Dünyanın tüm çocuklarına borcumuz: Hayallerimizdeki dünya

Onlar cümleyi baştan yanlış kuruyorlar, gerçekçi olan bir şey varsa o da "bu dünyada kurtuluş" değil, "bu dünyadan kurtuluş". Yani emperyalistlerin savaşlarından, yoksulluktan, ölümlerden, sömürüden, köhne düzenden, gericiden, yalancıdan, harami saltanatından, cübbeliden, kavukludan, badem bıyıklıdan… Kurtuluşu mümkün kılacak olansa çocukken kurduğumuz o en cesur düşler…

Dünyanın tüm çocuklarına borcumuz: Hayallerimizdeki dünya

Gülin Kara

Koronavirüs salgınının bütün dünyayı ve ülkemizi etkisi altına aldığı zor günlerden geçiyoruz. Hayatlarımızın günlük akışı farklılaştı, derslerimizi internet üzerinden almaya başladık, mücadelemizi sürdürdüğümüz sınıflardan ve meydanlardan uzaktayız şimdilik. Bu mücadeleden de uzak olduğumuz anlamına gelmez tabii ki. Çünkü düşlerimiz okullarımızla sınırlı değildi, kalmayacak…

Öyle bir dünyaya açtık ki gözlerimizi, emperyalist savaşlar ve müdahaleler, ekonomik krizler, bombalı katliamlar, durmadan ağlayan çocuklar… Adaletsizliğin, eşitsizliğin türlü hukuksuzluğun at koşturduğu bir dönemde açtık gözlerimizi bu ülkeye; kadın cinayetleri, salıverilen katiller, iş cinayetleri… Tüm bunlar küçük yaştan itibaren yer etti belleğimizde. Kendimiz için düşleyebileceğimiz şeylerin başında bile hep daha güzel bir dünyada yaşayabilmek geldi; hal böyle olunca düşlerimiz yalnızca bizim olmaktan çıkıp milyonların düşleriyle birleşti. Savaşsız bir dünya hayali, bütün çocukların oyunlar oynayabildiği bir dünya hayali, herkesin hatta sokak kedilerinin bile başını sokabileceği evinin olduğu bir dünya hayali, denizlerimizin kirletilmediği, gökyüzünde kuşlarımızın vurulmadığı bir dünya hayali…

Bu düşleri ilk kuran çocuklar biz değildik elbette ama son kuranlar olmak isterdik. İsterdik ki bir daha hiçbir çocuk ‘’ savaşsız bir dünya ‘’ hayali kurmasın, çocuklar savaşsız bir dünyada büyüsün. Hiç kimse başını sokabileceği bir evin hayalini kurmasın, bütün insanların sıcacık bir evi olsun. O “daha güzel bir dünya” hayalimiz şiirlerde, resimlerde kalmasın, gerçek olsun.

Gerçek olsun olmasına; ama nasıl? Bir şiir, bir resim, bir öykü yeter mi dünyayı kurtarmaya, yeni bir dünya kurmaya? Buna çocukken inanırdık belki ama büyüdükçe anladığımız şey hayallerimizi kazanmak için mücadele etmek gerektiği oldu. İyi bir okul ister ders çalışırsın, iyi şair olmak ister yazar-okursun, iyi bir sporcu olmak için didinirsin, iyi bir bilim insanı olmak için çalışırsın da hayalini kurduğun o güzel dünya için neden mücadele etmezsin? Çünkü kapitalizmde açtın gözlerini. Sana dünyanın “zaten” çok güzel olduğunu, kendin için çalışmanı ve bir şeylerin “daha iyisi” olmanı öğütlediler.

Yıllarca, yetiştirdikleri sözde “aydınlarla”, okul seminerleri ve kitaplarıyla “Önce kendini kurtar!” diye öğütler verdiler bize. Peki, nasıl mümkün bu türlü çürümüşlüğün kol gezdiği dünyada kurtuluş? Yıllarca böylesi bir dünya tarafından çizildi sınırlarımız, kurtuluşumuz o dünyanın “sınırlarından” bağımsız olabilir mi? Bir saatlik mesafe kadar uzağımızda emperyalist savaşlar ilk önce hayallerimizin ortağı çocukları vururken, bahsettikleri kurtuluş neyin kurtuluşu? Bizim olmadığı kesin…

Onlar cümleyi baştan yanlış kuruyorlar, gerçekçi olan bir şey varsa o da “bu dünyada kurtuluş” değil, “bu dünyadan kurtuluş”. Yani emperyalistlerin savaşlarından, yoksulluktan, ölümlerden, sömürüden, köhne düzenden, gericiden, yalancıdan, harami saltanatından, cübbeliden, kavukludan, badem bıyıklıdan… Kurtuluşu mümkün kılacak olansa çocukken kurduğumuz o en cesur düşler…

Salgının getirdiği  “olağanüstü” koşullardayız bugünlerde, geleceğimiz şimdi her zamankinden daha belirsiz; işsizlik, yoksulluk, krizler yakın gelecekte bizleri bekliyor. Dünya ve ülkemiz şimdi bizim görebildiğimiz tüm zamanlardan daha karanlık olabilir. İşte bu yüzden yapabileceğimiz en büyük yanlış umutsuzluğa kapılmak. Salgının olmadığı günlerde; türlü hukuksuzluk ve baskıların, işsizliğin, yoksulluğun olduğu ülkemizin – karanlığa teslim olmamak için- umuda ihtiyacı vardı. Bu gerçek dururken, böylesi bir dönemde ülkemiz umutsuzlukla baş başa bırakılabilir mi?

Eğer umudumuz olmazsa karanlıklarla mücadele edecek gücü nereden bulacağız? Eğer umudumuzu kaybedersek düşlerimizin ortağı çocukların yüzüne yıllar sonra nasıl bakacağız? Geçmişi, çocukluğumuzu,  hatırlayıp da aynada kendi yüzümüze nasıl bakacağız peki? Eğer çekiniyorsak bu soruların cevaplarından, umudu her zamankinden daha diri tutmalı.

Düşlerimizi hatırlamalıyız ilk önce.  Savaşsız bir dünyayı nasıl var edebiliriz? Nasıl olur da herkesin başını sokacağı bir evi olur? Yoksulluk, ölümler, adaletsizlik, bu eşitsizlik nasıl olur da son bulur peki? Kardeşçe bir yaşamı nasıl olur da var ederiz? Çoğaltabiliriz, tüm çocuklara dondurma, uzayı keşfetmek ve belki en amansız hastalığa çare bulmak nasıl mümkün olur?

Bütün bu sorularımızın tek bir yanıtı var: sosyalizm. Düşlerimizi “ulaşılmazmış gibi ‘’ kılanın kapitalizmin kendisi olduğu gibi, bize ve tüm çocuklara düşlerini verecek olan, sosyalizmden başkası değil.

Sormuştuk: Bir şiir, bir resim, bir öykü yeter mi dünyayı kurtarmaya, yeni bir dünya kurmaya? Dünyayı kurtarmaya kendi başına yetmez ama hayallerimizin ülkesini, dünyasını kurmak için bizim başlangıcımız olabilir.

Bir daha hiçbir çocuk, hiçbir genç “savaşsız, kardeşçe yaşanılan, aydınlık” o dünyanın hayalini kurmasın, o dünyada doğsun, bizimkinden daha “güzel” hayalleri olabilsin diye üretelim! Hayalimizdeki dünyayı yazalım, çizelim, anlatalım; umudu büyütelim!