BAŞYAZI | Devrimci siyasetin üç sacayağı

"Siyaset sınıfsaldır. O açıdan, emperyalizme, kapitalizme ve gericiliğe karşı konumlanmayan her siyaset, sınıfsal olarak karşı kampı temsil eder. İstediğiniz kadar güncellik, somut durumun somut tahlili, baş çelişki-tali çelişki ya da “öncelik-ardıllık” sıralamasını siyaset teorisi olarak gündeme getirin, bu gerçek değişmez!" "

BAŞYAZI | Devrimci siyasetin üç sacayağı
BAŞYAZI

Devrimci siyaset, bugün için, üç temel sütun üzerinden yükselir. Kapitalizme, emperyalizme ve gericiliğe karşı mücadele. Siz buna emek, bağımsızlık ve laiklik de diyebilirsiniz. Bu üç sayacağından birisini, güncel siyasetten çekerseniz, siyaset yapabilirsiniz ancak devrimci siyaset mümkün değildir.

Buna, demokrasiyi ekleyenler çıkacaktır. Ancak bu üç temel sacayağı kurulmadan demokrasinin liberal bir hoş seda dışında anlamı ne yazık ki yok. Emeğin hakkı savunulmadan, hangi demokrasi? Laiklik olmadan din, inanç ya da inanmama ve vicdan özgürlüğü mümkün mü? Emperyalizm nereye demokrasi götürmüş? Irak mı, Suriye mi, Afganistan mı? Avrupa Birliği üzerinden demokrasi geleceğini düşünenler AB’nin mülteci siyasetindeki insan düşmanı karakterini görmüyorlar mı?

Emperyalist tekellere karşı ulusal burjuvazi taraftarlığı yaparsanız emeğin yanında yer alamazsanız. Kaldı ki, emperyalist aşamada, burjuvazi işbirlikçi bir karakter kazanmıştır. Emperyalizme karşı “milli burjuvazi” tespiti, sınıf uzlaşısının kılıfından başka bir şey değildir.

Anti-emperyalizmi geri çekerseniz, Avrupa Birliği’nden demokrasi ve insan hakları beklerseniz, emperyalist tekellerin sömürüsüne hayır diyemezsiniz! Emperyalizmin, ‘demokrasi, insan hakları ve özgürlük’ söyleminin aslında emperyalist tekellerin sömürü kılıfı olduğunu göremezsiniz! Batının fikir ve parasından fonlanarak demokrat kesilebilirsiniz, ancak ‘demokrasi, insan hakları ve özgürlüklere’ düşman gericiliğin arkasındaki emperyalist desteği açıklayamazsınız! Tarikatlara sivil toplum dersiniz…

Laikliği geri çekerseniz, kapitalist sömürünün üzerine örtülen din istismarcılığını açıklayamazsınız. Emperyalizmin, uyumlu İslam projesi gibi projelerini demokrasi getireceğini zannedersiniz.

Uzatmadan: Bugün bu üç temel düstur, Türkiye’de doğru ve devrimci siyaset için olmazsa olmaz. Kürt siyasetine yaklaşımdan Suriye’deki yıkım savaşına, AKP’ye karşı mücadeleden Tunus’taki gelişmelerden, Afganistan’daki Taliban meselesinden sığınmacılar sorununa kadar her türlü siyasi başlığa kadar doğru siyasi tutum bu sacayağında saklı.

