Köşe Yazıları

Suriye'nin toprak bütünlüğü mü demiştiniz?

ABD’den Türkiye’ye gelen heyetin yaptığı görüşmeler ve Suriye meselesinin masaya yatırılması üzerinden başlayan tartışmalar devam ediyor. Görüşmenin tarafları sanki farklı cephelerdeymiş gibi açıklamalar yapsalar ve sanki ortada çözümsüz bir tablo varmış gibi bir algı yaratılsa da mesele aslında işgalci ABD ile işbirlikçileri arasındaki pazarlıkların yansıması olarak görülebilir.

Elbette çok basite indirgemeden bazı değerlendirmeler yapmak durumundayız.

Suriye’deki ABD varlığını işgalcilik olarak değerlendirmek yanlış değil. Hele ki işgalciliğin illa ki topla, tankla, tüfekle olması gerekmiyor. Örneğin bugün ülkemizde de ABD’nin askeri varlığı dışında emperyalizmin ekonomik, siyasi ve kültürel işgali olmadığını kim söyleyebilir. Bunun olabilmesi içinse illa ki işbirlikçi siyasi iktidarlara ve burjuva sınıfına ihtiyaç olduğu da tarihin bizlere öğrettiği en temel doğrulardan bir tanesi.

Şimdi bugün Suriye üzerinden yapılan tartışmaların bizlere gösterdiği tek bir yön var. Emperyalizmin bölge planlarının ya yanında olacaksınız ya da onunla köprüleri atacak bir iradeyi ortaya koyacaksınız. Yoksa AKP iktidarının yaptığı gibi Suriye’nin kuzeyinde ABD ile işbirliği yapan Kürt güçlerine muhalefet ederek veya bunları tehdit unsuru olarak göstererek hamaset yapmak emperyalizm işbirlikçiliğini örtmenin bir yolu olmaktan başka bir anlam ifade etmiyor.

Bunu neden yaptıkları ise açık olsa gerek. Türkiye sermaye sınıfı ve burjuva iktidarı Irak ve Suriye’ye açılmak istiyor, buranın rantını yemek istiyor, Türkiye’nin içinde siyasi istikrarı buradan kurabileceğini düşünüyor ve bunun için milliyetçiliği yükseltiyor. Anlayacağınız aslında yapılan her şey daha iyi bir pazarlık için.

Başka bir açıdan örnek verelim isterseniz: Ülkemizdeki sığınmacılar üzerinden Avrupa Birliği ile vize ve para pazarlığı yapan bir iktidarın yaklaşık yirmi yıldır Irak ve Suriye’de yaşanan yıkımın rantını nasıl yemeye çalıştığını daha iyi gösteren bir örnek olabilir mi?

Bu kısım, Türkiye sermaye sınıfının güncel çıkarları ile ilgili. Esas olan şeyin ise emperyalizmin tarihsel çıkarları olduğunu unutmamak gerekiyor. Türkiye’deki sermaye iktidarının güncel yönelimlerinin bazen bir anda emperyalizmin de güncel yönelimi haline geldiğinde ülkemizdeki gerici ve sömürücü güçlerin nasıl sevindiklerini ya da aslan kesildiklerini hatırlamak için çok uzaklara gitmeye gerek yok. Trump’ın Suriye’den ABD askerlerini çekeceğine dair yaptığı açıklama sonrasında yaşananlara bakmak yeterli bu bahiste.

Oysaki emperyalistler açısından önemli olan tarihsel anlamda kapitalizmin ve kendi çıkarlarının yol aldığı önem taşıyor. Pek tabii ki kapitalist emperyalist sistemin insanlığı güncel ve tarihsel anlamda ilerletebileceği hiçbir yan bulunmuyor. Krizlerini ve yıkımlarını tüm insanlığa dayatan tekelci burjuvazi ve işbirlikçilerinden bahsettiğimiz açık olsa gerek.

O yüzden ABD’nin Suriye’ye dönük yönelimleri son yedi yıl içerisinden farklı özellikler kazansa da, Suriye’deki iktidarın daha açık bir deyişle Esad yönetiminin yıkılması, Suriye’nin istikrarsızlaştırılması ve gerekirse parçalanması hedefinde büyük bir değişiklik olduğunu söylemek zor. Aynen İsrail’in güvenliğinin sağlanması ve İran’ın geriletilmesi gibi. O yüzden Türkiye sermaye sınıfının ve gerici AKP iktidarının hareket alanı da ufku da bununla sınırlıdır. Suriye direnişinin kazanımları ve bölgedeki Rusya ve İran gibi aktörlerin varlığı doğal olarak hareket (daha doğrusu pazarlık) alanını genişletse de ülkemizdeki işbirlikçi unsurların yeri geldiğinde asıllarına rücu edeceklerini biliyoruz.

