Liberalizm, ulusalcılık, komünistlerin izlemesi gereken yol

Liberal zevat, sivil toplumculuğu kendine temel alarak, kendinden menkul bir demokrasi savunusu çerçevesinde, "vesayete karşıyız" nutukları atarak, demokrasinin bir sınıf egemenlik biçimi olduğunu yadsıyarak, demokrasiyi sınıflardan bağımsız, toplumun tüm kesimlerine eşit uzaklıkta bir yönetim biçimi olarak görüyor.

Liberalizm, ulusalcılık, komünistlerin izlemesi gereken yol

Umut İleri

Ülkedeki bir takım sol siyaset ne yazık ki bugün liberal ve ulusalcı kesimler arasında sıkışıp kalmış durumda seyrediyor. Liberal zevata bir eleştiri yöneltseniz hemen ulusalcılıkla yaftalanıyor; tam tersi durumda ulusalcılara bir eleştiri yöneltseniz liberallikle yaftalanıyorsunuz.

Liberal zevat, sivil toplumculuğu kendine temel alarak, kendinden menkul bir demokrasi savunusu çerçevesinde, “vesayete karşıyız” nutukları atarak, demokrasinin bir sınıf egemenlik biçimi olduğunu yadsıyarak, demokrasiyi sınıflardan bağımsız, toplumun tüm kesimlerine eşit uzaklıkta bir yönetim biçimi olarak görüyor. Demokrasi-sınıf ilişkisi yok sayılarak, demokrasi sınıfsal bağlamından kopartılarak, sınıflar üstü bir demokrasi temelinde birlik çığlıkları yükseliyor.

Aynı sınıfsal körlük, vesayet konusunda da kendini göstererek, sivil vesayetle, askeri vesayet arasında fark olmadığı, asıl vesayetin iktidarı elinde tutan sınıfın vesayeti olduğu ve o vesayete karşı mücadele verilmesi gerektiği görmezden gelinerek, askeri vesayete karşıyız söylemleriyle, askeri vesayetin, sınıfsal vesayetten bağımsız olamayacağı gerçeği atlanıyor.

Güçlü bir sol odağın olmaması, sol güçlerin içerisinde bulundukları güçsüzlükleri aşamaması, onları liberalizmin etkisine açık hale getiriyor.

İşte bu noktada işçi sınıfının bağımsız sınıf siyasetinden tavizler verilerek, ideolojik ve örgütsel bağımsızlık yitiriliyor ve likidasyon başlıyor.

Ulusalcı zevat ise, siyasetini yurt, bayrak gibi burjuvazinin arpalığından aşırdıkları değerler üzerine oturtarak, burjuvazinin yere düşürdüğü bayrağını yerden kaldıracağız diyerek, “vatan, millet, Sakarya” nutukları eşliğinde yürüyor.

Solun mutlak ve mutlak bu sıkışıklıktan kendini kurtarması bir üçüncü yolu kendine çizmesi gerekir. Solun kendine çizeceği üçüncü yolun içeriğini ise şunlar oluşturmalıdır;

1. Vesayetin üniformalı veya üniformasızının gelinen bu evrede artık birbirinden farklarının olmadığının ayırdına vararak, asıl vesayetin iktidardaki sınıfın vesayeti olduğunun bilincine varılması!

2. Demokrasinin toplumdaki sınıflardan bağımsız olmayacağı her daim anımsanarak, her zaman “kimin için demokrasi?” sorusunun sorulması!

3. Ulus olunması için, o toprakların yurt olarak sahiplenilmesi için, bu kavramların, siyasi iktidar perspektifinden bağımsız olmadığının bilinçlere kazınması.

4. Ülke bölünüyor paranoyalarından kendini kurtarılması, yığınları toparlayacağım diyerek, onların geri bilinçlerine hitap ederek vatan, bayrak gibi burjuva değerler üzerinden politika yapmaktan vazgeçilmesi, artık geldiğimiz bu çağda çürümüş ve gericileşmiş bir sınıf olan burjuvazinin kendisi gibi çürümüş ve gericileşmiş demokrasisinden ve
cumhuriyetinden beklentilere son verilmesi.

5. Ayrıca, bağımsız sınıf siyaseti doğrultusunda ideolojik, örgütsel ve politik anlamda bağımsızlığın korunması, güç olacağım diye, ayakta kalacağım diye düzen siyasetinin kuyruğuna takılmaktan, kuyrukçuluktan vazgeçilmesi.

İşte üçüncü yol bu temeller üzerine inşa edilmelidir. Bu yola varım diyenler, ellerini taşın altına koymalı, Komünist
olmanın kendilerine yüklediği sorumlulukla, tarihsel sorumluluklarını yerine getirmek için ayağa kalkmalı, bu yolda mücadeleye başlamalıdır.

İşçi sınıfının düşünen eli, onun aklı partisinin inşası, bu mücadelenin hedeflerinden biri olmalıdır. Eğer sınıfın öncü gücü partisi, sınıf hareketinin eylemliliği içerisinde ortaya çıkacak ve var olacaksa, bu eylemliliği yükseltmek
tüm Komünistlerin görevi olmalıdır. Tüm bunları gerçekleştirmek için atılması gereken adım bize göre
komünistlerin ilkeli birliğidir.