Yargı ve reform

AKP dönemi yargı pratiği ile kendisinden önceki dönemlerin “hukuksuzluklar”ı arasında bir süreklilik bulunmaktadır. Ancak, ülkeyi dönüştürme misyonu ile hareket eden, Birinci Cumhuriyet’i sonlandıran, İkincisini ise kurumsallaştırma gayreti içerisinde olan aktörlerin hukuk ile kurdukları ilişkiyi eğer yalnızca buradan açıklama çabası ile yetinilirse eksikli kalınacaktır.  “Yeni” Cumhuriyet “kendi hukuku”nu yaratmaktadır. Buna yönelik bir mekanizma da işlemektedir.

Bilgütay Hakkı Durna

 

Bu iki kelimeyi yan yana görünce sizin yüzünüzde de bir gülümseme oluşuyor mu?

Ama gerçek!

Hatta bir belgesi dahi var: Yargı Reformu Strateji Belgesi.

Belge Mayıs 2019 tarihini taşıyor. Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan belgeyi 30 Mayıs’ta Tayyip Erdoğan açıkladı.

Bu belge doğrultusunda hazırlanan “1. Yargı Paketi” de 25 Haziran tarihinde Erdoğan’a sunuldu. Söz konusu paket ise kamuoyunun gündemine “düşünce” suçlarında düzenlemeler yapılacak söylemi ile girdi. Esasen de Cumhuriyet Gazetesi davası ile Barış İçin Akademisyenler davalarından tutuklu olanların tahliyelerine yönelik düzenlemeler içereceği söyleniyordu. Ancak söz konusu düzenleme her nedense (!) bir türlü Meclis’in gündemine giremeden, Meclis tatile girdi. AKP şimdi Meclis açılır açılmaz ilk işlerinin bu olduğunu söylüyor.

Strateji belgesi “hukuken” Avrupa Birliği üyelik müzakerelerinin bir parçası olan “Yargı ve Temel Haklar” başlıklı 23. fasıl kapsamında açılış kriterlerini karşılama amacı taşıyor. Hukuk devletinin güçlendirilmesi, hak ve özgürlüklerin korunup geliştirilmesi ile etkin ve hızlı işleyen bir adalet sisteminin oluşturulması amaçlarına yönelik oluşturulduğu ifade edilen belge, 9 amaç, 63 hedef ve 256 faaliyetten oluşuyor. (http://www.sgb.adalet.gov.tr/ekler/pdf/YRS_TR.pdf)

İktidar cenahı da buradan hareketle Türkiye’nin hem AB’ye tam üyelik isteğinin devam ettiği hem de 2002’den bu yana yürüttüğü reform iradesini sürdürdüğü sonucuna varılmaktadır demekte. Oysa, bu belge yargı reformu kapsamında yayınlanan ilk strateji belgesi değil. Daha önceki yıllarda hazırlanan iki belge daha var.

Bunun yanında, başta hukukçular olmak üzere geniş bir toplam, belgeyi yaşanan ekonomik kriz karşısında, başta uluslararası finans çevreleri olmak üzere sermaye sınıfına ve emperyalist ülkelere yönelik bir çaba olarak ifade ediyor. Doğruluk payı olduğu tartışmasız. Yine, metnin açıklanmasının İstanbul Belediye seçimleri öncesine getirildiğine dikkat çekilerek, bir “seçim vaadi” olarak kullanıldığı da söyleniyor ki, bunda da doğruluk payı bulunmakta. Bunların yanında, MHP tarafından bir süre önce gündeme getirilen ancak AKP tarafından kabul görmeyen “af yasası” talebini de bir şekilde içermenin formülü olarak belgenin kullanılabileceği, böylece ortağın isteğinin de karşılıksız bırakılmayacağı söyleniyor.

Tüm bunlara rağmen, Yargı Reformu Strateji Belgesi üzerinden, “bu sefer” iktidar cenahı dışında “demokrasi” beklentisi içine giren bir toplam gözükmüyor. Genel yargı belgenin adalet sisteminde ve yargı düzeninde yaşanan derin tahribatın ve bunlardan kaynaklanan ağır haksızlıkların itiraf metni olduğu yönünde. (Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nun yargı reformu ile “diktatörlük” algısının düzeltileceği yönündeki yaklaşımını ise “saf” bir beklenti olarak okumamak gerekiyor. Feyzioğlu tırnakları ile kazıyarak kendisine iktidar saflarında bir yer açmış durumda.)

Tabi, “bu sefer” demokrasi beklentisi içerisinde olunmaması için bu iyi bir şey denilebilir.

Ancak gelinen noktada tek başına niyetlerin yetmediği de ortada. Her şey bir yana, genel doğruların sürekli tekrarından ibaret hale gelen “siyaset yapma tarzı” ile hala yol alınmaya çalışılması anlaşılmaz.

Uzunca bir süredir ülkede hukuk güvenliği kalmamış durumda. Yani, uzunca bir süredir bu ülkede hep olagelen “hukuk dışılık” ötesinde bir noktadayız. Ancak, hemen üst paragrafa atıf ile eklemiş olayım: Bu tabloyu, sürekli “hukuksuzluk” olarak tanımlamak da eksikli kalmaktadır. Hukuksuzluk demek, bir anlamı ile, hafif eğilmiş, şöyle bir düzelteyim demeye benzemektedir. Sorunsa, bilindiği üzere, bunun çok ötesinde. Bu paragrafı başka bir yazıda açmak, üzerine daha uzunca tartışmak üzere şimdilik geçelim.

Ama, bu yazının konusu üzerinden devam edecek olursak; evet, birkaç paragraf yukarıda sıralanan gerekçeler doğruluk payı içermektedir ve karşılıkları da bulunmaktadır. Ancak Yargı Reformu Strateji Belgesi’nin hedefi ve amacı bunlardan ibaret görülmemeli, çeşitli bahanelerden ve makyajlardan ibaret olduğu da sanılmamalıdır.

AKP dönemi yargı pratiği ile kendisinden önceki dönemlerin “hukuksuzluklar”ı arasında bir süreklilik bulunmaktadır. Ancak, ülkeyi dönüştürme misyonu ile hareket eden, Birinci Cumhuriyet’i sonlandıran, İkincisini ise kurumsallaştırma gayreti içerisinde olan aktörlerin hukuk ile kurdukları ilişkiyi eğer yalnızca buradan açıklama çabası ile yetinilirse eksikli kalınacaktır.  “Yeni” Cumhuriyet “kendi hukuku”nu yaratmaktadır. Buna yönelik bir mekanizma da işlemektedir.

Bu anlamı ile Yargı Reformu Strateji Belgesi de bu sürecin bir parçası olarak, aslında bir tahkimattır. Belge gerçektir!

Not: Yargı Reformu Strateji Belgesi’nin bir yüzü de doğrudan yargının özelleşmesi ve hukukun piyasalaşması ile ilgili. Bu başlıklar ile ilgili olarak Evrim Şenöz’ün Hukuk Defterleri’nin Temmuz-Ağustos sayısında yer alan yazısına bakılabilir: http://hukukdefterleri.com/2019-yargi-reformu-stratejisi-daha-fazla-ozellesen-yargi-daha-fazla-piyasalasan-hukuk/

Yazarın Diğer Yazıları
Yargı ve reform 23 Ağustos 2019
Şimdi ne olacak? 13 Mayıs 2019
İttifaklar siyaseti 28 Nisan 2019
Birkaç bin oy 15 Nisan 2019