Yolumuz işçi sınıfının devrimci yoludur!

İşçi sınıfı, bugünden yaşamın her alanında erk odakları oluşturmalıdır. Eğer "işçi sınıfının kurtuluşu kendi ellerindedir" diyorsak.

Yolumuz işçi sınıfının devrimci yoludur!

Umut İleri

Sınıf hareketinin yerlerde süründüğü, bir avuç sendika bürokratının elinde perişan edildiği, her türlü işçi hakkının OHAL altında çıkarılan KHK’larla üzerinin çizildiği, gasp edildiği bu koşullara karşı mücadele verecek, tüm emek güçlerinin birliğini sağlamaya yönelik girişimler, kendini sınıf devrimcisi olarak gören, “yolumuz işçi sınıfının devrimci yoludur” diyen herkesin önünde duran bir sorumluluktur

Kimilerinin küçük burjuva ve orta sınıfların duyarlılığı üzerinden siyaset yaptığı, kimilerinin işçi sınıfı dışında başka “devrimci” dinamiklerin peşinde koştuğu, kısacası utangaçca da olsa işçi sınıfının devrimci özne rolünü yadsıyanların kol gezdiği bu ortamda bu sorumluluğu yerine getirecek yapılanmalar, bugün yerlerde sürünen
sınıf hareketine yeni bir atılım kazandıracaktır.

Sınıf hareketine vurulan prangaların en önemlisi, işçi sınıfının sınıf sendikacılığı yapması gereken sınıf araçlarından olan sendikalardır. Ne yazık ki sendikalar bugün sınıf sendikacılığı özelliğini büyük ölçüde yitirmiş, bir avuç sendika ağasının elinde işlevselliğini kaybetmiş, mevcut düzenin sürmesini sağlayan kurumlar haline dönüşmüştür.

Bunu biz söylemiyor bizzat işçi sınıfının fabrikalarda, işverene karşı verdiği mücadelede öne çıkan öncü işçiler dile getiriyor. “İşverenden daha çok bu sendika ağalarıyla uğraşmak zorunda kalıyoruz” diyorlar.

Bu durumun en son örneğini geçenlerde DİSK üyesi Birleşik Metal İşçileri Sendikası ve Türk-İş üyesi Türk Metal Sendikası’nın, patronların örgütü MESS ile imzaladıkları “satış sözleşmelerinde” yaşadık.

O halde yapılması gereken, sendikaların dışında, sendikaları da tabandan zorlayacak ve başlarındaki sendika ağalarını tasfiye ederek sınıf sendikacılığı yapmalarını sağlayacak, tabanda örgütlenmiş doğrudan demokratik bir işleyişi benimsemiş, “İş yeri Komiteleri” ya da “İş yeri Konseyleri” olarak isimlendirilen sınıf araçlarını tüm iş
yerlerinde hayata geçirmektir.

İş yerinde çalışan işçilerin söz ve karar sahibi olduğu, hiyerarşi içermeyen yatay örgütlenmiş bu yapıların aslında birbiri ile bağlantılı, iç içe geçmiş işlevleri vardır. Bir tanım yapmamız gerekirse; iş yeri komiteleri ya da iş yeri
konseyleri; sermayenin fabrika içindeki iktidarına karşı mücadele veren işçi sınıfının, üretim sürecini kendi denetimine almak için oluşturduğu bir örgütlülüktür.

Üretimin yönetimi ve denetimi, sermayenin fabrika iktidarını dokunulmaz kılan temel ayağıdır. İşte iş yeri komiteleri ya da iş yeri konseyleri, sermayenin üretimi, yönetimi ve denetimine karşı, içeriden ve karşıdan mücadelenin örgütsel unsurlarıdır.

Eğer “işçi sınıfının kurtuluşu kendi ellerindedir” diyorsak, bu yapılar aynı zamanda yarını bugünden kurmanın kurucu örgütleridir. İşçi sınıfının yıkmak ve kurmak gibi birbirini izleyen ikili bir görevi vardır.

Bugün üretim sürecinin öznesi olması gerekirken, nesne konumuna düşmüş ve böylece giderek kendine, çevresine, ürettiği ürüne yabancılaşmış işçi sınıfının yeniden üretimin asli unsuru olmasını yani öznesi olmasını sağlayarak, işçi sınıfı üzerindeki bu yabancılaşmanın da bugünden kırılmasını sağlamak, bu yapıların bir diğer, bir önceki ile bağlantılı görevlerindendir.

Hep söylediğimiz bir şey vardır; işçi sınıfı mademki üretiyor o halde yönetmelidir de! Eğer yarının toplumu işçi sınıfının kuruculuğunda gerçekleşecekse, işçi sınıfı hem üretmeyi, hem de yönetmeyi bilmek zorundadır. Bunları sağlıklı yapabilmesi için, bugünden hem üretmeyi (üretimde yeniden özne olmak), hem de yönetmeyi öğrenmelidir. Karşıdan kuruculuk kendisine bu görevi yükler.

Bunları bilmelidir ki, yarın başkalarına bu konuda, özellikle de eski iktidar sahibi kırıntılarına gereksinim duymasın.
Reel sosyalizmin çözülüş nedenlerinden biri de budur. Lenin bu durumu aşağıdaki söylemi ile çok net ifade etmiştir;

13 Kasım 1922: “Eski devlet aygıtını devraldık ve bu bizim için talihsizlikti. Bu aygıt sık sık bize karşı çalışıyor. 1917’de iktidarı ele geçirdikten sonra, hükümet memurları işlerimizi sabote ettiler. Bu bizleri çok ürküttü ve onlara
“Lütfen geri gelin” diye yakardık. Hepsi geri geldiler ve bu da bizim talihsizliğimiz oldu.” (Lenin, Toplu Eserler, Cilt 33, s.482)

Tüm bunlardan sonra özet olarak şunu söyleyebiliriz; eğer “toplumsal kalkışmanın öznesi işçi sınıfıdır” diyorsak, toplumsal olanla, sınıfsal olanı bir araya getirecek, işçi sınıfı ile diğer toplum kesimlerinin buluşmasını sağlayacak ayrıca Mahalle Komitelerine ya da Mahalle Meclislerine de gerek vardır. Tıpkı İş yeri Komiteleri gibi bunlar da, doğrudan demokratik yapıda, hiyerarşi içermeyen, yatay örgütlenmiş yapılar olmalıdır.

Asıl unutulmaması gereken de, tüm bunları kotaracak olan toplumsal kalkışmanın öznesi işçi sınıfının öncüsü, onun düşünen eli Parti’sidir.

Sonuç olarak; işçi sınıfının onun erk savaşım aracı olan partisi dışında, yukarıda özelliklerini anlatmaya çalıştığımız sadece iş yerlerinde değil, yaşamın her alanında, hem üretmeyi hemde yönetmeyi bilecek, yarını bugünden kuracak, bugünden oluşturacağı öz yönetim organlarına gereksinmesi vardır. Kısaca işçi sınıfı, bugünden yaşamın her alanında erk odakları oluşturmalıdır. Eğer “işçi sınıfının kurtuluşu kendi ellerindedir” diyorsak.