Kitleselleşmek

Bizim için asıl olan yığınların peşinden sürüklenmek değil, yığınları peşimizden sürüklemektir. Biz buna kitleselleşme diyoruz.

Kitleselleşmek

Umut İleri

Hepimizin ağzında “Biz neden kitleselleşemiyoruz” söylemi var. Oysa kitleselleşmek, bir diğer deyimle yığınlarla bağ kurmak ve bunun olamama nedenlerini sorgulamak bizler için önde gelen görevlerden biri.

Lenin, kitlelerden kopuk hareketleri, devrimci maceracılık olarak niteler. “Genel olarak siyasette ve özellikle işçi sınıfı hareketinde, ancak kitlesel etkinliği olanlar ciddiye alınır. Kitleler olmadan siyaset maceraperest siyasettir” (Lenin-Seçme Eserler)

Bugün içerisinde yaşadığımız hayat içerisinde, yığınlarla aramızda olması gereken bağ gittikçe zayıflamakta, hiç noktasına varmaktadır. Tabi ki bunda, reel sosyalizmin çöküşünün sonucu sosyalizmin yığınların gözünde bir seçenek olmaktan çıkması ve 12 Eylül faşist cuntasının yığınlar üzerinde yarattığı ağır travmanın etkisi büyüktür.

Hepimizin üzerinde ortaklaştığı nokta bir an önce kitleselleşerek, yığınlarla hayatın her alanında bağlar kurarak, onlara yeniden bir başka dünyanın, sosyalizmin umut olduğunu göstermek olmalıdır. Kapitalizmin kendini yeniden üretemediği bu nedenle yığınları açlık sınırında yaşamaya zorlarken kendi hukukunu bile hiçe sayarak yığınların en ufak bir hak arayışında, onlar üzerinde siyasi zora başvurduğu bu dönemde, yaşadığımız bu nesnellik bize, eğer oluşacak tepkileri doğru değerlendirip, yığınların önüne gerçek çözümleri sunarsak, kitleselleşmenin yolunu açar.

Özellikle pandemi sürecinin kapitalizmin üzerindeki sahte uygarlık giysisini yırtıp attığı ortadayken.

Ne yazık ki yaşanan bu nesnelliğe uygun, ona koşut bir kitleselleşme görülmemektedir.

Tabi burada solun güçlü bir odak oluşturamamasının, güçsüzlüğünün, ayakta kalabilmek adına da, kendi bağımsız sınıf siyasetinden tavizler vererek, farklı dinamiklerin peşine takılmasının etkisi büyüktür.

Burada bizim için asıl olan yığınların peşinden sürüklenmek değil, yığınları peşimizden sürüklemektir. Biz buna kitleselleşme diyoruz. Bir tarafta “kitleselleşememe” diğer taraftan “güçlü bir sol odak oluşturamama” biri birinin hem nedeni hem de sonucu olan bir durum.

Yığınları peşimizden sürüklemek istiyorsak, işçi sınıfının düşünen eli Partisi dışında, yaşama müdahil olacak, bizleri yığınlarla buluşturacak farklı sınıf araçlarını önümüzde akıp giden hayatın içerisine taşımak zorundayız.

Bunlar iş yerlerinde İşyeri Komiteleri ya da İşyeri Konseyleri, Mahallerde ise Mahalle Meclisleri ya da Mahalle Konseyleridir.

Özellikle mahalle örgütlenmelerinde ihtiyaca göre örgütlenmek, bizlerin yığınlarla iletişimimizde ön planda olmalıdır. Bugün emekçilerin önündeki en büyük sorun, pandemi süreci ile ikiye katlanan ağır ekonomik sıkıntılardır. Artık bıçağın kemiğe dayandığı ağır ekonomik koşullarda, insanlar açlık sınırında yaşamaktadır.

Bizler eğer yığınlar içerisinde kök salmak istiyorsak, bu ağır ekonomik koşullarda onların yanında olmalı, yaşadıkları bu ağır ekonomik koşullarda birazda olsa onlara nefes aldıracak örgütlenmeleri hayata geçirmeliyiz. İhtiyaç dediğimizde en temel ihtiyaç, emekçilerin yaşamlarını sürdürebilmeleri için bir nebzede olsa ekonomik olarak rahatlamaya duydukları ihtiyaçtır. İşte Tüketim Kooperatifleri tam da burada devreye girmektedir.

Onları Tüketim Kooperatiflerinde örgütlenmeye yöneltmeliyiz. Mahallede yaşayan emekçilerin kuracağı bu kooperatifler, üretim kooperatifleriyle ilişki kurarak, “aracıyı” kısmen de olsa ortadan kaldırarak, biraz da olsa insanlara bir rahatlama getirecektir. Buralarda, yaşanan nesnelliğin bize sağladığı avantajı kullanarak, ekonomik ve sosyal haklar etrafında onları toparlayarak, bir başka dünyanın var olduğunu onlara anlatarak siyaseti, gündelik yaşamın bir fonksiyonu haline getirebiliriz.