Sınıf, sınıf bilinci, siyasal bilinç!

İşçi sınıfına bu bilinci götürecek olan, onun siyasi üst yapıdaki yapılanması, onun aklı, düşünen eli partisidir.

Sınıf, sınıf bilinci, siyasal bilinç!

Umut İleri

Bilinç, daha doğrusu ‘sınıf bilinci’, belki de geleceği kurmada, geleceği kuracak olanlar için, üzerinde durulması ve sağlanması bağlamında çok önemli bir kavramdır.

Marks, “Özgürlük köleler için değil, köle olduğunu bilenler için” derken, yine Marks “İşçi sınıfı ya devrimcidir ya da hiç bir şeydir” derken; Lenin hemen her yazısında İşçi sınıfı yerine “Sınıf bilinçli işçiler” kavramını kullanırken sınıf bilincine vurgu yaparlar.

Sınıfın nesnel konumu ile bir özne olarak kendini sınıf mücadelesinde müdahil hale getirmesi önümüze, “kendiliğinden sınıf” ve “kendi için sınıf” tanımlamalarını koyar. Yani işçi sınıfının kendiliğinden sınıftan, başkası için sınıf olma konumundan, kendi için sınıf olma konumuna geçmesi.

Kapitalizmin doğası gereği, toplum içerisinde yaşayan insanlar, üretim araçlarına sahip olmadıkları için, yaşamlarını sürdürebilmek ve temel gereksinmelerini karşılayabilmek için, üretim araçlarını ellerinde tutanlara emeklerini pazarlarlar.

Çünkü bu insanların, üretim araçlarından yoksun olmaları nedeniyle yaşamak için emeklerinden başka satacakları bir şeyleri yoktur. Bu pazarlık özgür bir ortamda gerçekleşiyor gibi görünse de, verili koşulların dayatması bu pazarlığın bir zorunluluk sonucu gerçekleştiğini bize gösterir.

Bu bağlamda bir özgür ortamdan bahsetmek olanaksızdır. İşte insanların zorunluluk sonucu çalışmak zorunda kalması ve emeklerini pazarlaması onları sınıf konumuna sokar. Bu konumda işçiler, sermaye karşısında ortak çıkarlara sahip bir sınıf niteliğindedir.

Ancak bu sınıf olma niteliği, kendisi için değil, kendiliğinden sınıf niteliğidir.

Çünkü bu konumda işçiler, sermaye için sınıf olma niteliğindedirler. Ne zamanki yığın halinde ortak çıkarlara sahip olan bu işçiler örgütlenir ve sınıf mücadelesi sürecinde devrimci bir rol üstleneceklerinin farkına vararak sınıf bilinciyle hareket ettiklerinde, artık sermaye için sınıf olma konumu yerine, kendileri için sınıf olma konumuna geçerler.

Artık mücadele ekonomik alanın dışına çıkarak politik bir savaşım niteliği kazanmıştır.

Bu noktada işçi sınıfı artık kendisi için vardır, sermaye için değil!

Peki işçi sınıfının, kendi sınıfsal varlığının ayırdına varması nasıl olacaktır?

Verili koşullar, kendiliğinden bu bilincin oluşmasında etken midir?

Bu sorulara yanıt ararken alacağımız temel referans tabi ki Ekim Devrimi’nin mimarı Lenin’dir. Lenin bu konuya ‘NE Yapmalı’ adlı yapıtında değinir.

“İşçiler sosyal-demokrat bir bilince henüz sahip olamazlardı” dedik. Bu onlara ancak dışarıdan götürülebilirdi. Bütün ülkelerin tarihi, işçi sınıfının kendi gücüyle ancak ve yalnız trade-unionist bilince, yani sendikalarda birleşme, işverenlere karşı mücadele etme, hükümetten işçiler için gerekli şu ya da bu yasayı çıkarmasını talep etme vs. gerekliliği inancına ulaşabileceğini göstermektedir…”

İşçi sınıfının kendiliğinden hareketleri kendi içerisinde bir bilinç taşısa da, bu bilinç ancak henüz yeşermeyi bekleyen tohum halinde bir bilinçtir.

Bu bilinçle yapacakları da ancak ekonomik alanı kapsayan, ekonomik çıkarları temel alan bir mücadeledir.

İşte siyasal bilinç burada devreye girer. Ekonomik mücadele içerisinde işçinin kendini, dahil olduğu sınıfın bir parçası olarak görerek, çıkarlarının sermaye sınıfından farklı olduğunu bilincinde duyumsaması yeterli değildir.

Bunun için işçinin ekonomik mücadele sırasında edindiği bilinci, siyasal bilinçle tamamlaması gerekir.

Yani, madem ki ben üretiyorum o halde neden yönetmiyorum diyerek politikleşmesi ve örgütlenerek yönetim erkini, siyasal erki sermaye sınıfının elinden almak için mücadele etmesi gerekir.

İşçi sınıfının temel mücadelesi, iktidar mücadelesidir. Yani politik mücadeledir.

Yine Lenin işçi sınıfına siyasi iktidar perspektifi gösteren ve politik mücadele içerisinde yer almasını sağlayan bilincin, sınıfın partisi tarafından verileceğini aynı eserinde şu sözlerle dile getirir:

“İşçilere politik bilinç ancak dışardan, yani ekonomik mücadelenin dışından, işverenlerle işçiler arasındaki alanın dışından götürülebilir. Bu bilginin edinilebileceği biricik alan, bütün sınıf ve katmanların devlet ve hükümetle ilişki alanı, bütün sınıflar arasındaki karşılıklı ilişkiler alanıdır.”

İşçi sınıfına bu bilinci götürecek olan, onun siyasi üst yapıdaki yapılanması, onun aklı, düşünen eli partisidir.

Bir takım çevrelerin yanlış anladığı, dışarıdan derken bunun işçi sınıfının ve sınıf mücadelesinin dışından verildiği gibi bir yanlış anlamadır. Oysa işçi sınıfının partisi, onun dışında değil, onun içerisinde, onun düşünen elidir.

Parti fikriyatı Marks döneminden beri vardır. Her ne kadar bu fikri Lenin hayata geçirerek var olan nesnellikten parti aracılığıyla devrimci bir vazife çıkartmış olsa da, Marks ve Engels’in birlikte oluşturdukları Komünist Parti Manifestosu, hala komünistlerin el kitabı olarak önemini korumakta, komünistlere yol göstermektedir.

Ayrıca yine Marks; Birinci Enternasyonalin 1872 Kongresinde:

“Proletarya, mülk sahibi sınıfların kolektif gücüne karşı mücadelesinde, ancak mülk sahibi sınıflar tarafından kurulmuş eski partiler karşısında ayrı bir siyasal parti haline gelirse, bir sınıf olarak davranabilir. Proletaryanın siyasal bir parti haline gelmesi, toplumsal devrimin ve onun nihai hedefinin, sınıfların kaldırılmasının, zaferinin güvence altına alınması için vazgeçilmezdir. (…) proletaryanın büyük görevi siyasal iktidarı ele geçirmek olmalıdır.” diyerek Parti fikrinin ne denli erk savaşımı için yaşamsal olduğunu dile getirir.

Lenin parti fikriyatını pratiğe taşıyarak, pratik içerisinde partide olması gereken özelliklerin neler olması gerektiğini ortaya koyar. Ekim Devrimi’nin gerçekleşmesi, böyle bir pratiğin yaşamda bulduğu karşılıktır.

Previous Next
Close
Test Caption
Test Description goes like this