KONUK YAZAR | Hatice Eroğlu Akdoğan yazdı: Köy Enstitüleri ve İki Öğretmen

Köy Enstitüleri üzerine yazılmış yüzlerce kitap, makale vb. mevcut. Tüm bunlar enstitülerin bu ülke için ne denli önemli ne denli verimli bir eğitim ocağı olduğu gerçeği hakkında bizlere de bir çağrışım sunuyor… Eğitim alanındaki tahribat ve çürüme ortadan kalkmadıkça bizim en iyi örneğimiz olarak Köy Enstitüleri bilinci yaşamaya hep devam edecek…

KONUK YAZAR | Hatice Eroğlu Akdoğan yazdı: Köy Enstitüleri ve İki Öğretmen

Hatice Eroğlu Akdoğan 

Tarihimizde 17 Nisan’ın ayrı bir yeri vardır. 17 Nisan 1940 tarihinde çıkarılan yasa ile Köy Enstitüleri kurulmuştur. O yıllar, nüfusumuzun %80’inin köylerde yaşadığı yıllardır. Toplam 40 bin köyün genel durumu ise içler acısıdır. Elektriksiz, yolsuz, okulsuz, salgın hastalıkların pençesindedir köyler. Ülkeyi kalkındırmak için köyleri o karanlıktan kurtarmak gerekecektir. Köy Enstitüleri de bunun içindir.

Kendisi de bir köy çocuğu olan Öğretmen İsmail Hakkı Tonguç’un idealinde hep ülkenin sosyo-ekonomik yapısına uygun bir eğitim modeli vardır. Konuya çok kafa yormuş; eğitim için gittiği yurt dışında üretim ortamı içindeki eğitim modellerini yerinde görmüş ya da okumuştur. Köy Enstitüleri düşü öncelikle onun gönlünde şavkımış bir şimşektir. Köyde okuma yazma öğretimi için eğitmen yetiştirilmesi ile başlayan çalışmalar Hasan Ali Yücel’in Milli Eğitim Bakanı olmasıyla birlikte enstitülerin kurulmasıyla sonuçlanınca, Tonguç’un düşlerinin önü açılmıştır. Tonguç’un düşleri karanlıktaki köylerde yoksulluk içindeki nice çocuğun düş kurmasına, düşlerini beslemesine yol açmıştır.

Çok değil, ülkenin 21 yerinde kurulan Köy Enstitüleri hepi topu on yıl gönül rahatlığı ile eğitime devam etmiştir. Kurulduğu dönem tek partili bir süreçtir. 1946’da çok partili sürece geçilmiştir ama iktidarda yine CHP vardır. CHP kendi içinde gerici, komünizm fobisiyle yatıp kalkan unsurları da bünyesinde barındırıyordu. Köy Enstitülerinin varlığından; yani köylü çocuklarının cehaletten kurtulmasından rahatsız olan toprak ağaları ve gerici güçler vardır. Yani Köy Enstitülerinin açılmasına onay veren, sonuçlarından çok memnun olan İ. İnönü, enstitülere yönelik saldırıları da taşıyamaz; CHP hükümeti hem Milli Eğitim Bakanını değiştirir hem de Tonguç’u İlköğretim Genel Müdürlüğü görevinden alır. Bundan sonra (1948) enstitülerin idari yapısı dahil, müfredatı değiştirilerek asıl hedeflerinden uzaklaştırılır. Enstitü müdürleri görevden alınarak yerine tutucu, bağnaz, şoven anlayışlı kişiler atanır. Kız, erkek okulları ayrılır. Enstitüler birkaç yıl içinde Köy Öğretmen Okullarına dönüştürülür.

Köy Enstitülerinin özüne uygun olarak varlığının 8-10 yıl sürdüğü kabul edilir. 17 bin köy öğretmeni ve Yüksek Köy Enstitüsü’nde de enstitülerde öğretmenlik yapacak yeni öğretmenler yetişmişti. Köy öğretmenlerinin enstitülerde aldığı eğitim, köylerdeki sosyal hayatı çok olumlu yönde değiştirmiş ileriye dönük bir heyecan yaratmıştı. Bugün eğitim uzmanlarının ortak görüşü eğer enstitüler bir 10 yıl daha yaşamış olsaydı Türkiye’nin nitelikli insan konumu, gelişmişlik düzeyi çok daha farklı olacak şeklindedir. Ve eğitimin yerlerde süründüğü şu süreçte 74 yıl önce kurulan Köy Enstitüleri modelinin başarısının çok fazla konuşulduğunu, örnek olarak sunulduğunu gördüğümüzde yarattığı etkiler üzerinde konuşma ve düşünmeye daha çok devam edeceğiz demektir.

