Tonguç ve yüksek öğrenim

"Biz Köy Enstitülerinde yüksek bölümler açacağız ve olması gerektiği gibi olacak. 21. yüzyılın insanını yetiştirebilecek bir kurum olacak. Yani önümüzdeki yüzyıla bizi götürecek bir kurum olacak”. Eğer bu sözler doğruysa, Tonguç’un kafasında çok farklı bir üniversite sisteminin olduğu söylenebilir.

Cumhuriyet tarihinin en ilginç yüksek öğrenim deneyimlerinin başında Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü (YKE) gelir desem, sanırım yanılmış olmam. Biliyorum, bu satırları okuyanlara Köy Enstitülerinden söz etmeye gerek yok ama işin “yüksek” kısmı biraz konuşmayı gerektiriyor bence:

Yüksek seviyeli eğitim kurumlarımızın çalışmalarında köyde eğitim problemi ele alınamıyordu. Bu sebepten köy okulu, köyde eğitim ve öğretimi ilgilendiren yüzlerce problem, hiçbir inceleme ve araştırmaya tabi tutulmamış bir halde, el sürülmeden olduğu gibi duruyordu. Bu işler yüzüstü kalırsa memlekette bilimsel çalışmalara dayanan bir pedagoji hayatının yaratılmasına imkân yoktu. Yeni açılacak kurumun bu görevi de üzerine alması lazımdı”. İsmail Hakkı Tonguç bu gerekçelerle YKE’nin zorunlu olduğunu düşünüyordu.  Tonguç’a göre YKE’nün, Köy Enstitülerine öğretmen yetiştirmek, köyü ilgilendiren bütün konularda bilimsel araştırma yapacak bir merkez oluşturmak ve köyün her türlü sorununu çözebilecek uzmanlar yetiştirmek şeklinde üç maddede toparlanabilecek hedefleri vardı. İşte bu amaçla 1942 yılında Hasanoğlan’da YKE kuruldu.

YKE’nde Ankara’daki yüksek öğrenim kurumlarından öğretim üyesi desteği alınarak derslere başlandı. Bunların dışında ülkenin önemli kültür insanları da derslere giriyordu.  Yönetmelikte saptanan amaçlara uyularak YKE ülke çapında bir ‘Köy Araştırma Merkezi’ olacağı için, profesör ve öğretmenler kendi derslerinin araştırma yöntem ve tekniklerini öğrencilere öğretiyorlardı. YKE yönetiminde çoğunluğu öğretmen ve öğrencilerin seçtiği, daha az kısmı ise Millî Eğitim Bakanlığınca atanan kişilerin oluşturduğu bir yönetim vardı.  Ağırlıklı olarak seçimle gelen bu yönetim kurulu bütçeyi de hazırlıyordu.

Üç dönem mezun verdikten sonra “komünist yuvası olduğu” gibi gerekçelerle 1947 yılında kapatıldı. Kısa süreli ömrü nedeniyle amaçlanan araştırma merkezi olma işlevini yerine getiremedi ama demokratik yapısı, bütünüyle köyde kurulan tek yüksek öğretim kurumu olması gibi benzeri olmayan özellikleri nedeniyle alternatif bir kurum olarak toplumsal belleğe yazıldı.

Kurulduğu 1942 yılında Türkiye’de sadece bir üniversite (ve İstanbul ve Ankara’da bazı tekil fakülteler) olduğu düşünülürse, köyde bir yüksek öğretim kurumu açma “cesareti” bile çok önemlidir. Kaldı ki, yukarıda anlattığım gibi seçimle gelen bir yönetim cesaretin bile ötesindeydi. Anımsayın, o yıllarda da üniversite özerk değildi, bakanlığa bağlı bir kurumdu.

Hadi bir adım daha ileri gidelim, Köy Enstitülü Hüsnü Cırıtlı’nın aktardığına göre, Tonguç’un beklentileri daha da fazlaydı: “Bu üniversite (İstanbul Üniversitesi) ile olmaz. YKE ile biz geleceğin üniversitesini hazırladık. Türkiye bu üniversite ile Türkiye’nin yükseköğretim sorununu çözemez. 1933’de üniversite reformu yapıldı ama üniversite geleneğinden kopamadı. Üniversite oturan bir kurumdur, hareketsiz bir kurum. Biz bu kurumla 21. yüzyıla hazırlanamayız. Daha hareketli, toplumla iç içe, toplumun içinde kanatları olan bir kurum olması gerek. Canlı, hareketli bir üniversite gerek…Biz Köy Enstitülerinde yüksek bölümler açacağız ve olması gerektiği gibi olacak. 21. yüzyılın insanını yetiştirebilecek bir kurum olacak. Yani önümüzdeki yüzyıla bizi götürecek bir kurum olacak”. Eğer bu sözler doğruysa, Tonguç’un kafasında çok farklı bir üniversite sisteminin olduğu söylenebilir. Hatta Cırıtlı Mustafa Ekmekçi’ye, Tonguç’un şunları da eklediğini söyler: “Yalnız üniversiteler için değil, nasıl medreseler bir günde, bir gecede kapatıldıysa, bütün okullar, üniversite de dahil, bir gecede kapatılacak, onun yerine, Köy Enstitüleri örne­ğinde okullar, üniversiteler açılacak, biliyorum”.

Uygulamaya geçmese bile düşünsel planda bu ülkede farklı bir üniversite birikimi varmış. Şimdilik bunları yorumsuz olarak aktarayım, ileride başka bir yazıda tartışırız diyorum.

 

Yazarın Diğer Yazıları
Sorun bütçe mi? 18 Ekim 2020
Plasebo etkisi 4 Ekim 2020
Kahvehanedeki akademi 20 Eylül 2020
Bilim ve Gelecek 6 Eylül 2020