Küreselleşme ve proletarya enternasyonalizminin gerekliliği!

Geçmiş yaşananlar bizlere, işçi sınıfının kurtuluşunun tek bir ülke ile sınırlı kaldığı sürece sağlanamayacağını, kurtuluşun tek başına değil, işçi sınıfının evrensel birliği ile ancak olası olabileceğini göstermiştir.

Küreselleşme ve proletarya enternasyonalizminin gerekliliği!

Umut İleri

Küreselleşme, farklı ülke ekonomilerinin her birinin diğerine tıpkı bir network ağı gibi bağlandığı bir dünya ekonomisi bütünlüğüdür. Bu bağlamda baktığımızda küreselleşme sınıfların iradelerinden bağımsız yürüyen, nesnel bir süreçtir. Sınıflar bu süreçte, bu süreci kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmek adına, bu süreçle ilgili politikalar oluşturarak sürece müdahil olurlar. Bu temelde baktığımızda ‘küreselleşmeye karşıyız’ yerine, ’emperyalizmin küresel politikaları’na karşıyız söylemi daha doğru bir söylem olur.

Üretimin ulus sınırlarının ötesine çıkması, mekandan bağımsızlaşması, beraberinde üretimin iki bileşeni olan sermaye ve emeği de mekandan bağımsızlaştırmış, sermaye ve emeğin de küresel iki güç haline gelmesine neden olmuştur. Sınıfların iradelerinden bağımsız olarak gelişen ama aynı zamanda onların iradelerini etkileyen bu süreç karşısında, kendine solum diyenlerin de, hafızalarındaki ezberleri bozma zamanı gelmiştir.

Aslında Komünist Manifesto’da Marks, o dönemden bugünleri öngörmüş ve küreselleşmenin ipuçlarını vermiştir.

“Ürünleri için sürekli genişleyen bir pazar gereksinmesi, burjuvaziyi, yeryüzünün dört bir yanına kovalıyor. Her yerde barınmak, her yere yerleşmek, her yerde bağlantılar kurmak zorundadır. Burjuvazi, dünya pazarını sömürmekle, her ülkenin üretimine ve tüketimine kozmopolit bir nitelik verdi. Gericileri derin kedere boğarak, sanayiin ayaklan altından üzerinde durmakta olduğu ulusal temeli çekip aldı. Eskiden kurulmuş bütün ulusal sanayiler yıkıldılar ve hâlâ da her gün yıkılıyorlar. Bunlar, kurulmaları bütün uygar uluslar için bir ölüm-kalım sorunu haline gelen yeni sanayiler tarafından, artık yerli hammaddeleri değil, en ücra bölgelerden getirilen hammaddeleri işleyen sanayiler, ürünleri yalnızca ülke içinde değil, yeryüzünün her kesiminde tüketilen sanayiler tarafından yerlerinden ediliyorlar. O ülkenin üretimiyle karşılanan eski gereksinmelerin yerini, karşılanmaları uzak ülkelerin ve iklimlerin ürünlerini gerektiren yeni gereksinmeler alıyor. Eski yerel ve ulusal kapalılığın ve kendi kendine yeterliliğin yerini, ulusların çok yönlü ilişkilerinin, çok yönlü karşılıklı bağımlılığının aldığını görüyoruz. Ve maddi üretimde olan, zihinsel üretimde de oluyor. Tek tek ulusların zihinsel yaratımları, ortak mülk haline geliyor. Ulusal tek yanlılık ve dar kafalılık giderek olanaksızlaşıyor ve sayısız ulusal ve yerel yazınlardan ortaya bir dünya yazını çıkıyor. ” (Karl Marks-Engels-Komünist Manifesto)

Yani ta o günden ulusal ekonomilerin tek bir dünya pazarına doğru genişlemesi öngörülmüş. Bugüne geldiğimizde, özellikle bilgi işlem teknolojisinin gelişimi sonucu iletişim alanındaki devrimsel atılımlar, üretimi mekandan bağımsız hale getirerek, bir malın üretim sürecine pek çok ülkenin emekçilerinin katılmasına olanak sağlamıştır.

