırnağından artırarak, bütçelerini zorlayarak çocuklarını özel okullarda okutma çabası içinde. Başta üniversiteler olmak üzere, özel eğitim kurumlarıysa bir “başarı pazarı”na dönmüş durumda. Performans kaygısıyla doğru dürüst uyuyamayan öğrencinin tıpkı bir çalışan gibi yakınmaya zamanı yok! (2) Çareyi uyku ilaçlarında, envai çeşit aromalı çaylarda, kahvelerde arıyor.

Bu işin bir yanı… 1 Milyon gençse ne eğitim alıyor ne de bir işte çalışıyor. “Ev genci” tanımı boşuna çıkmadı. (2021 raporu) Boş zaman, onları internet dünyasına bağlıyor. İşsiz genci bekleyen en hafif (!) tehlikeyse dijital şiddete meyletmesi.

“Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.” (Mustafa Kemal Atatürk) Gençleri spora teşvik etmek için neler yapılıyor? Gördüklerimiz devede kulak. Spor yaygınlaştırılıyor mu? Spor salonları artık siyasi partilerin kongrelerine hizmet veriyor.

Tüm gençler için bir diğer yakıcı sorun: Cinsellik, toplumumuzda hâlâ açıkça konuşulamayan bir tabu. Küreselleşmeyle birlikte cinselliğe, aşka bakış değişti. Geçmişte müstehcen olana bu günkü ölçütlerle normal gözüyle bakılıyor. Bunun yanı sıra tüketim ideolojisi, toplumu apolitize etme girişimleri, cinsel alanın cazibesini artırdı.

Ülkelerin yönetimleri, aşırılıkla başa çıkmak, cinsellik konusunda yeni politikalar üretmek zorunda kalıyorlar. Çin bile geçmişte sıkı bir disiplin altında tutulan cinselliği gençlik sorunları bağlamında çağa uygun bir biçimde ele alarak dinin ve geleneğin baskısından kurtarmaya  çalışıor. Günümüzde,  cinselliğin başı boş bırakıldığında gençlere ne denli zarar vereceğini tahmin etmek güç değil.  Gençlerin bilgi kaynağı, internette, gerçek ihtiyaçlarla pornografinin iç içe geçtiği sahnelerin sergilendiği  siteler.

Maddi imkansızlık, geleceğin belirsizliği, diplomalı işsizlik gençleri ürkütüyor; hayaller sönmeye yüz tutuyor. Üstelik, hayallerinin peşinde koşan o kadar çok genç var ki…

“Gençler, bizim geleceğimizdir ” deniyor. Demesi  kolay. 19 Mayıs’ta bakalım neler konuşulacak? Anneler Günü’nde olduğu gibi, sus payı olarak ağızlara bir parmak bal!  Tutulması kuşkulu vaatler…Ülke hakkında fikir beyan etmek yalnızca yetişkinlerin hakkı mıdır?  Gençleri ülkenin yönetiminde söz sahibi yapmak için salt teknolojiye yönlendirmek yetmez; onların bilim, felsefe, edebiyat ve sanatla donatılması gerekir.

Küresel kültürün etkilerinin neredeyse dünyanın en ücra köşelerine kadar yayıldığı günümüzde, gençlerin yaşama karşı duruşlarındaki benzerlik bir genelleme yapmamıza izin veriyor. Öğrenci, işçi, emekçi gençten hiçbirinin maddi, manevi ihtiyaçları yeterince karşılanmıyor. Tarikatlar ve cemaatler yoksul gençlerin peşinde, onları saflarına çekmek için burs veriyorlar. Sisteme direnmeye kalkışan, baskıyla sindirilmeye çalışılıyor. Gençliğin politik özne olması, politik örgütlenmeleri zaten hiçbir zaman istenmemiştir. Bu yüzden tabi kılınan olarak sessizleştirilmesi için baskı artırılıyor. Muhafazakâr siyaset, şiddet kullanmaya eğilimli oluşuyla bilinir. Eğitimin yapılandırılmasında dincilik ve  milliyetçiliğin, ideolojik malzeme olarak kullanılması, tarihte çoğu kez denenmiş ama sonuç, hem halkların hem de halkları yönetenlerin aleyhine olmuştur.

