Kıdem Tazminatının Tarihsel Gelişimi

Kıdem Tazminatının Tarihsel Gelişimi

13-07-2020 09:41

12 Eylül darbesini yapanlar kıdem tazminatı tavanını bir dokunuşla üç kat aşağı çekmişlerdir. Yaşanan hak kaybının görülmesi açısından çarpıcı olan bu durum özellikle vurgulanmalıdır.

Murat Özveri

Kıdem tazminatı çalışma yaşamında sürekliliği olan en önemli kurumlardan birisidir. Hak ediş koşulları, miktarı, güvencesi sürekli olarak değişmiştir.  Hemen her değişimde kıdem tazminatı yeniden tanımlanmıştır.

İşçilerin Fabrikalardan Kaçış Dönemi ve Kıdem Tazminatı

Kıdem tazminatını düzenleyen 3008 sayılı iş yasası 1936 yılında kabul edilmiş, 1937 yılında yürürlüğe girmiştir.  İş yasasının yürürlüğe girdiği yılların Türkiye’sinde işyerlerinde çalışacak işçi bulmak büyük bir sıkıntıya dönüşmüş durumdadır.[2] İşçi sayısının yetersizliği yanında, var olan işçilerin vasıf düzeylerinin çok düşük olması bir diğer önemli sorundur. [3]

Diğer yandan işyerlerindeki çalışma koşullarının ağırlığı, ücretlerin düşüklüğü, işçiliği cazip olmaktan çıkartmaktaydı.

1934 tarihli iş yasası tasarısının hazırlandığı dönemde Amerikalı bir uzmanlar kuruluna rapor hazırlatılmıştır. Bu raporda işçilerin 1930’lu yıllarda içerisinde bulundukları çalışma ortamı değerlendirilmiştir. ABD li uzmanların hazırlamış olduğu rapora göre özetle;

  • Türkiye’de işçi ücretleri çok düşük, çalışma süreleri çok uzundur.
  • Bazı işçilerin ücretleri ayni olarak ödenmekte, işçiler çalıştıkları şirketlerin açmış oldukları dükkanlardan alışveriş yapmak zorunda bırakılmaktadır.
  • Yerli ve yabancı işçiler arasında büyük bir ücret uçurumu vardır.
  • Ücret farklılıkları kadın işçilerle erkek işçiler ve çocuk işçiler arasında da vardır.
  • Çalışma sürelerini sözleşme özgürlüğü ilkesi gerekçesiyle işveren belirlemektedir. Bu nedenle günlük çalışma süreleri değişik işlere göre önemli ölçüde değişmektedir.
  • Günlük çalışma süresi oratalama 16-17 saat arasında değişmektedir.
  • İş güvenliği açısından işçiler oldukça elverişsiz konumdadır.
  • Amerikalı uzmanlara göre iş güvenliği için alınan önlemlerin en iyisi dahi ilkel durumdadır. Bu nedenle “1927 1932 yıllarında Ereğli kömür havzasında meydana gelen iş kazalarında toplamı 282 kişi ölmüş 3109 işçi de ağır ya da hafif olmak üzere yaralanmıştır”[4]

İşçiler bu sefalet koşullarında çalışmamak için işyerlerini terk edip köylerine kaçmaktadır. Teknik bir deyimle ifade etmek gerekirse, “dönemin hemen tüm sanayi tesisleri için “yüksek işgücü devri” en temel sorunlardan birini oluşturur. Bir ayağı köyde, küçük tarım işletmeciliğinde olan, çalışma süreleri devamlılık göstermeyen bir figür olarak köylü-işçi tipolojisi”[5] ortaya çıkmıştır.

Yabancı ülkelerden getirilen ustalar aracılığıyla vasıflı işgücü KİT’lerde yetiştirilmeye çalışılırken, işçiliği cazip hale getirecek sosyal politikalar devreye sokulmaya çalışılmıştır. Bazı sektörlerde çalışan işçilere vergi indiriminin sağlanması, KİT’lerde yüksek ücret uygulaması ve iş yasasının çıkartılarak çalışma yaşamına düzen getirme çabaları, işçiliği cazip hale getirme, emeğin yağmasını frenlemeye dönük politikaların örnekleridir.

