Prof. Dr. İlker Cenan Bıçakçı yazdı: Keşke eski normale dönmesek

Emekçileri süslü oyuncaklara ulaşma hayaliyle avutup sınıfsal gerçekliğine yabancılaştıran tüketim kültürü, bu salgınla birlikte yaşamın salt gerçeğine yenik düşmüştür.

Prof. Dr. İlker Cenan Bıçakçı yazdı: Keşke eski normale dönmesek

Prof. Dr. İlker Cenan Bıçakçı

Coronavirüs, popülist liderlerin sabrını zorlamaya başladı. Ne zaman tam denetim altına alınabileceği belli olmayan salgın, sermaye sınıfının ve temsilcilerinin geleceği için ciddi tehdit oluşturuyor. Sosyal izolasyonun devamı konusunda sağlık uzmanlarıyla çatışan Trump, bazı eyalet yönetimlerini de yanına alarak işyerlerinin açılması yönünde kamuoyu baskısı oluşturmaya çalışıyor. ABD’ de başlayan izolasyon karşıtı sokak eylemlerinin bir benzeri de geçtiğimiz günlerde  Brezilya’da yaşandı. Popülist lider Bolsonaro’nun da maskesiz ve sosyal mesafeyi yok sayarak katıldığı eylemde, normal hayata dönülmesi ve izolasyon önlemlerinden vazgeçilmesi yönünde talepler dile getirildi[1]. Üstelik bu eylemler, Amerika ve Brezilya’da her gün yüzlerce insanın virüs nedeniyle yaşamını yitirdiği bir süreçte yapıldı.

İktidara yönelik itirazı simgeleyen sivil itaatsizlik eylem yönteminin bizatihi iktidar sahiplerince kamuoyu oluşturmak için kullanılması ironik bir durumdur. İşe gidemeyen insanların yaşadığı mağduriyetin nedenini izolasyon uygulamasına bağlayarak hedef şaşırtmak isteyen popülist liderler, ‘normale dönmeliyiz’ savıyla kapitalist sistemi de aklamaya çalışıyor. Bu tür popülist gösteriler, özellikle sınıf bilincinden uzak örgütsüz yığınları çok daha kolay etkileyebiliyor. Sistem, çalışanların zihnine  ‘hayatımı idame ettirebilmek için hayatım pahasına çalışmak zorundayım’ algısını yerleştiriyor. Trump  Çin’e ateş püskürürken salgını önleyemediği gerekçesiyle Dünya Sağlık Örgütü’ne de mali yardım yapmayacağını ilan etti. Ulusal çapta karantina isteyen Beyaz Saray’ın Covid 19 danışmanlarından Dr. Anthony Fauci ile de Başkan’ın yıldızı bir türlü barışmıyor [2]. Dahası virüsün yaratacağı ekonomik yıkım kaygısının çaresizliğiyle Trump, insana dezenfektan enjekte etmeyi bile çözüm önerisi olarak getirebildi![3]

Bizde de sabrın sınırının Ramazan sonuna kadar olduğu Erdoğan’ın çifte bayram söyleminden anlaşılıyor. Virüsün direncinin ne zaman kırılacağı tam olarak bilinmese de izolasyon nedeniyle ekonominin direncinin ancak Mayıs sonuna kadar yetebileceği görülüyor. Popülist liderler, ‘ölen ölür; kalan sağlar ekonominin çarklarını döndürür’ düsturuna sıkı sıkıya bağlı. Halk sağlığını önceleyen bilim insanları ise vahşi kapitalistleri evcilleştirip ölümleri azaltmaya çalışırken salgında ikinci dalga olasılığına da dikkat çekiyor. Virüs, Çin’de ilk kez görüldüğünde pasif kalmakla eleştirilen  Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü ise tehlikenin iyi anlaşılmadığını ve salgında henüz en kötü durumla karşılaşılmadığını belirtiyor [4].

Kamu hizmeti ticarileştirilemez

Sağ popülizm, küresel salgını siyasi ve ekonomik rant fırsatı olarak görmekte diretiyor. Küresel iklim krizi, gıda güvenliği, temiz su kaynaklarının tükenmesi gibi sorunsalların gelecekte dünyamızı ne tür felaketlerle karşı karşıya bırakacağı kapitalistlerin ilgi alanına girmiyor. Zaten bunlara sebep olanların salgından ders çıkarmasını beklemek de akla uygun değil.

Neoliberal küreselleşmenin rol model ülkesinde sağlık sisteminin ne kadar kırılgan olduğu salgın sürecinde çok daha net görüldü. Amerikalı muhalif belgeselci Michael Moore’un 2007 yılı yapımı ‘Hasta/Sicko’  filmini bu bağlamda anımsamak gerekir. Devlet tarafından sigorta şirketlerinin insafına bırakılan yurttaşların dramını ele alan Moore, Amerikan sağlık sistemini görece sosyal devlet geleneğine sahip ülkelerle karşılaştırarak ağır biçimde eleştiriyor.

Neoliberal devlet, sağlık, eğitim gibi alanları özel sektöre açınca birey de yurttaşlıktan müşteriliğe terfi ettirildi! Küreselleşme politikaları, kapitalist dünyada yer alan çoğu ülkenin  sosyal devlet geleneğini olumsuz yönde etkiledi. Bireyin kamu hizmetlerinden yararlanma güvencesinin ne denli önemli olduğu salgın sürecinde çok daha iyi anlaşıldı. Anglo-Sakson sistemin dayattığı uygulamaların, yerleşik siyasal kültürleri sayesinde tümüyle bulaşamadığı İskandinav, kıta Avrupası, Doğu Asya, ve Latin Amerika ülkelerinde,  kamucu niteliklerin  görece korunabildiği gözlemleniyor[5]. Bunların arasında olup da sağlık sistemini büyük oranda özel girişimcilerin ve sigorta şirketlerinin yönetimine bırakan bazı ülkeler ise salgın sürecinde daha olumsuz sonuçlarla yüzleşmek durumunda kalıyor.