Bir de yöntemsel bir yaklaşım sorunu var. Temel çelişkiyi ikame edecek şekilde “baş çelişki-tali çelişki” söylemi örnek verilebilir. Bunu taktik-strateji diye açıklayanlar da olacaktır. Temel çelişkinin üzerini örtmek için “ama bugün baş çelişki başka, tali çelişki başka” denilir. ‘Önce güncel baş çelişkiler çözüle çözüle temel çelişkiye ulaşılır’ diye uydurmacalar ara sıra çıkar karşımıza. Emek ile sermaye arasındaki çelişkisinin siyasetteki dolayımlarını ve tezahürlerini tespit etmek zahmetine katlanmadan ya da “öz ve biçim arasındaki diyalektik ilişkiyi” görmeden emek-sermaye arasındaki uzlaşmaz ilkeyi yok saymaya götüren taklalar atılır. Sonuç; sınıf uzlaşmacılığı, kapitalizmin en yüksek aşaması emperyalizmden medet, kapitalizm öncesi geri ideolojilere bile sarılma, burjuva sınıfının kanatlarının altına girme, tarihsel bir zorunluluk olan kapitalizm eleştirisi yerine modernizm eleştirisi adıyla feodalizme methiye vb. oluyor.

Yöntemsel olarak ya da siyasette güncel hedefler üzerinden mücadele yürütmek önemlidir. Siyasetin, ideoloji düzlemiyle bir ve aynı şey olmamasıyla elbette ilgilidir. Ancak güncellik, hedef daraltma, sonuç alma ve etkili olma adına temel çelişkiyi ortadan kaldıracak bir çizgiye gelmek başka bir şeydir. Mesele, yaşanılan güncel ve siyasi bütün başlıkların temel çelişkinin tezahürleri olmasıdır. Asıl mesele, bütün güncel ve siyasi başlıklarda, işçi sınıfı siyasetinin yeniden üretilmesidir.

Siyaset sınıfsaldır. O açıdan, emperyalizme, kapitalizme ve gericiliğe karşı konumlanmayan her siyaset, sınıfsal olarak karşı kampı temsil eder. İstediğiniz kadar güncellik, somut durumun somut tahlili, baş çelişki-tali çelişki ya da “öncelik-ardıllık” sıralamasını siyaset teorisi olarak gündeme getirin, bu gerçek değişmez!

Tunus’ta Meclis feshedilir; emperyalizmin ve Tunus’un işbirlikçi sermayesinin çıkarları ile Tunus kapitalizminin ve müesses düzeninin devamı için Meclis’in feshi birileri için ‘devrim’, müesses düzenin devamı için toplumsal tepkiyi mas etmek için uyumsuz özne Nahda’ya karşı girişilen hamle birileri için ‘darbe’ olur. Gerici siyasi hareket Nahda’nın oyun dışında bırakılarak müesses düzenin devamı, Tunus emekçilerinin tepkilerini mas etmek adına, “darbe ve devrim” kavramlarına sıkıştırılamaz. Ortada müesses düzenin devamı bakidir.

Taliban karşı-devrimi, yine aynı şekilde, birileri açısından emperyalizmin yenilgisi, birileri açısından ise emperyalist ABD’den medet siyasetine dönüşür. Ya Taliban ya Amerika gibi bir denklem niye kurulur ki? Ortadaki tarihsel ve reel ilişki ortaya konmadan, her iki konumlanış da eninde sonunda emperyalizmin ve gericiliğin taraftarlığı oluyor. CIA’nın Siklon Vadisi operasyonuyla Suudi Arabistan ve Pakistan istihbaratıyla “mücahitleri” Afgan ilerici hükümetine ve Sovyetlere karşı nasıl kullandığını bilmeyen yok. Taliban’ın yaratan koşullar bizzat emperyalizm tarafından döşendi, Pakistan istihbaratıyla hayata geçirildi. 20 yıllık işgal siyasetinin iflası, emperyalizm açısından, kullanılan bütün “mücahit aparatlarının” da başarısızlığıydı ve Afganistan bizzat emperyalizm tarafından Taliban’a teslim edildi. Katar’ın arabuluculuğundaki Taliban ile ABD arasında yapılan anlaşma iki savaşan gücün “ateşkes” anlaşması değil bir devir-teslim anlaşmasıdır.