Bu politikalarda işçiliği cazip hale getirmeye yetmediği durumlarda, Milli Korunma Kanunda olduğu gibi bu kez yasa yoluyla zorla çalıştırma, iş yasasındaki hakların askıya alınması devreye sokulmuştur.

Kıdem tazminatı işçiliği cazip hale getirmek işçileri fabrikalarda tutmak için yapılan düzenlemelerin birisi olarak devreye sokulmuştur. Kıdem tazminatını düzenleyen 3008 Sayılı İş Yasasının 13/5.maddesi kıdem tazminatı deyimini kullanmamıştır. Yasa “bilumum işçiler hakkındaki fesihlerde, beş seneden fazla olan her tam iş senesi için ayrıca onbeş günlük ücret tutarında tazminat dahi verilir” demekle yetinmiştir.

Düzenlemenin kıdem tazminatını hak etmek için sadece kıdem koşulunu aramış olması çarpıcıdır. İşçi sıkıntısının olduğu bir dönemde yasa kıdem tazminatını sadece kıdem koşuluna bağlayarak, işçileri fabrikada tutmak istemiştir. Yasaya göre işçilere kıdem tazminatının ödenebilmesi için hizmet akdi feshedilmiş olan işçinin beş yılını doldurmuş olması gerekiyordu. Sözleşmesi fesih edilmiş olan 5 yıllık işçi ancak beş yıldan sonra ki çalışmalarında doldurduğu her 1 iş yılı için kıdem tazminatı alabilecekti. Kıdem tazminatı için doldurulması gereken beş yıl ise tazminatın hesabında dikkate alınamayacaktı.

Görüldüğü işçi sayısının yetersiz olduğu dönemde kıdem tazminatı işçilerin beş yıl işçilik yapmakta sabretmeleri koşuluna bağlanmış, başka bir koşul aranmamıştır. Bu dönemde kıdem tazminatı işçilerin beş yıllık sabırları ve işçilik yapmakta ki sadakatleri karşılığında ödenen bir tutardır. İşçi bu tutarı hak etmek için beş yıl çalışmıştır. Tersinden okursanız, işçi çalışmış, işten ayrılmasını engellemek için çalışması karşılığı ücretinin bir kısmı işveren tarafından rehin olarak tutulmuş adına da kıdem tazminatı denilmiştir.

Köyden Kente Göçün Hızlandığı İşçi sayısının Arttığı 1950’li Yıllar ve Kıdem Tazminatı.

1950 yıllarda tarıma makinenin girmesi, sanayileşmenin artması, tarımda işgücü fazlalığının oluşması, bu işgücü fazlalığının kentlere akın etmesi işçi sayısını arttırmıştır. Köyden kente göçle birlikte fabrikalardan kaçıp köylerine dönen işçilerin yerini, kentte bir iş arayan ve yerleşmeye, tutunmaya çalışan işçiler almıştır.

3008 sayılı yasada düzenlenen kıdem tazminatı, en önemli ve kapsamlı değişikliğe 25.01.1950 tarihli 5518 sayılı yasayla uğramıştır.

25.01.1950 tarihinde yapılan bu değişiklikle kıdem tazminatı her fesih halinde yapılan bir ödeme olmaktan çıkartılmıştır. Kıdem tazminatının ödenmesi belirli fesih halleriyle sınırlandırılmıştır. Beş yıllık kıdem süresi 3 yıla indirilmiştir. Kıdem süresinin üç yılı doldurmuş olması koşuluyla işçinin işe girdiği tarihten itibaren kıdem tazminatının hesaplanacağı, süresinin hesabında “iş akdinin devam etmiş veya fasılalarla yeniden akdedilmiş olmasına bakılmaksızın aynı işverenin bir veya müteaddit işyerlerinde çalıştıkları sürelerin” dikkate alınacağı hükmü getirilmiştir. İşyerinin devir ve intikali durumunda kıdemin işyerindeki hizmetlerin toplamı üzerinden hesaplanacağı, kıdem tazminatından devir sırasındaki işverenin sorumlu olacağı, devir sonrası işyerinde işçi çalışmaya devam etmişse aksine hüküm bulunmadığı durumlarda yeni işverenin sorumlu olacağı, aynı kıdem süresi için bir defadan fazla kıdem tazminatı ödenmeyeceği esasları kabul edilmiştir.

