SERBEST KÜRSÜ | Yazdıklarım otuz-kırk dilde basılır, Türkiyemde Türkçemle yasak!

“Aya gidilecek/daha da ötelere,/teleskopların bile görmediği yere./Ama bizim dünyada ne zaman kimse aç kalmayacak./korkmayacak kimse kimseden,/emretmeyecek kimse kimseye,/yermeyecek kimse kimseyi,/umudunu çalmayacak kimse kimsenin? / İşte ben komünistim bu soruya karşılık verdiğim için.”

SERBEST KÜRSÜ | Yazdıklarım otuz-kırk dilde basılır, Türkiyemde Türkçemle yasak!
Güneş Doğan

Artık hepimizin az çok tanıdığı, bir dizesini ezberden söylemekte zorlanmayacağı Nazım; işte böyle demişti zamanında. Değeri başka dillerde de biliniyor, tebrik ve takdir ediliyordu sık sık fakat içindeki burukluğu dizelere dökmeden atamayacaktı belki. Nasıl atsın ki! Onu yasaklayanlardan, sürenlerden, bilmem kimin bekası için susturmaya çalışanlardan daha çok seviyordu “Türkiye’sini” ve yine, karşısına fikir koyamayanlardan daha insani fikirleri, ürettiklerini üretemeyenlerden daha samimi şiirleri vardı. Vatan haini dediler ona, vatandaşlığından atıldığı vatanına şiirler yazmaya devam etti o. Bir şiirinde dediği gibi “İnsanların içindeyim/seviyorum insanları/hareketi seviyorum, düşünceyi seviyorum/kavgamı, kavgamı…/kavgamı seviyorum / sen kavgamın içinde/bir insansın sevgilim/seni seviyorum” En çok insanı sevdi, en çok insan için kavga etti. Kavgasını aşktan ayrı tutmadı hiçbir zaman. Hayatına giren kadınlarla anmayacağız biz bugün onu fakat farkına varmalıyız bir şeyin; peşine düştüğü, uğruna hapislerde ömür geçirdiği eşitlik kavgası da bir sevdaydı onun için, hapislerde geçen ömründe mektuplar yazdıkları da. “Lanet olsun, ne muazzam şey seni sevmek!” der Nazım. “Sen benim aşkım, sen benim kızım, sen benim yoldaşım, sen benim küçük annemsin. Canım, bir tanem, seni sevmeden önce dünyayı sevmesini bile bilmiyormuşum. Bu şehir güzelse senin yüzünden, bu elma tatlıysa senin yüzünden, bu insan akıllıysa senin yüzünden…” Her şey insanı sevmekle başlıyordu yani. Ve onun için, insanı sevmekle bitmişti Moskova’da, çok sevdiği memleketinden uzakta.

Komünisttir dediler, komünizm nedir demeden düşman oldular. Oysa ideolojisi ne olursa olsun insanlara dokunan şiirleri bugün sokaklarda, duvarlarda, ağaçlarda yazılıdır ve milyonların sevdalısı Nazım, son nefesine kadar komünisttir. “Aya gidilecek/daha da ötelere,/teleskopların bile görmediği yere./Ama bizim dünyada ne zaman kimse aç kalmayacak./korkmayacak kimse kimseden,/emretmeyecek kimse kimseye,/yermeyecek kimse kimseyi,/umudunu çalmayacak kimse kimsenin? / İşte ben komünistim bu soruya karşılık verdiğim için.” İyi ve güzelden yanadır, iyi ve güzel her daim ondan yana olmamış olsa da. Ömrünün bir yarısı sürgünde, öbür yarısı hapishane duvarlarına bakarak, pazarı, güneşe çıkmayı bekleyerek geçmiştir. “Memleket mi, yıldızlar mı, gençliğim mi daha uzak?” dizelerini düşünürken bile vazgeçmemiştir davasından. Bu uğurda can verenleri yazarak, kendisi dünyayı çok sevmesine rağmen onun için can vermekten geri durmayarak yaşamıştır ömrünü. Bugünden bakıldığı zaman gerçekçi durmayan bir bağlılığı vardır davasına yani. Belki de bundandır, sıkı sıkıya bağlanacağı, uğruna yaşayacağı bir fikrin peşinden gidemeyenler tarafından sevilmemesi, eleştirilmesi ve itibarsızlaştırılmaya çalışılması.

Bir de oğlu vardır Nazım’ın, yolladığı oyuncakların geri geldiği Memed’i, yavrusu… Ondan da uzak düşürmüştür bu düşmanlık onu. Çok sevmesine rağmen ayrı kaldığı oğlunun, yine sevdiklerinden ayrı kalabilmesi ihtimalini bilerek, yolundan gitmesini istediği biricik oğlu. Yazdığı bir mektubunda belirtebilmiştir bunu: “Tohuma, toprağa, denize inan./İnsana inan hepsinden önce./Bulutu, makinayı, kitabı sev,/insanı sev hepsinden önce./Kuruyan dalın/sönen yıldızın/sakat hayvanın/duy kederini,/ama hepsinden önce de insanın./Sevindirsin seni cümlesi nimetlerin/sevindirsin seni karanlık ve aydınlık/sevindirsin seni dört mevsim,/ama hepsinden önce insan sevindirsin seni. / Memet,/memleketler içinde bir şirin memlekettir/Türkiye,/bizim memleket./İnsanı da,/su katılmamışı,/çalışkandır, ağırbaşlı, yiğittir,/ama dehşetli fakir./Çekmiş çekiyor millet./Lakin güzel gelecek sonu./Sen bizim orda halkınla beraber/komünizmi kuracaksın,/gözle görecek, elle tutacaksın onu.” Bugün dünyaya baktığımız yerden görebiliyoruz, Nazım’ın istediği memleketten ne kadar uzak olduğumuzu. Çünkü insanlar hala aç, emir alıyor birilerinden ve korkuyor çalınmış umudunun arkasında gitmeye. Motorları maviliklere süremiyoruz, onun yerine fırtınalarla boğuşarak, feda ediyoruz gemidekileri, başka gemidekiler sakin bir limana yanaşabilsinler diye. Biz yine de, Nazım’ın bugünkü çocukları olarak, biliyoruz ki “Güzel günler göreceğiz, güneşli günler…”