Hükmen şehit olmak

AKP öncesi hiçbir siyasal iktidar dinsel referansları bu denli işine geldiği gibi kullanarak dünyevi sorumluluklarından kaçmamıştır.

Hükmen şehit olmak

Prof. Dr. İlker Cenan Bıçakçı

 

Beşikten mezara hemen her yerde görmeye alıştırıldığımız laik T.C.’nin cübbeli Diyanet İşleri Başkanı, depremde yaşamını yitirenleri ‘hükmen şehit’ olarak ilan etti. İktidarın ruhani ve cismani kanaat önderleri doğal afetlerin ilahi gücün bir gazabı olduğunu, bundan ibret (ders) alınarak teslimiyetin Rabbimiz tarafından bir cennet müjdesi olarak kabul edilmesi gerektiğini kamuoyuna vaaz ettiler. Rabbimizin depreme karşın sağ kalmayı becerebilen Japonlara bir ders verme gereği duymadığını ve bu vesileyle Japon halkına cennetin kapılarını kapattığını da idrak etmiş olduk…

21. yüzyılda siyasal iktidar, gayrimüslim ülkeler tarafından akıl ve bilim sayesinde geliştirilmiş iletişim teknolojisinin araç ve ortamlarından yararlanarak Orta Çağ zihniyetini yandaşlarıyla birlikte örgütlemeye çalışıyor. Oysa tarihin akışını saraylar yaptırarak değiştirmek olası değil. İmparatorluklar dönemini simgeleyen saraylar tüm dünyada çoğunlukla müze olarak kullanılıyor. Tarihin akışı ileri doğru olduğu için çağ dışı zihniyetler ara sıra hortlasa da er geç ait olduğu yere dönmeye mahkumdur. Cumhuriyetin kuruluşundan 2000’li yıllara değin ağır aksak yürüse de Türkiye’de laik demokratik düzen toplumun geneli tarafından benimsenmiştir. AKP öncesi hiçbir siyasal iktidar dinsel referansları bu denli işine geldiği gibi kullanarak dünyevi sorumluluklarından kaçmamıştır.

“Hiçbir şeyi devletten beklemeyin”

80’li yıllarla birlikte neoliberal özelleştirme politikalarını halka benimsetmek için ağızlara sakız olan “her şeyi devletten beklemeyin” söylemi sarayın atanmış  bakanı tarafından yeniden tedavüle sokuldu. Zaten sosyal devlete veda anlamına gelen neoliberal politikalarla sağlık, eğitim gibi temel insan haklarını ilgilendiren alanlar peyderpey özelleştirilmişti. AKP iktidarında hız kazanan yabancılaştırma eksenli özelleştirmelerle kamuya ait çok sayıda kurum özel sektöre devredildi. Bu süreç aynı zamanda devletin sosyal kimliğini de büyük oranda aşındırdı; halk neredeyse hiçbir şeyi devletten beklemez hale geldi. Dolayısıyla “her şeyi devletten beklemeyin” söyleminin bugünün ekonomik ve siyasal gerçekliğinde ne anlamı, ne de yeri var.

Yurttaşlar, maaşlarından yapılan kesintilerin yanı sıra su, elektrik, doğal gaz gibi zorunlu tüketim kalemleri ve diğer gündelik gereksinimler üzerinden de vergi ödemek zorunda. En azından ödediklerinin karşılığı olarak insan hakları içerisinde yer alan elverişli konut ve barınma hakkını sağlamak devletin ödevi değil midir? Deprem önlenemez ama depremin binaları yıkması önlenebilir. İnşaat alanında yaptıklarıyla böbürlenen bir siyasal iktidarın icraat döneminde yıkılan  binanın enkazı altında ölmek ne yaman çelişkidir! Enkaz altındaki yurttaşın arama kurtarma ekibinin sorumlusuyla cep telefonu aracılığıyla iletişim kurması da çok önemli bir gerçeği yüzümüze vuruyor: Cep telefonu gibi çağdaş bir teknolojik araca sahip olsak da çağdışı barınma koşulları nedeniyle enkaz altında kalabiliyoruz. Uçak, araba, bilgisayar, cep telefonu gibi bilimsel araştırmalar sonucu üretilen teknolojik aygıtları güvenle kullanırken bilimin öngördüğü kriterlere uygun bina yapmayı savsaklamak sadece siyasi bir tercihtir. İktidar açısından sözün özü şudur: “Yoksula yapılacak konut rant üretmiyor”.