Ayrıca “5868 Sayılı Kanun’la 3008 sayılı İş Kanunu’nun kıdem tazminatına ilişkin hükümlerinde yapılan değişiklikler sonucu ihtiyarlık sigortasından aylık veya toptan ödeme almak amacı ile iş sözleşmesinin feshedilmiş olması hali, kıdem tazminatından yararlanma sebepleri arasına alınmış; ancak tazminat hesabında 1 Nisan 1950 tarihinden önceki hizmetlerin değerlendirileceğine dair bir sınırlamada getirilmiştir.”[6]

1950’li yıllara kadar işçinin işyerinde geçirdiği kıdem süresi öne çıkartılarak, kıdemli işçiliğin, işyerine sadakatin ödülü olarak sunulan kıdem tazminatı, işçi sayısının artmasıyla birlikte geçirdiği değişiklikle, bu kez işyerinde iş disiplinine uygun davranarak geçirdiği kıdem yılları üzerinden hak edilen bir ödemeye dönüştürülmüştür.

Artık işçilerin kıdem tazminatı alabilmeleri için işyerinde geçirilen kıdem yeterli değildir. Kıdem tazminatı için işçinin iş disiplinine aykırı davranmaması da zorunludur. İşveren tarafından haklı nedenlerle fesih kıdem tazminatı hakkını ortadan kaldıran bir durum haline gelmiştir. Dolayısıyla işçinin önceden karşılığını çalışıp, fesih halinde almak üzere bıraktığı ücreti olan kıdem tazminatı, işçileri kontrol etmenin işyerinde iş disiplini adı altında işveren otoritesinin tesisi etmenin bir aracı haline dönüştürülmüştür. Bu dönüşümle birlikte beş yıl sabredeyim kıdem tazminatı alayım diyen işçi tipinin yerini, tutarım tutanağı, kapının önüne beş parasız tazminatsız koyarım diye tehdit edilen, bu tehditle terbiye edilen işçi tipi almıştır.

Güçlü Sendikal Örgütlenmenin Yaşandığı Dönemde Kıdem Tazminatı

Türkiye’de 1963-1980 dönemi birçok araştırmacı tarafından tüm eksiklik ve sorunlarına karşın, sendikacılığın “altın çağı”[7], “sendikacılığın kişilik kazandığı gelişme dönemi”,[8] sendikal hareketin “vesayetten kurtulduğu”[9] dönem olarak nitelendirilmiştir.

İşçi hareketinin örgütlü gücünün göstergelerinden biriside kıdem tazminatının işsizlik sigortasıyla ilişkilendirilmesine ve işsizlik sigortası karşılığı kıdem tazminatının tümden ortadan kaldırılmasına dönük yasa taslağının geri çekilmek zorunda bırakılmasıdır. Gerçekten de “1968 yılında hazırlanan işsizlik sigortası yasa taslağı ile kıdem tazminatının tümüyle kaldırılması gündeme gelmiş̧ ancak sendikalardan gelen sert tepkiler nedeniyle bu girişimden vazgeçilmiştir”.[10]

Kıdem tazminatına ilişkin bu dönemde yaşanan ilk değişim 3008 sayılı yasanın 931 sayılı yasayla yürürlükten kaldırılması olmuştur. 3008 Sayılı İş Yasasını yürürlükten kaldıran 931 sayılı yasa kıdem tazminatını 14.maddesinde düzenlemiştir. 931 sayılı yasa 3008 sayılı yasadan farklı olarak, kıdem süresinin hesabında “iş yılı” yerine “takvim yılı” esasını benimsemiş, altı ayı aşan sürelerin yıla tamamlanacağı hükmünü getirmiş ve işçinin ölümü halinde kıdem tazminatının mirasçılarına ödeneceği konusuna açıklık getirmiştir.[11]

12.11.1970 tarihinde yürürlüğe giren 1475 sayılı İş Kanunu esasen kıdem tazminatı konusunda da aynı esaslarla eski düzenlemenin devamı şeklinde olmasına karşın, başlıca iki noktada yenilik getirmiştir. Bunlardan biri emeklilik sebebi ile kıdem tazminatına hak kazanan işçilerin sadece 1 Nisan 1950’den önceki sürelerinin nazara alınacağına dair hükmünün kaldırılması, ikincisi de 15 günlük sürenin iş sözleşmeleri ve toplu iş sözleşmeleri ile artırılabileceğine ilişkin hükmüdür.