Son günlerde yaşananlar da buna önemli bir örnektir. ABD heyetinin Suriye’den Kürt güçlerinin güvenliği alınmadan askeri çekilmenin olmayacağını açıklaması üzerine ses yükselten AKP iktidarına mesaj ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’dan geldi. Pompeo’nun, Tayyip Erdoğan’ın Trump’a IŞİD’e karşı mücadele ve ABD’nin ortaklarının korunması yönünde teminat verdiğini söylemesi bir şaşırtmaca sayılabilir mi? Belki de gerçekleri yansıtıyordur. Türkiye’nin içine doğru hamasi bir şekilde ABD karşıtlığı propaganda edilirken ülkenin devlet başkanı olarak görülen şahsın böyle teminatlar vermesi ise bizler açısından şaşırtıcı değil.

Bundan daha önemlisi, yine son ziyaretten hemen önce Erdoğan’ın New York Times gazetesine yazdığı makaledeki bazı vurgular. Erdoğan yazısında aleni bir şekilde Suriye’ye dönük Amerikan planlarının propagandasını çekiyor. İsterseniz hatırlatalım, ilgili bölüm şu şekilde:

“Bir başka önceliğimiz ise tüm kesimlerin yeterli siyasi temsilinin sağlanmasıdır. Türkiye’nin gözetiminde, şu anda YPG veya DEAŞ terör örgütlerinin kontrolünde olan Suriye toprakları, halk tarafından seçimle belirlenen yerel meclisler tarafından idare edilecektir. Terör örgütleriyle bağlantısı olmayan herkes, yerel yönetimlerde kendi toplumlarını temsil etme hakkına sahip olacaktır.

Suriye’nin kuzeyinde, nüfusunun çoğunluğu Kürt olarak yerlerde kurulacak yerel meclislerde Kürt toplumunun temsilcileri çoğunluğu oluşturacak; ancak diğer tüm kesimlerin adil bir şekilde siyasi temsil hakkından faydalanmaları sağlanacaktır. Deneyimli Türk yetkililer, bu meclislere belediye işleri, eğitim, sağlık ve acil durum hizmetleri gibi alanlarda danışmanlık verecektir.”

Yerel yönetimler, yerel meclisler, yerel yönetimlerde kendi toplumlarını temsil etmek, Türk yetkililerin danışmanlık etmesi…

Bunlar bizlere bir yerden tanıdık geliyor. Yerel meclislerin kurulması ve siyasi bir iradeye sahip olması özerklik ve devamında federasyon anlamına gelmiyorsa başka ne olabilir? Türkiye’nin buralara danışmanlık hizmeti adı altında müdahil olması Türkiye’nin hamiliğinde (bunu emperyalizm olarak da okuyabilirsiniz) toprakların şekillenmesi dışında bir anlam taşıyabilir mi? Kabaca söylemek gerekirse Erdoğan bu cümleleri ile Türkiye’ye gelen ABD heyetinin sözcülüğünü de üstlenmiştir dersek abartı sayılmayacaktır. Ne demiştik, emperyalizm açısından önemli olan Suriye’nin istikrarsızlaştırılması, emperyalizm işbirlikçilerinin aynı bayrak altında toplanmasıdır. Bu adlı adınca bir Amerikan barışını gündeme getirmekte ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün ortadan kaldırılması anlamına gelmektedir.

Astana’da “Suriye’nin toprak bütünlüğünü tanıyoruz” denilen metinlerin altına imza atan AKP iktidarının yine bir el çabukluğu ile attığı adım ile karşı karşıyayız. Buna prim vermemek için emperyalizme karşı duruşu sahtekar burjuva siyasetçilerinin ve yandaşlarının oyun alanı olmaktan çıkarmalı, devrimcilerin tekeline geçirmeli, emekçi halkımızı emperyalizme, gericiliğe ve sömürüye karşı mücadelenin bayrağı altına toplamayı başarmalıyız.

Yukarı