Bilimsel toplantılar ne için yapılır?

Artık bilim, bilimsel kongrelerin tek amacı değil, ‘sosyalleşme’ ve ‘turizm’ ile birlikte üç amacından biriydi. Ancak zaman içerisinde kongre maliyetlerinin kişi başı 1000 doları aşması² ister istemez sponsorların işin içine girmesine, hatta kongre programlarına müdahalesine yol açmış ve açıkça dillendirilmese de ‘ticaret’ gibi dördüncü bir faktör de amaçlar arasına girmiştir.

Pandemi her açıdan dünya için bir sıkıntı olsa da ‘iyi’ yanı kimi konuları sorgulamak için bir olanak yaratması oldu. Sistemin bir bütün olarak sorgulanması bir yana, özel olarak bilim politikalarını da masaya yatırmak için gerekli koşullar oluştu bu dönemde¹. Bence tartışılması gereken daha dar ve özel bir konu ise ‘bilimsel toplantılar’ olmalı, çünkü bilimsel toplantılar pandemide önemli ölçüde aksadı ama acaba bu aksama bilime ne kaybettirdi?

Önce şu toplantıları bir gözden geçirelim. Adı üzerinde, bilimsel toplantıların başlangıçta tek bir amacı vardı, o da bilgi üretimi; daha doğrusu yürütülen çalışmanın bir yerinde hata yapılıp yapılmadığını, üretilen bilgide bir sorun olup olmadığını görmek. Bu sayede yapılan çalışmanın doğruluğundan emin olmak ve/veya daha yetkinini yapabilmek için ipuçları yakalamak. Önceleri yakın çevredeki meslektaşlarının görüşlerini alarak süreç yürüyebiliyordu ancak zaman içerisinde bilimin karmaşıklığının artmasıyla birlikte, yakın çevrenin eleştirileri, yorumları yetmemeye başladı. İşte bu, tarihte ilk bilimsel toplantı fikrinin ortaya çıkışıydı.

İlk uluslararası bilimsel toplantının 1681 yılında Roma’da yapılan tıp kongresi olduğu kabul edilmektedir. Sonrasında yaklaşık iki yüzyıl boyunca yıllık uluslararası bilimsel toplantı sayısı beşi geçmemiştir. Günümüzde ve özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında bu sayı olağanüstü artmış ve on binli rakamlarla ifade edilmeye başlanmıştır. Türkiye’de de yılda 300 civarında bilimsel tıbbi kongre düzenlenmektedir. Dünyada 1963-2012 yılları arasında yapılan kongrelerin yüzde 17 sinin tıp alanında olduğunu² anımsar ve bizde de aynı oranın geçerli olduğunu varsayarsak, Türkiye’de yılda 1500 kadar kongre düzenlendiğini hesaplayabiliriz.

Şimdi bilimsel toplantı neden düzenlenir sorusuna dönersek, amacın benzer çalışmaları yapanlarla yüz yüze gelip fikir alışverişinde bulunmak, yürütülen çalışmaların eksik yönlerini görmek, nasıl daha iyi hale getirilebileceği konusunda görüş oluşturmak olduğunu söyleyebiliriz. Eğer bu doğruysa yılda 1500 kongre yapan Türkiye’nin, ki bunun en az 50 tanesinin 2000 kişinin üzerinde katılımcıyla yapılıyor, bilimde çağ atlaması gerekirdi.

Peki, bu kongrelerde bilimsel açıdan neler yapılıyor? Ortopedi ve Travmatoloji alanında sunulan bildirilerin yayına dönüşme yüzdesini inceleyen ardışık üç makalede, bu oranın yüzde 25 civarında olduğu bulunmuş;⁵-³ üstelik yıllar içerisinde bir miktar azalma eğilimi göstererek.⁵ Elbette bu yüzde 25’in de bilgiye dönüştüğü anlamına gelmiyor ama bilgiye dönüşmenin ön koşulunun ulaşılabilir bir yerde yayınlanması olduğunu düşünürsek, geriye kalan yüzde 75’in zaten o anda unutulup gittiğini söyleyebiliriz. Ancak “Kongrede kurslar, tartışmalı oturumlar, konferanslar, endüstri sergileri, arkadaş buluşmaları ve geceleri açık havada, güzel Antalya gökyüzü altında yenilen uzun yemeklerin yanı sıra çok sayıda sunum yapıldı. Herkes çok mutluydu, ayrılırken duygusal vedalaşmalar oldu ve sonuçta kongre çok başarılı olmuştu.”⁵

Gerçekten de artık kongrelerde başarı ölçütü olarak bilime katkıya değil, başka yerlere bakılıyor. Zaten bahsettiğim yazılardaki “ilerlemiyoruz”⁴ vurgusunun tartışma yaratmamasının,⁵ ilgi çekmemesinin nedeni de bu olsa gerek.

Ancak şunu da vurgulamam gerek, bu durum ne ortopediye ne de Türkiye’ye özgü; her alanda ve ülkede benzer durum söz konusu. Neoliberal politikaların yaşama geçirilmeye başlandığı, bir anlamda üst yapıdaki değişimler açısından bir kırılma anı olarak değerlendirilebilecek İkinci Dünya Savaşının bitiminden sonra ‘kongre turizmi’ diye bir kavramla karşılaştı bilim dünyası. Artık bilim, bilimsel kongrelerin tek amacı değil, ‘sosyalleşme’ ve ‘turizm’ ile birlikte üç amacından biriydi. Ancak zaman içerisinde kongre maliyetlerinin kişi başı 1000 doları aşması² ister istemez sponsorların işin içine girmesine, hatta kongre programlarına müdahalesine yol açmış ve açıkça dillendirilmese de ‘ticaret’ gibi dördüncü bir faktör de amaçlar arasına girmiştir.

Elbette her yeni katılan faktör, bilimsel kongrelerde bilimin ağırlığını azaltmaktadır. Sanırım doğru soru Yalçınkaya ve Bagatur’un makalelerinin başlığı gibi olmalıdır: “Kongre çok başarılıydı: Evet, peki ya bilimsel araştırma?”⁵ Pandemi önlemlerinin gevşetilmesiyle, yeniden kongreler yüz yüze yapılmaya başlandı. Belki de her şeyi sorgulayarak gerçek bir başlangıç yapılabilir.

(1)Günal İ. Pandemide kapitalizmin sağlık ve bilim politikaları. Yeni Ülke 1: 26-9, 2021.
(2)https://kuto.org.tr/site/assets/files/1581/dunyada_ve_turkiye_kongre_turizmi_raporu.pdf
(3)Yalcinkaya M, Bagatur E. Fate of abstracts presented at a National Turkish Orthopedics and Traumatology Congress: publication rates and consistency of abstracts compared with their subsequent fulltext publications. Acta Orthop Traumatol Turc 2013; 47: 223-30.
(4)Bagatur E, Yalcinkaya M. Publication rates of abstracts presented at the 23rd (2013) and 24th (2014) National Turkish Orthopedics and Traumatology Congresses: We are not improving. Acta Orthop Traumatol Turc 2019 ; 53:248-54.
(5)Yalçınkaya M, Bagatur E. The congress was a great success: Yes, but what about research?. Acta Orthop Traumatol Turc 2020; 54: 1-3.