1475 sayılı iş yasasının yürürlüğe girmesinden sonra kıdem tazminatına ilişkin kapsamlı değişiklik 04.07.1975 yılında 1927 sayılı Yasayla yapılmıştır. 1927 sayılı yasayla yapılan değişikliklerle kıdem tazminatını hak etmek için gerekli olan kıdem süresi üç yıldan bir yıla indirilmiştir. Kıdem tazminatı tutarı her yıl için 15 günlük ücretten 30 günlük ücrete çıkartılmıştır. Kıdem süresinin hesabında yıldan artan sürelerin orantılı olarak dikkate alınması benimsenmiştir. Kıdem tazminatına esas ücretin son ücret olacağı, kıdem tazminatına esas ücretin belirlenmesinde işçiye düzenli olarak yapılan tüm menfaatlerin dikkate alınacağı esası açıkça yasada ifade edilmiştir. Kesintili geçen kıdem sürelerinin birleştirilmesi olanağı sağlanmıştır.

Kıdem tazminatı hakkını bu şekilde genişleten 1927 sayılı Yasa, kıdem tazminatına tavan getirerek, kıdem tazminatına esas aylık ücretin 15 günden 30 güne çıkartılmasını, asgari ücretin 7,5 katıyla sınırlamıştır. 1927 sayılı yasa ayrıca işverenler tarafından bir kıdem tazminatı fonunun kurulmasına ilişkin bir hükme de yer vermiştir.

Yeri gelmişken belirtmeliyiz ki 1960-1980 arasında kıdem tazminatının fesih şekline bağlı olması esası ise değiştirilmeksizin devam etmiştir. Kıdem tazminatının çıkış mantığına aykırı olan bu düzenlemelere işçi kanadından güçlü bir itiraz gelmedi. Üstelik, “1954 yılında toplanan 2. Çalışma Meclisi, kıdem tazminatının tespitinde esas tutulan üç senelik sürenin bir seneye indirilmesini ve iş akdinin herhangi bir sebeple infisahı veya feshi halinde isçiye kıdem tazminatının ödenmesini”[12] kararlaştırmış olmasına karşın alınan kararın yasalaşması için etkin bir çaba gösterilememiştir.

Kıdem tazminatının ancak belirli fesih hallerine özgülenmesinin dolayısıyla da kıdem tazminatının işverenlerce disiplin aracı olarak kullanılmasının, işçi sendikalarınca bir sorun olarak görülmemesi üzerinde ayrıca durmak gerekir. Belki de o dönemin güçlü sendikacılığı kıdem tazminatını alamama sorununu önemli bir sorun olarak görmemiştir.  Belki, kıdem süresinin beş yıldan bir yıla indirilmesinin bir karşılığı olarak kabul etmiştir. Ancak bu kabulün nedeni ne olursa olsun, kıdem tazminatının kıdem süresinin dışında belirli fesih hallerine indirgenmesi, fesih şekline bağlı olmaksızın her durumda ödenmesi gereken bir hak olmaktan çıkartılması, etkisini bugüne yansıtan önemli sorunların doğmasına neden olmuş, kıdem tazminatının güvencesi sorununu ortaya çıkartmıştır.

Altın çağın Sonu Yeni Liberal Politikalar Dönemi 12 Eylül Darbesi ve Kıdem Tazminatı

1970’li yılların sonuna gelindiğinde dünyada ve Türkiye’de sosyal refah devletine karşı yürütülen güçlü eleştiriler, sosyal refah devletinin olmazsa olmazı olarak görülen sosyal hakların kısıtlanmasına dönük ekonomik, yasal önlemleri gündeme getirmiştir.