Baskıdan kurtulmanın yolu, kapitalist sistemi sorgulamaktan geçer. Artık açıkça görülüyor ki, küresel güçler (3) , altta kalanın canı çıksın tutumundan vazgeçmiyor ve kapitalizmin, emperyalizmin bekası için (4), ulus devletleri de sistem karşıtı hareketlerin direncini kırma politikasını sürdürmeye zorluyorlar. Dolayısıyla genç; öğrenci ya da  işçi, emekçi için ortak erekle kendi özel çıkarının özdeş olduğunun bilincine varmak yaşamsal önemdedir. Sol çevreler, aşıdan kadın ve çocuk istismarına, yaşamın her alanında olduğu gibi bu konuda da canla başla çalışarak tarihi misyonlarını yerine getiriyorlar. Haber siteleri, akademiler, bültenler, video konuşmaları, hak gaspı mağdurlarını aydınlatacak yayınlar, kültür- sanat programları ve daha pek çok etkinlik. (Örneğin, online “İşçi Okulu” açmak onlardan başka kimin aklına gelirdi ki?) Kapitalizmi yıpratarak sistemin alternatifsiz olmadığını ortaya koyuyorlar. Demek ki geçmişteki mücadeleler boşuna verilmemiş. O sayede bugün biraz olsun soluk alabiliyoruz.

Sonuç olarak, gençlerin sol siyasete olan ilgileri artıyor. “Kuramdan uzak” ve medyanın yönlendirdiği sığ politika, deyim yerindeyse onları kesmiyor. Bir yandan da destekçileri artıyor. Siyasal iktidarları telaşlandıran da bu. Üstelik gençler bugün dünyayla daha çok etkileşim içinde. Ellerinde internet gibi bir güç mevcut. Nitekim alternatif medya arayışında olanların, ülke soluna yönelirken uluslararası solu da dışlamadıkları görülüyor. (5)

DİPNOT:
1.Cinsiyetçi eğitimle mücadele etmek için öncelikle kızlarımızın cinsiyet ayrımcılığına karşı eğitilmesi gerekir. En son İstanbul Sözleşmesi tartışmalarıyla gündeme gelen “Toplumsal cinsiyet (gender) kavramınına genel hatlarıyla bakacak olursak; “Biyolojik cinsiyetten farklı olarak, kadınla erkeğin sosyal ve kültürel açıdan tanımlanmasını, toplumların bu iki cinsi birbirinden ayırt etme biçimini, onlara verdiği toplumsal rolleri anlatmak için kullanılan bir kavramdır.” Çağdaş toplumda kadının kendisine dayatılan cinsiyet rolüyle yüzleşmeden, kendini tanımadan, toplumsal yaşama katılmasının zorlukları herkesçe bilinmektedir. Erkek de toplumdaki ayrıcalıklı konumuna karşın  dayatılan cinsiyet rolünün yükümlülükleri (ağlamayan erkek, evin reisi v.b.) onu da rolüyle yüzleşmeye zorlamaktadır.

2. Nazi toplama kamplarının kapısındaki “ Arbeit macht frie” (çalışmak özgürleştirir)sloganı, aşırı çalışmanın yıldırdığı “fried chicken” (kızartılmış tavuk) emekçilerinin sabrını taşırmış olmalı ki sloganı, “Arbeit macht fried”a çevirmişler.

3. ABD’de Biden yönetiminin aldığı kararlar , Trump’tan sonra tabii ki ehveni şer; ama muhaliflerin Biden’e bile tahammülü yok, ya sosyalizmi getirirse paranoyası içindeler.

4. Trump gibilerini iktidara getiriyor.

5. İsrail’in Filistinlileri yerlerinden yurtlarından etme eylemlerine karşı Türkiye, Filistin ve İsrail’in ilerici güçleri anında tepki gösterdiler. Tepkinin halen eylemleri durdurmada etkili olması beklenemezdi ama bu, Filistinliler için her şeyin sonu olduğu anlamına gelmez.