Covid-19 çalışmalarında izin konusu

Bakanlık rakamları açıklamada sürecin başından beri şeffaf olmadı. Örneğin, Türkiye’deki Covid-19 olgularının yaş dağılımını, coğrafi dağılımını, cinsiyete göre dağılımını bilmiyoruz. Neden? Yanıt yok!

Bilimsel araştırmalar illa ki denetlenir. Çalışmanın yapıldığı kurum denetler, finansmanı sağlayanlar denetler, etik kurul denetler, yayına yollandığında hakemler ve dergi editörü denetler… Bunları yazmamın nedeni Sağlık Bakanlığınca yayınlanan bir genelge ile Covid-19 konusunda yapılacak çalışmaların Bakanlık iznine bağlı olduğunun belirtilmesi. Yapılacak çalışmalar, olgu sunumları ve editöre mektuplar hariç, Sağlık Bakanlığında kurulan bir komisyona yollanıp, eğer o onaylarsa çalışmaya başlanabilecekmiş. İşin iyi tarafı başvurulara beş gün içinde yanıt verilecek olması!

İnsanın aklına hemen şu soru geliyor: Neden? Öyle ya, zaten denetlenebilir/denetlenen bir sürece ek bir denetim koymak niye?

Genelgeye ilk tepki TTB Merkez Konseyi ve Bilim Akademisi Derneğinden geldi. Her ikisi de bunun bilimsel araştırma özgürlüğüne aykırı olduğunu belirterek, Bakanlığın araştırmalara müdahale etmemesini, zorlayıcı ve engelleyici koşulların bir an önce kaldırmasını talep ettiler.

Bunun üzerine Sağlık Bakanlığı bir açıklama yaparak, yanlış anlaşıldıklarını, amaçlarının sanılanın aksine çalışmalara maddi teşvik sağlamak olduğunu ve hatta uygun çalışmalara da ayrıca veri desteği sağlamak olduğunu söyleyerek şöyle dedi: “Başvuruda bulunan 4637 bilimsel çalışma olmuştur. Bu kapsamda herhangi bir içerik denetimi yapılmamaktadır. Araştırmacıların %96’sına çalışmalarına planladıkları hali ile devam etmeleri için 5 günden erken geri dönüş yapılmıştır. Bunun dışında kalan sınırlı sayıdaki çalışmanın değerlendirmesi neticesinde merkezi veriye dahil edilmek üzere davet edilmiştir. Çok merkezli araştırmalara dahil olmayı kabul etmeyen araştırmacıların müstakilen yürütmek istedikleri çalışmaları yalnızca kendi merkezlerinin verileriyle yürütmelerinin önünde bir engel bulunmamaktadır”.1

Aslında bu açıklama da sorulara yanıt değil çünkü eğer amaç buysa, doğrudan bir teşvik yönetmeliği yayınlanırdı, isteyen başvururdu, böylece zorunluluk ve hiçbir tartışma da olmazdı. Ancak, komisyon halâ iş başında ve çalışma yapmak isteyenlerin buraya başvuru zorunluluğu sürüyor.

İşin bir diğer yönü de komisyonda yer alan kişilerin kim olduklarının ve hangi ölçütlere göre seçildiklerinin bilinmemesi. Ve sizden belirsiz bir komisyona, araştırmanın hipotezi, veri toplama yöntemleri, sonuçların nasıl değerlendirileceği gibi çalışmanın başlangıcında başkasıyla paylaşılmak istenmeyecek bilgileri vermeniz istenmektedir. Ayrıca başvuru sahibi “başvuru kabulü sonrası tüm taahhütleri imzalayacağı” hususunda ayrıca bir taahhütte bulunmaktadır! Bu taahhütlerin de ne olduğu belirsizdir.

Bilim Akademisi Derneği şöyle diyor: “Araştırma ön izinden ve önyargıdan bağımsız olmalıdır ki bilinmeyeni ve öngörülemeyeni serbestçe araştırabilsin, doğru ve işe yarar bilgiye ulaşabilsin. Bilimsel araştırmanın tek nihai yargıcı doğa, toplum ve insanla ilgili kanıtlanabilen gerçektir2.

Bakanlığın belirttiği çok merkezli çalışmalar konusuna gelince, o da ayrı bir sorun oluşturmaktadır. Bu tip çalışmalarda yer alabilmek için en önemli koşul güvendir; sizin dışınızdaki diğer merkezlere ve özellikle koordinatör durumunda olana güvendir. Daha açık söylemek gerekirse, verilerin, sonuç ne olursa olsun aynen çalışmaya aktarılacağına, verilerin değiştirilmeyeceğine olan güvendir. Yani somut örnekte Bakanlığa güvenip güvenmeme sorunudur. Peki güvenilebilir mi? Olgulara bakalım:

Bakanlık rakamları açıklamada sürecin başından beri şeffaf olmadı. Örneğin, Türkiye’deki Covid-19 olgularının yaş dağılımını, coğrafi dağılımını, cinsiyete göre dağılımını bilmiyoruz. Neden? Yanıt yok! Ayrıca açıklanan veriler, tam olarak ne bekleniyorsa o yönde değişmektedir. Örneğin, “iyileşen olgu sayısının, yeni olgu sayısını geçmesi önemlidir” denilmesi üzerine bu durum gerçekleşiyor; “günlük ölüm sayısının yüzün altına düşmesi önemli” denilmesinin hemen ardından günlük ölüm sayısı istenilen düzeye geliyor. Bunlar tesadüf mü?

Veya bulaşma hızı (R), 1’in altına inmelidir denilir denilmez, 0.72 olarak açıklanıyor; yani hemen 1.56’dan 0.72’ye iniyor! Üstelik “Olgu sayısındaki hafif azalmaya göre R değerinin 0.72’ye düşmesi matematiksel olarak imkansız3”ken! Almanya’ya göre daha az test yapıp daha fazla vaka bulan Türkiye’de R sayısının Almanya’dan daha düşük olması da ayrı bir soru3.

Seçim sonuçlarının doğru açıklanmadığı, enflasyon, işsizlik gibi somut sayısal karşılığı olan verilerin değiştirildiği, tarımsal yapı ve özelleştirme istatistikleri ile oynandığı4,5 bir ortamda açıklanan verilere güvenmek çok güç.

Bu süreç ve özellikle “taahhüt” meselesi yakından izlenmeli.

 

1https://bilimselarastirma.saglik.gov.tr/_layouts/15/BilimselYayin_Membership/login.aspx?ReturnUrl=%2f_layouts%2f15%2fAuthenticate.aspx%3fSource%3d%252F&Source=%2F

2https://bilimakademisi.org/wp-content/uploads/2020/05/bilim-akademisi-duyurusu-covid-19-arastirmalari-hakkinda-bildirim-yukumlulugu-sakincalidir-duzeltme-20-mayis-2020.pdf

3https://gazetemanifesto.com/2020/bakan-kocanin-r0-degeri-0-72-aciklamasina-prof-saltiktan-yanit-matematiksel-olarak-imkansiz-358487/

4https://sol.org.tr/yazar/istatistik-ve-otokrasi-4125

5https://sol.org.tr/yazar/istatistiklerle-oynamayiniz-5031

 

Yazarın Diğer Yazıları
Bilimsel bilgi üzerine 12 Temmuz 2020
Üniversite kütüphaneleri 28 Haziran 2020
Bilgi çağı (mı?) 14 Haziran 2020
Hayyam ve iki kültür 17 Mayıs 2020