Türkiye’de ise, bu süreç 24 Ocak 1980 kararları ve bu kararları harfiyen yerine getirecek siyasal, yasal koşulları yaratan 12 Eylül darbesiyle somutlaşmıştır. Konumuzla ilgili olarak sürece baktığımızda kıdem tazminatına önemli kısıtlamaların getirilmesinin 12 Eylül Darbesisin hemen ertesine denk gelmesi çarpıcıdır.

12 Eylül darbesinden yaklaşık bir yıl önce kıdem tazminatı tavanı Anayasa Mahkemesinin 25.01.1979 E., 1975/14 K., 1979/6 K. Sayılı kararı ile iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesince iptal edilen tavan sınıra ilişkin hüküm 12 Eylül darbesinden sadece 41 gün sonra 23.10.1980 tarihinde çıkartılan 2320 Sayılı Yasa ile yeniden getirilmiştir. 2320 Yasa tavan uygulamasının başlangıcını da askeri darbenin yapıldığı gün olan 12 Eylül 1980 olarak belirlemiştir. Anayasa Mahkemesinin üst sınırı iptal etmesine karşın, askeri darbeyi yapanların üstelik darbe tarihinden 41 gün sonra, yeniden üst sınır belirlemeleri askeri darbenin işçi haklarına yaklaşımını gösteren somut bir olay olarak tarihe geçmiştir.

Üstelik 2320 sayılı yasa kıdem tazminatı konusunda yasanın çizdiği çerçevenin dışına çıkılması halinde İş Yasasının 98.maddesine eklediği bir hükümle altı aydan iki yıla kadar hapis ve 20 bin liradan, elli bin liraya kadar ağır para cezası esası getirmiştir. 4857 sayılı iş yasasının yürürlüğe girdiği 2003 yılına kadar uygulanan bu hüküm, işverenlere iş yasasına aykırı davranılması halinde hapis cezası öngören tek hüküm olması nedeniyle de benzersizdir.

12 Eylül sonrası kıdem tazminatına ilişkin bir diğer değişiklik 08.05.1981 yılında 2457 Sayılı Yasayla yapılmıştır. Anılan değişikle tavan sınırın kapsamı genişletilmiş cezai yaptırım pekiştirilmiştir. 2457 sayılı yasayla yapılan değişiklikle kanunla kurulmuş kurum ve kuruluşlarda çalışan personelin kıdem tazminatı niteliğindeki ödemelerinin de tavan sınıra tabi olacağı, aksine tutumun 98.maddedeki cezai yaptırımı gerektireceği esası getirilmiş, kıdem tazminatı tavanının 12.09.1980 tarihinden itibaren uygulanacağı hükmünü getiren  2320 sayılı yasaya açıklık getirilerek, yasanın yayınlandığı 23.10.1980 ile yürürlüğe girdiği 12.09.1980 tarihleri arasında tavan sınırına bağlı olmaksızın yapılan ödemelerin geri alınamayacağı ancak tavanı aşan kısımların vergilendirilmesi kabul edilmiştir.

12 Eylül darbesini yapanlar kıdem tazminatına asgari ücretin 7,5 katı olarak getirilen tavan sınırı iki yıl sonra fazla bulmuşlar, tavan sınırla yetinmeyerek, bu kez kıdem tazminatı tavan sınırına ilişkin ölçüyü 11.12.1982 tarihinde 2762 sayılı yasayla, “en yüksek devlet memurunun bir hizmet yılı için alacağı emeklilik ikramiyesini geçemez” şeklinde düzenleyerek kıdem tazminatı tavanını aşağıya çekmişlerdir.

Mayıs 2019 tarihi itibarıyla kıdem tazminatı tavanı 6.017,60 TL dir. Asgari ücret 2.558,40 TL dir. Kıdem tazminatı tavanı 1927 sayılı yasanın öngördüğü biçimde kalmış olsa, 12 Eylül darbesini yapanlar tavan uygulamasına hiç dokunmamış olsalardı, kıdem tazminatı Mayıs 2019 tarihi itibarıyla 6.017,60 TL yerine 2.558,40 TL X 7,5 = 19.188,00 TL olacaktı. 12 Eylül darbesini yapanlar kıdem tazminatı tavanını bir dokunuşla üç kat aşağı çekmişlerdir. Yaşanan hak kaybının görülmesi açısından çarpıcı olan bu durum özellikle vurgulanmalıdır.