Köy Enstitüsü’nde yetişen öğretmenler aldıkları eğitimin karşılığını hakkıyla vermişlerdi ki, onların öğrencisi olarak öğretmenler de enstitü eğitim anlayışının izlerini taşımaktaydılar. Enstitülerde yetişen öğretmenlerin yetiştirdiği öğretmenler dışında onların kendi çocukları da anne-babalarından aldıkları enstitü kültürü ile köy enstitüleri kuşağının birer parçası haline geliyorlardı.

Köy Enstitüleri öğretmen yetiştirme yanında sanat ve edebiyata dayalı yetenekleri öne çıkarıp geliştirmesiyle de ayrı bir önemdedir.  Enstitülerden çok  sayıda yazar, şair ve sanatçı yetişti. Söz konusu yazar ve sanatçılar öğretmenlikleri dışında verdikleri ürün ve uğraşlarıyla topluma yol göstermeye, aydınlatmaya bu gün bile devam ediyorlar. Köy Enstitüleri ile ilgili kurulmuş dernek ve vakıflar da bu süreci çok verimli olarak beslemeyi sürdürüyor.

İki Öğretmen İki Kitap

Son aylarda elime geçen oldukça oylumlu iki kitap da köy enstitülü yaşayan öğretmenlerimize ait. Biri 90 yaşındaki değerli öğretmen-yazar Mehmet Cimi hocamızın “Tonguç Baba; Ülkeyi Kucaklayan Adam” adlı kitabı. Kitabın adı her ne kadar İsmail Hakkı Tonguç’un hayatını çağrıştırsa da içerik sadece bundan ibaret değil. Ki zaten İsmail Hakkı Tonguç’un neredeyse çocukluğu ve gençliği dışında özel bir hayatı yok gibidir. Varsa yoksa öğretmenliği, eğitimin sorunları ve çözüm süreçleridir. Enstitülerin kuruluş ve yaşatılması çalışması aynı zamanda ülkenin genel serüveninin bir parçasıdır. Kitabın en başında Tonguç’un ilham aldığı eğitimci Heinrich Pestalozzi’nin “Eğitim sadece bilginlerin sözlerine ve yaratılışın derinliğine hayret etmekle kazanılmaz. Onu yoksulların kulübelerinde yani toza bulanmış günlük işlerinde bulmakla mümkündür” sözleri yer almaktadır. Bu sözler Tonguç’un ve onun yetiştirmeye ön ayak olduğu ‘30’lı, ‘40’lu kuşağın öğretmenlerinin mücadelesinin özeti gibidir. Mehmet Cimi hocamız da kitabıyla köy çocuklarının Tonguç Baba’sına borcunu bir nebze de olsa bu kitapla ödemeye çalışmış ve devamını getirmek için de uğraşmaktadır.

Elime geçen diğer bir kitap ise 101 yaşındaki Abdullah Özkucur’a ait.  Abdullah Özkucur Köy Enstitülerinde eğitim gören öğretmen adaylarının öğretmeni olarak Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nün ilk mezunları arasındadır ve Ankara’da yaşamaya devam etmektedir. Abdullah hocamızın kitabı “Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü” adıyla 2013 yılında Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı tarafından yayınlanmış 596 sayfalık, fotoğraflı bir kitap.

Mehmet Cimi hocamızın kitabında Abdullah Özkucur’un enstitüde öğrenci iken yazıp okuduğu bir şiire de yer verilmişti: Sözüm vardır bir çift sana/Köylü kardeş okula gel/Yanılmazsın inan bana/Köylü kardeş okula gel/Aç gözünü bak dünyaya/Eller atlı sen hep yaya/Oku öğren doya doya/Köylü kardeş okula gel

Aynı şekilde Abdullah Özkucur’un “Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü” adlı kitabında da şiirler yanında mektuplarla örülü bir enstitü yaşam serüveni var. Enstitülerde eli kalem tutanlar, içlerinden geldiğince samimi bir şekilde şiire, öyküye sarılarak kendini geliştirmeye aşmaya çalıştığını görüyoruz. Tüm bunlar eğitimin, öğretmenlik sürecinin birer parçası. Abdullah Özkucur hocamız da hem kendi eğitim yaşamını hem Tonguç’un eğitim serüvenini Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nün varlığı bütünleştirmiş.

Köy Enstitüleri üzerine yazılmış yüzlerce kitap, makale vb. mevcut. Tüm bunlar enstitülerin bu ülke için ne denli önemli ne denli verimli bir eğitim ocağı olduğu gerçeği hakkında bizlere de bir çağrışım sunuyor… Eğitim alanındaki tahribat ve çürüme ortadan kalkmadıkça bizim en iyi örneğimiz olarak Köy Enstitüleri bilinci yaşamaya hep devam edecek…

Enstitüler hakkında o enstitülerde yetişenlerin yazdıklarının hepsi ödenmek bilmeyen bir borcun parçası gibiler.