Ortak aklın yürütücüsü kimdir?

Burjuvazinin varlığının bu toplumla bağdaşmadığını söyleyen Marks’ın bu söylemi bağlamında, artık bundan böyle insanlığın ortak aklının yürütücüsü, işte bu “özgür” kölelerdir.

Ortak aklın yürütücüsü kimdir?
Umut İleri

Marksizm bir dogma değildir, gelişmeye ve geliştirilmeye, günün koşullarına uygun hale getirilmeye muhtaçtır. Ama Marksizm’i günün koşullarına uyduracağız diyerek onun özünü zedelemek de, onu özünden soyutlamak da, onun olmazsa olmazlarını yok saymak da kimsenin haddine değildir.

Marks eğer bolluktan, zenginlikten bahsediyorsa bunun anlamı, üretici güçlerin geldiği seviye ile ilgilidir.
Çünkü Komünist toplum yoksulluğun değil; zenginliğin paylaşmıdır!

Paylaşım ilkesinin ‘Herkese ihtiyacına göre’ olması ne demektir?

Tabi ki bu ilke, Komünist toplumun diğer bir ilkesi olan ‘Çalışmanın zorunlu olmaktan çıkması’ndan bağımsız değildir.

Bu iki koşulu üretici güçlerin en üst seviyede olmadığı bir toplumda yerine getirebilir misiniz?

Daha doğrusu, paylaşımın herkesin ihtiyacına göre olduğu, çalışmanın zorunlu olmaktan çıktığı bir topluma uygun üretici güçlerin gelişmişlik seviyesi sizce ne olmalıdır?

Özellikle insanın özgürleşmesinde, toplumsal emeğin en alt seviyeye indirilmesinin, bu bağlamda insanın üretim sürecinden olabildiğince bağımsızlaşmasının, kendi yeteneklerini farkına varacak zamana sahip olmasının önemi yok mudur?

Tüm bunlar bize üretici güçlerin ulaştığı seviyeyi göstermez mi?

İşte bahsedilen bolluk ve zenginlik budur!

İlericilik veya ilerleticilik burjuvaziye atfedilen bir olumlama değildir. Burjuvazi Devrimleri tarihsel olarak ilericidir. Daha doğru deyimle biz buna ilerletici diyebiliriz!

Bu ilericilik de, (bence daha doğru deyim, ilerleticiliktir) bir önceki toplumsal formasyonun üretim ilişkilerinin, üretici güçlerin özgürce gelişiminin önünü tıkaması, üretim ilişkileri ile üretici güçler arasındaki zorunluluk uygunluk yasasının bozulması ve sonrasında aynı toplum içerisinden çıkan burjuva sınıfın, toplumun tüm diğer kesimlerini de peşine takarak, yepyeni bir toplumsal formasyonun alt yapısını örmesidir.

Bu yeni sınıf sayesinde gelişimi bir önceki toplumsal formasyonun üretim ilişkileri tarafından engellenen üretici güçler, yeni üretim ilişkileri aracılıyla yeniden gelişmeye başlamıştır.

İnsanlığın başlangıcından bu yana toplumsal ilerlemeyi sağlayan bilgi ve birikim, insanlığın ortak aklını ifade eder.
Bir dönemde, üretici güçleri geliştirdiği dönemlerde Burjuvazi, bu ortak aklın yürütücülüğünün önderliğini yapmıştır.

Burjuva Devrimlerinde burjuvazi, yığınları eşitlik, özgürlük ve adalet kavramları etrafında toplamıştır. Ancak burada atlanan, burjuvazi bu kavramların hiçbir zaman içini doldurmamıştır.

Burada Marksistler’in sorması gereken ‘kimin için eşitlik? kimin için özgürlük? kimin için adalet?‘tir.

Eğer Marksistler olaylara ve olgulara sınıfsal bakıyorlarsa, buradaki kimin sorusunun kastettiği özne, toplumdaki sınıflardır.

Burjuvazi iktidarı ele geçirdiği andan itibaren bu kavramlarla avuttuğu yığınlar üzerinde, baskı ve zor aygıtı devlet aracılığıyla baskı ve zor kullanmıştır.

Ortada ne esşitlik, ne özgürlük, ne de adalet kalmıştır! Evet sanayinin gelişmesi sonucu fabrikaların açılması ve tüm ülke sathına yayılması, bu fabrikalarda çalışacak insan gücüne gereksinimi ortaya çıkarmış. Kapitalizm bu nedenle feodal ilişkileri çözerek, bir zamanların toprağa bağımlı köylüsünü topraktan kopartarak, onun boynuna yeni bir kölelik halkası geçirmiş, bugünün “özgür” kölesi haline getirmiştir.

Artık köylü, işçi olmuş, sistem ona emek gücünü “Özgürce” pazarlama olanağı sağlamış, ama bu “özgürlük”, gelecek güvencesinden yoksun olduğu için, işsiz kalarak kendini ve ailesi açlığa mahkum etme
anlamına geldiği için, ona yeni bir köleliğin yolunu açmıştır.

Komünist Manifesto’da, kölesi tarafından beslenmesi gerekirken, kölesini bile besleyemez duruma gelen Burjuvazinin varlığının bu toplumla bağdaşmadığını söyleyen Marks’ın bu söylemi bağlamında, artık bundan böyle insanlığın ortak aklının yürütücüsü, işte bu “özgür” kölelerdir.