Sermaye bu nesnel süreç içerisinde bu süreçle ilgili kendi sınıf çıkarlarına uygun politikalar geliştirirken, emek için ne yazık ki aynı şeyleri söylememiz olanaklı değildir. Oysa emeğin küreselleşmesi sonucu küresel bir güç haline gelmesi, sermayenin işine gelmez.

Bu nedenle o gelişen bu nesnel sürece müdahale ederek, emeğin tüm dünya üzerinde ki dolaşımının önüne engeller koyarak, bunu gerçekleştirecek politikalar üretir. Öncelikle Sermaye bu süreç içerisinde, küresel bir güç olması gereken emeği, sol içerisindeki ideologları aracılığıyla dar ulusal sınırlara hapis ederek, sürecin kendisine sağladığı küresel güçten yoksun bırakmaya, onun gücünü zayıflatmaya çalışır.

Böylece emek, dar ulusal sınırlarda burjuvazinin izin verdiği ölçüde, onun belirlediği alanlarda siyaset yapmaya zorlanır. O nedenle de oluşturulacak emek eksenli politikalar, küresel bir güç haline gelmiş bulunan sermayeye ve onun evrensel alanda uyguladığı stratejiye yönelik olmalıdır.

Demek ki ulus devletleri savunmak, emeğin çıkarlarına uygun politika olmaz. Bu bağlamda, yurtseverlik de dahil her tür ulusalcı politikalara son verilmelidir.

Temel olan emeğin evrensel olarak vereceği mücadeledir. Her tür yerel mücadele, evrensel mücadelenin çıkarlarına tabi olmalıdır.

Geçmişe göre ekonomiler arası iş bölümü artarak, ülke ekonomileri ve bu ülkelerde yaşayan insanlar arasındaki karşılıklı etkileşim ileri boyutlara varmıştır. Bu süreç doğal olarak geleceğin toplumunun da maddi öncüllerini, kendi
gelişimi içerisinde yaratmıştır.

Üretimin ve üretim sürecinin hiç olmadığı kadar toplumsallaşması ve mekandan bağımsız hale gelerek dünyasal bir alana yayılması, özellikle de iletişimdeki bu devasa gelişim ileride, geleceğin toplumunda üretimin tüm dünyada planlanabilirliğinin de önünü açmıştır. Aynı biçimde ülke ekonomilerini bir birine bağlayan bu süreç, bu ekonomilerle yönetilen ülkelerdeki işçi ve emekçilerin “kaderlerini de” birbirlerine bağlayarak, onların birlikte mücadele etme olasılıklarını arttırmıştır.

O nedenle proletarya enternasyonalizmi, bugün için her zamankinden çok daha fazla önem kazanmıştır. Bu gelişim yeni bir enternasyonalin alt yapısını oluşturacak, tüm ülkelerin işçilerinin ortak etkinliğini olası kılmıştır.

Tabi ki işçi sınıfı öncelikle kendi bulunduğu coğrafyada bu mücadeleye başlayacaktır. Siyasi erk ulus ölçekli olduğu için, burjuvazinin elinden iktidarı alarak, kendini toplumda egemen konuma, ulus konumuna yükseltecektir.
Ancak bununla kalınmamalıdır.

Geçmiş yaşananlar bizlere, işçi sınıfının kurtuluşunun tek bir ülke ile sınırlı kaldığı sürece sağlanamayacağını, kurtuluşun tek başına değil, işçi sınıfının evrensel birliği ile ancak olası olabileceğini göstermiştir. İşte bu nedenle işçi sınıfı şimdiden bir taraftan, yerel mücadelenin örgütlülüğünü ve bu örgütlülük temelinde siyasi erki almaya yönelik stratejileri ve buna uygun programı oluştururken, diğer taraftan da gerçek kurtuluşun ancak geçmiş deneyimlerin de kendisine gösterdiği gibi, kapitalizmin tüm dünyada yok edilerek sağlanacağının bilincinde olarak, evrensel birliğinin örgütlülüğü olan stratejisini ve programını, kapitalizmi tüm dünyada ortadan kaldırmaya yöneltmiş, proleter enternasyonali örgütlemeye çalışmalıdır.