Afgan halkı, 20 yıllık emperyalist işgalden sonra şimdi de şeriat faşizmine teslim edilmişti. Hem de emperyalizm tarafından… İnsanların tabur tabur Taliban’dan kaçışı bir film sahnesini andırırken Taliban güzellemesi, anti-emperyalist bir siyasetin gereği olamıyor.

Aslında bu akıl yürütme, “gizli AKP’ciliğin” yansımasıdır. Amerikan emperyalizme karşı Taliban’ı “bile” desteklemek, pekala AKP’nin de desteklenmesinin makul olabileceğinin yolu değil midir?

Ülkemiz açısından “Erdoğan karşıtlığı” birileri açısından, batı kaynaklı bir operasyonunu parçası gibi gösterilmiyor mu? Emperyalizme karşı olmak başka emperyalizme karşı olmak adına AKP’den çok AKP’ci kesilerek “dış mihraklara karşı olmak” iki farklı şeydir! Hokkabazlık siyasetinin özünde gizli AKP’cilik yatıyor.

AKP, sermaye sınıfının çıkarlarının çıplak diktatörlüğü, Amerikan emperyalizminin uyumlu İslamcı temsilcisi, NATO’cu dış siyasetin işbirlikçisi, Suriye’deki yıkım savaşın ana aktörü, laikliğin baş düşmanı, yoksulluğun ve işsizliğin sorumlusu, FETÖ’cü zihniyetin devamcısıdır. “AKP karşıtlığı”, ülkemizde, salt bir tepkiden ya da “dış mihrakların yönlendirmesi” üzerinden açıklanabilir mi? Ülke işbirlikçi, emek düşmanı ve gerici AKP tarafından felakete sürüklenmiştir! Emperyalizm, bütün bunlardan öte, bizatihi Birinci Cumhuriyet’in tasfiyesi için AKP’yi uyumlu-ılımlı İslamcı bir aktör olarak, bütün Müslüman ülkelerde rol model haline getirmişti. “Ama AKP doğru yola geldi” minvalli açıklamalar “FETÖ” gerekçe gösterilerek öne sürülüyorsa bunun Taliban’a karşı Amerikan emperyalizmini tercih etmekten hiçbir farkı yoktur!

Bir dönemin ünlü sözüne atıfla “FETÖ içerde ama fikirleri iktidarda” gerçeği ise orta yerde duruyor!

Afganistan’da Amerikan emperyalizminin ve “aparat mücahit grupların” iflası ile bugün ülkemizde AKP’nin nefesinin tükenmesi birbirine benziyor. AKP’nin yerine, müesses düzeninin devamı için burjuvazinin başka kanatlarının “dış mihraklar” tarafından alternatif olarak görülmesi ve desteklenmesi açık bir gerçek. Ancak düzen muhalefetinin emperyalizm açısından AKP karşısında “yeni alternatif” haline gelmesi, AKP destekçiliği için gerekçe oluşturabilir mi? Tunus bu açıdan öğreticidir. Bu akıl yürütme Tunus’ta Nahdacılığa kadar kendini vardırır! Bunun sonu ise emperyalizmin İhvan Hareketi üzerinden giriştiği BOP’un da onaylanması anlamına gelir. Nahda karşıtlığı üzerinden tersinden bir konumun ise Tunus’un işbirlikçi ve sermaye düzenine götürür. Şartlar değişiyor, aktörler değişiyor, pozisyonlar değişiyor; ama emperyalizmin ve sermaye düzeninin çıkarları ve bekası değişmiyor.

Burjuvazinin kanatlarının altına saklanan siyaset, siyasettir ama devrimci siyaset değildir. Devrimci siyaset kendi ilkelerini ortaya koymaktan geçer!

Bugün emekçi kitleler, sol siyaset gibi yutturulan iki büyük garabetle karşı karşıya… Liberaller ve ulusalcılar sol gösterip sağ vurmaya devam ediyorlar. Ama komünistler, emek, laiklik, bağımsızlık ve sosyalizm demeye devam edecekler!