Kıdem tazminatı 30.07.1989 tarihinde ise 2869 Sayılı Yasayla değiştirilmiştir. 2869 Sayılı Yasa kıdem tazminatı ödenmesi gereken durumlara kadın işçinin evlilik nedeniyle işten ayrılmasını eklemiş, kıdem tazminatının geç ödenmesi halinde de bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faizin uygulanacağı esasını getirmiştir.[13]

Son olarak 4447 Sayılı Yasayla yapılan değişiklikle 1475 Sayılı Yasanın kıdem tazminatına ilişkin 14.maddesi bugünkü halini almıştır. 4447 sayılı yasayla 14. maddenin birinci fıkrasına” 506 sayılı kanunun 60 maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (a) ve (b) alt bentlerinde öngörülen yaşlar dışında kalan diğer şartları veya aynı kanunun geçici 81. maddesine göre yaşlılık aylığı bağlanması için ön görülen sigortalılık süresini ve prim ödeme gün sayısını tamamlayarak kendi istekleri ile işten ayrılmaları nedeni ile” hükmünü ilave etmiştir.

 

[1] Bu yazı tarafımızdan kaleme alınan  KIDEM TAZMİNATI: FON YERİNE GÜVENCE GEREKSİNİMİ  başlıklı  TÜRKİYE İŞÇİ SENDİKALARI KONFEDERASYONU (TÜRK-İŞ) tarafından basılan broşürden özetlenmiştir. Yazının tamamı

http://www.muratozveri.net/wp-content/uploads/2020/06/kidem_tazminati.pdf

adresinden okunabilir.

[2] Yıldırım Koç, Türkiye İşçi Sınıfı ve Sendikacılık Tarihi, 1996, Türkiye Yol İş Sendikası Yayınları, s. 28 “1923-1946 döneminde ve hatta 1950’li yıllara kadar, mülksüzleşme düzeyinin geriliğine ve nüfusun yetersizliğine bağlı olarak, sürekli bir işçi sıkıntısı yaşandı”.

[3] Emrah Şit, Türkiye’de Taşeronlaşma ve Sendikal Örgütlenmeye Etkileri, Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Çalışma Ekonomisi Ve Endüstri İlişkileri An Ana Bilim Dalı Sosyal Yapı Sosyal Çalışma Bilim Dalı,  2017, s. 11

[4] Gülmez Türkiye’de Çalışma İlişkileri (1936 Öncesi), Ankara, Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü, Yayın No:236, 2. Baskı, 1991, s. 398-402

[5] Hakan Koçak, “Paşabahçe Şişe-Cam’ın İlk Yılları: “Milli Fabrika Rejimi”, Çalışma ve Toplum Dergisi, 2012/2 Sayı 33, s. 20

[6] Kamil Turan,  Ferdi İş Hukuku Ankara 1993 Kamu-İş Yayınları s.165

[7] Alpaslan Işıklı, “1960-1986 Döneminde Türkiye’de İşçi Hakları”, Türkiye’de İşçi Hakları, Ankara, Türkiye Yol-İş Sendikası Yayınları, 1986, s. 149

[8] Adnan Mahiroğulları, Cumhuriyetten Günümüze Türkiye’de İşçi Sendikacılığı, İstanbul, Kitapevi, 2005, s. 123-283

[9] Aziz Çelik, Vesayetten Siyasete Türkiye’de Sendikacılık (1946-1967), İstanbul, İletişim Yayınları, 2010, s. 557 “1960’larla birlikte yeni bir dönem söz konusudur. Bu dönemin temel özelliği vesayetin zayıflaması ile sendikal hareketin özerkleşmesi ve siyasallaşmasıdır.”

[10] Aziz Çelik “Dünyada ve Türkiye’de Kıdem Tazminatı Uygulamaları” İktisat dergisi, Ocak-Mart 2015, Sayı 530, s. 33.

[11] Kamil Turan a. g. e.s.166

[12] Aziz Çelik “Dünyada ve Türkiye’de Kıdem Tazminatı Uygulamaları” İktisat dergisi, Ocak-Mart 2015, Sayı 530, s. 33

[13] Abbasgil a. g. e.s.45