Maddi yaşam, özgürleşmesi gereken ögeler ve işçi sınıfının tarihsel misyonu!

Rosa'nın çok önceden ortaya koyduğu, insanlığın geleceği ile ilgili "Ya Sosyalizm, ya barbarlık" ikilemine, insanlık bugün her zamankinden çok yakınlaşmıştır. İşte bu nedenle toplumsal proletarya, kolektif aklın taşıyıcılığını yapacak çağımızdaki tek sınıftır.

Maddi yaşam, özgürleşmesi gereken ögeler ve işçi sınıfının tarihsel misyonu!

Umut İleri

Çağımız emperyalizm çağıdır. Tabii ki emperyalizm de kendi içerisinde yeni bir evreye taşınmıştır.

Üretimin ulus sınırlarının ötesine çıkması, mekandan bağımsızlaşması beraberinde üretimin iki bileşeni olan sermaye ve emeği de mekandan bağımsızlaştırmış, sermaye ve emeğin de küresel iki güç haline gelmesine neden olmuştur.

Sınıfların iradelerinden bağımsız olarak gelişen ama aynı zamanda onların iradelerini etkileyen bu süreç karşısında, kendine solum diyenlerin de, hafızalarındaki ezberleri bozma zamanı gelmiştir. Bu gelinen evre her zamankinden daha fazla, proletarya enternasyonalizminin gereğini ön plana çıkartmıştır.

Artık emperyalizme karşı mücadele ve onun ortadan kaldırılması, ulusal sınırların ötesinde, işçi sınıfının evrensel planda vereceği mücadele ile olasıdır. Ülkeler için tek başına kurtuluş söz konusu değildir.

Hayatın kendisi yani yaşam, maddi temeller üzerine kurulmuştur. Gelişimin dinamiği ihtiyaçtır. İnsanlar yaşayabilmek için yemek, içmek, giyinmek ve barınmak zorundadır. Bu arada kendi geçim araçlarını üretirken, kendi maddi yaşamını da üretirler.

Marksizm’e göre insanın en temel en belirleyici ilişkisi, onun maddi yaşamla girdiği ilişkidir. Marks “Madem ki insanı biçimlendiren yaşadığı koşullar; koşullar en insani şekilde biçimlenmelidir.” der. Tabi bunu biçimlendirecek olan insandır.

Maddi yaşamla girdiği bu ilişkide, onu biçimlendirirken edindiği tüm bilgi, deneyim ve birikim insanlığın kolektif aklı olarak tanımlanır. Artık kolektif aklın taşıyıcılığını burjuvazi yapamaz. Çürümüş, asalaklaşmış, gericileşmiş bir sınıfın bu aklın taşıyıcılığını yapması olanaksızdır.

Temeli kara dayalı bir sistem, kar yolları tıkandıkça daha bir saldırganlaşır, daha bir azgınlaşır. Karını yükseltebilmek adına, geçmişte kendinin taşıyıcılığını yaptığı her şeye amansızca saldırır, kırar, yıkar. Doğanın acımasızca tahribi, bu saldırganlığın bir sonucudur.

O nedenle şunu rahatlıkla söyleyebiliyoruz; Rosa’nın çok önceden ortaya koyduğu, insanlığın geleceği ile ilgili “Ya Sosyalizm, ya barbarlık” ikilemine, insanlık bugün her zamankinden çok yakınlaşmıştır. İşte bu nedenle toplumsal proletarya, kolektif aklın taşıyıcılığını yapacak çağımızdaki tek sınıftır.

Her toplumsal formasyon, bir öncesinin bağrında doğar ve gelişir. Komünizmin de maddi öncülleri, kapitalizmin bağrında gelişmektedir.

“İşçi sınıfının gerçekleştireceği idealleri yoktur, fakat, çökmekte olan eski burjuva toplumun kendi bağrında taşıdığı yeni toplum ögelerini özgürleştirme yükümlülüğü vardır.” (K. Marks, “Fransa’da İç Savaş”)

Marks’ın da dile getirdiği gibi işçi sınıfının yükümlülüğü, işte eski toplum içerisinde yer alan bu yeni topluma ait ögeleri, yeni toplumun yani komünist toplumun maddi öncüllerini özgürleştirmektir.

Nedir bu yeni topluma ait ögeleri var eden maddi koşullar ve de bunun sonucu ortaya çıkan yeni toplumun maddi öncülleri? Üretimin toplumsallaşması, üretimin mekandan bağımsız hale gelmesi, üretimin ulusal sınırları aşarak dünyasal bir boyut kazanması, ekonomik pazarın ülke pazarının dışına taşarak, giderek bir dünya pazarına doğru evrilmesi, iletişimdeki son gelişmelerin artık üretimin tüm dünyada planlanabilirliğinin önünü açması, emek üretkenliğini arttıracak yeni uygulamaların, yeni ekipmanların ve yeni üretim çeşitlerinin (robotik üretim) hızla yayılması.

Kısaca insan da dahil eski toplum içerisinde yer alan ancak eski toplumun serbestçe gelişimine imkan vermediği kısaca üretici güçler olarak da tanımlanan bu maddi ögelerin özgürleşmesidir.

Bunun yolu da üretici güçlerin özgürce gelişiminin önünde engel olan üretim ilişkilerinin ve bunun üst yapıdaki hukuki ifadesi olan mülkiyet ilişkilerinin, bu özgürlüğe uygun olarak yeniden düzenlenmesidir.

Gelişen bu toplumsal devrimin önünü açabilmenin tek koşulu, siyasi erkin ele geçirilerek, burjuvazinin ekonomik ve siyasal olarak mülksüzleştirilmesidir.