Yıkmak ile kurmak arasındaki diyalektik ilişki!

Lenin için emek, hem yıkıcı hem de kurucu öznedir.

Yıkmak ile kurmak arasındaki diyalektik ilişki!

Umut İleri

Sermaye, sınıf mücadelesi çerçevesinde, sınıflar arasında var olan toplumsal ilişkinin adıdır. Sermaye, kapitalist toplumda, burjuva sınıf ile işçi sınıfı arasındaki sınıf mücadelesini ortaya çıkaran toplumsal ilişkinin ifadesidir.

Kapitalizmi, onun işleyiş yasalarını ve sınıf mücadelesini anlamanın en iyi yolu, metayı anlamaktan geçer. Sermaye, üretim ilişkilerinin özel mülkiyetini kullanarak emeği tahakkümü altına alır. Bu durum, insanları bedenen özgürleştiren burjuvazinin onları aslında birer köle durumuna sokmasıdır.

İnsanlar yaşamak için, temel gereksinmelerini karşılamak için, çalışmak zorundadırlar. İşte burjuvazi bu insanları, yaşamlarını sürdürebilmeleri için çalışmaya zorunlu bırakarak, üretim araçlarını özel mülkiyetini kullanarak onları tahakkümü altına alır.

İnsan emeği bu aşamada, artık sermaye tarafından metalaştırılmış, yabancılaştırılmış, ücretli emek haline getirilmiştir. Sermaye ancak bu yolla kendisini var eder, olumlar.

Sermayenin içerisinde metalaşmış, yabancılaşmış emek de vardır. Sermaye içerisinde var olan emek gücü meta biçimi haline geldiğinden, bu emeğin ürettiği değer, emeği egemenliği altına alır.

İşçi Sınıfı, emek gücü olarak sermayenin içinde yer aldığı biçimine karşı mücadele etmediği sürece, gerçek işçi sınıfı olmaz.

Marks Grundrisse’de “Aynı zaman da hem ücretli emeğin korunmasını, hem de sermayenin ortadan kaldırılmasını istemek demek ki kendi içerisinde çelişkili, kendi kendini çürüten bir taleptir” der. (Grundrisse,Birikim
Yayınları, s.399) İşte Marksistlerle, reformistler arasındaki fark bu noktada ortaya çıkar.

Hani hep diyoruz ya, toplumda kendi sınıf karşıtını yok ederek, kendi sınıf varlığını da yok etme politikliğine sahip tek sınıf işçi sınıfıdır diye. İşte bu söylemimizin temel mantığı, yukarıda açıkladıklarımızdır.

O nedenle Marks, sınıfsız ve devletsiz bir toplumu ancak işçi sınıfının yaratacağını söyler. İşçi sınıfının toplumdaki diğer sınıfların aksine çıkarları varlığını sürdürmesi değil, kendi karşıtını ortadan kaldırarak kendi varlığına
son vermesidir.

Sınıf mücadelesinin ve bu mücadeleye dayalı bu süreçte, hem yıkıcı hem de kurucu rol oynayan emeğin önündeki stratejinin ne olacağını anlayabilmek için Marks’ın doğru okunması gerekir. Lenin ve Kautsky bu okumanın ve bu okuma sonucu ortaya çıkan politik öznelliğin iki farklı tarafıdır.

Emperyalistler arası rekabeti görmezden gelen, bu rekabetin yol açtığı krizleri ve savaşları yok sayan Kautsky, emeğin yıkıcı rolünü yok sayarak ona kurucu bir misyon biçer. Kautsky’e göre sosyalizme geçiş, devleti reformlar yoluyla demokratikleştirerek, barışçıl biçimde olacaktır. Bu demokratikleştirmede emek kurucu rol oynayacaktır.
Görüldüğü üzeri, emeğin yıkıcı rolü yok sayılmakta, Marksizm kendi canlı devrimci ruhundan arındırılmaktadır.

Oysa Lenin tekeller arası rekabetin önemine vurgu yaparak, bunun krizlere ve savaşlara yol açacağını ortaya koyar.
Bu rekabetin ortaya çıkaracağı krizlerden ve bu krizlerin ortaya koyacağı çatışmalardan, sınıf mücadelesi temelinde devrimci bir vazife çıkartır.

Bu anlamda Lenin için emek, hem yıkıcı hem de kurucu öznedir.