Bu bağlamda kamu kaynaklarının ne amaçla kullanıldığının halk tarafından bilinmesi  önem kazanıyor. Muhalefet partileri hem bu konuya açıklık getirmeli, hem de kötü kaderin ilahi güç eliyle değil bizatihi insan eliyle çizildiğini ısrarla kamuoyuna anlatmalıdır. Dini referanslar üzerinden sorunu akılcılaştırmadan ölüm ve yoksulluk arasındaki ilişkinin sınıfsal yanı mutlaka vurgulanmalıdır.

 Güveyler ‘in’, üveyler ‘out’

Doğrudan insan yaşamını ilgilendiren güvenlik, barınma ve sağlık gibi alanlarda özellikle yoksul halktan kendi başının çaresine bakması istenemez. Abraham Maslow’un beş basamak[1] olarak ileri sürdüğü “gereksinimler hiyerarşisi” kuramında belirttiği fizyolojik ve güvenlik gereksinimlerini karşılamakta zorlanan yoksul ve eğitimsiz kesimler için devlet desteği zorunludur. Maslow’a göre “Belirli bir basamaktaki gereksinimler tam olarak karşılanmadan kişi bir üst basamaktaki gereksinimlerini algılayamaz”[2].  Örneğin ancak karnını doyurabilecek kadar gelire sahip olan birinin güvenli bir konutta yaşama gereksinimi hissetmesi beklenemez. Dolayısıyla devlet tüm yurttaşları için sürdürülebilir yaşam koşullarını sağlamak zorundadır. Özellikle can güvenliğini ilgilendiren konularda devletin olumlu bir sicile sahip olması beklenir. Barınma güvenliği, sağlık ve sosyal güvenlik, gıda güvenliği gibi temel alanlarda yurttaşın biricik güvencesi, ilgili devlet kurumları olmalıdır.

Neoliberal anlayışın bireye yüklediği “bilinçli tüketici” rolü de sorgulanmaya muhtaçtır. Hangi sosyoekonomik kesimin üyesi olursa olsun hiç kimseden her konuda bilinç geliştirip doğru tercih yapması beklenemez. Birey, ikamet edeceği konut güvenli mi, çocuğuna aşı yaptırmalı mı, tükettiği ürün GDO’lu mu gibi sorulara kendi yanıt arayacaksa devlet kurumlarının işlevi nedir? Yurttaşını bu konularda yalnız bırakan devletin bir yandan da iştiyakla vergi toplaması hiç adil değildir. Yerleşik kamuoyu algısında devlet, bir zamanlar baba olarak görülürdü. Ne yazık ki Devlet baba artık halkını korumuyor. Hatta Kanal İstanbul, HES’ler, nükleer santraller gibi konularda halk kendini devlet babadan korumaya çalışır hale geldi. Devlet babanın üvey evlatlarıyız hepimiz… Günümüzün in-out listesinde güveyler ‘in’, üveyler ‘out’ oldu (!)

Önceki görevlerini yapmasalar da, İmam Hatip geleneğine bağlılıktan olsa gerek, tabut başındaki son görevlerini asla ihmal etmeyen kara gün dostu “AK” Parti iktidarında halkın ölümle sınanması ne kadar da olağan hale geldi… Diyanet İşleri Başkanı’na sormak gerek, depremde hükmen şehit olanların ailelerine devletimiz şehit maaşı bağlayacak mı? Yoksa yoksul halk yine hükmen mağlup mu sayılacak?

[1] Bu ihtiyaçlar sırasıyla: 1.fizyolojik, 2.güvenlik, 3.sosyal, 4.değer görme/saygınlık, 5. kendini gerçekleştirme’dir.

[2] https://evrimagaci.org/maslowun-ihtiyaclar-hiyerarsisi-1644