80’li yıllardan sonra özel sektörün teşvik edilmesiyle birlikte ticarileşen sağlık hizmetlerine karşın Türkiye, genelde kapsayıcı bir sistem yürütmeye çalışıyor. Özellikle üniversite hastaneleri iktidardan yeterince destek alamasa da akademik geleneği korumaya özen gösteriyor. Devlet hastaneleri de tedavi edici tıp alanındaki deneyimleriyle sağlık sisteminin sürdürülebilirliğine katkı sağlıyor. Ülkemizin kamu sağlığına ilişkin yerleşik siyasal kültürü sayesinde şimdilik salgın sürecinin denetim altında tutulabildiği izlenimi öne çıkıyor. Bilim Kurulu, iktidarın erken normalleşme yönündeki baskılarına direnebilirse bu izlenim daha da güçlenecek.

Tüketim kültürünün süslü oyuncakları kırıldı

Bu salgınla birlikte neoliberal küreselleşme politikalarına içkin ‘asosyal’ devlet anlayışı da, yapay gereksinimler üreterek insanı aşırı tüketime yönelten kültürel hegemonya da çöktü. Emekçileri süslü oyuncaklara ulaşma hayaliyle avutup sınıfsal gerçekliğine yabancılaştıran tüketim kültürü, yaşamın salt gerçeğine yenik düştü. Olgular kendini dayattıkça algıları yönetmek de zor olur. Pazarlama iletişimi aygıtlarıyla zihinlerde oluşturulan tüketim ile mutluluk arasındaki pozitif korelasyon artık anlamını yitirmiştir. Dolayısıyla sürdürülebilir dünya idealinin, tüketime dayalı ekonomik büyüme modeliyle çeliştiği açıkça görülmektedir. Yeteri kadar tüketmeyi öneren tutumluluk kültürünü yaygınlaştırmadan sürdürülebilir bir dünyaya geri dönmek olanaksızdır.

Yeni bir normal için küresel dayanışma

Bu yıl, salgın sürecine denk gelen 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü, can korkusuyla işe gitmek zorunda olan, işsiz kalan, işten atılan ya da zorunlu izne çıkarılan mağdurlar tarafından ‘kutlanacak’.

Sınıfsal gerçeklik, olağanüstü koşullarda çok daha görünür olduğu için kitlede sınıf bilincinin gelişmesi ümit edilebilir. Muhalif siyasal partiler, sendikalar ve diğer kitle örgütleri, mağduriyetin giderilmesine ilişkin talep oluşturup iktidardan insaf beklemek yerine daha yaygın bir dayanışma ağı oluşturarak inisiyatifi ele almalıdır. Bu bağlamda emekçi halkların sınıfsal dayanışmasını önceleyen ekonomik, sosyokültürel ve ekolojik yeni bir siyasal küreselleşme hareketine gereksinim vardır. Dünyanın da, insanlığın da  sürdürülebilirliğinin başka bir yolu yoktur. Siyasal konjonktür de buna uygundur. The National Interest dergisinin haberine göre, araştırma şirketi Harris Poll’un yaptığı anket, 1981 ile 1996 yılları arasında doğan ‘Y’ kuşağı gençlerin yüzde 49,6’sının, yaşamlarını sosyalist bir ülkede sürdürmek istediğini ortaya koymuştur. ABD’li gençlerin yüzde 73,2′ si hükümetin genel sağlık hizmeti sağlamasını, üçte ikisi de üniversite öğrenim ücretini karşılamasını istediğini belirtmiştir[6]. Yani ABD gençliği de savaşa değil, sağlığa ve eğitime bütçe ayrılmasını istemektedir.

Emeğin yaygın biçimde örgütlenmesinin artık zamanı gelmiştir. Fabrikalar, plazalar, AVM’ler, üniversiteler gibi ürün, hizmet ve bilgi üreten her yerde ücretli çalışanlar, emekçi olduklarının bilinciyle demokratik kitle örgütlerinde birleşmelidir. İşsizler ordusu da bu örgütlü mücadelede mutlaka yer almalıdır.

İnsanın ve doğanın sömürülmediği eşitlikçi bir düzen ancak dünya emekçilerinin iradesiyle ve dayanışmasıyla kurulacaktır. Yeni bir normal umuduyla yaşasın 1 Mayıs, yaşasın emeğin küresel kardeşliği!

 

[1] https://www.birgun.net/haber/brezilya-devlet-baskani-izolasyon-karsiti-eyleme-katildi-297370

[2] https://tr.sputniknews.com/abd/202004031041751875-trumpa-kafa-tutan-79-yasindaki-halk-sagligi-uzmani-faucinin-yasayan-en-seksi-erkek-ilan-edilmesi/

[3] https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-52393401

[4] https://gazetemanifesto.com/2020/dso-genel-direktoru-ghebreyesus-dunya-henuz-en-kotu-durumla-karsilasmadi-349838/

[5] https://journals.sagepub.com/doi/10.1177/0020872810393765

[6] https://tr.sputniknews.com/abd/201907161039683715-national-interest-abdli-genclerin-yarisina-yakini-sosyalist-bir-ulkede-yasamak-istiyor/