SERBEST KÜRSÜ | Rap müziğin önlenemez yükselişi - 1

Dünya da blues, jazz ve rock yeni yeni yayılmaya başlamıştı, ta ki siyah bir Amerikalı o sert ve küfürlü şiirini bir piyano enstrümantalinin üzerine okuyana kadar.

SERBEST KÜRSÜ | Rap müziğin önlenemez yükselişi - 1
Ali Akif Ece

Türkiye’de yıllar boyu yeraltı bir formda olan rap müzik şimdi kasırgalar estiriyor. Gerçi son on beş yılda ara ara yükselişe geçtiği görülse bile bu kadar yoğun ilgi ile dinlendiği, sattığı hiç olmamıştı. Bu durum nasıl gerçekleşti? Rap müzik aslında ne? HipHop kültürü nedir? Tüm bu vektörler toplamı içerisinde sanat var mıdır?   Biz bu gün ve gelecekte kimleri ve neleri dinleyeceğiz? Sermaye düzeni bu kültürü neden finanse ediyor? Tüm bu soruları yanıtlayacağımız, enine boyuna inceleyeceğimiz bir yazı dizisiyle karşınızdayız.

DOĞUŞ

15. Yüzyılın sonlarında Avrupalılar yeni arayışlar içerisindeydi, mevcut üretimin şekli ve koşulları egemenlerin hoşuna gitmiyor, coğrafi olarak sıkışıklık yaşıyorlardı. Bu yüzden büyük Avrupalı denizciler yelkenlerini “Batıya daha da batıya” açmaya başladılar. Umut dolu serüven 1492’de Yeni Dünya’nın keşfiyle devam etti. Bu keşiften sonra İspanyollar, Portekizliler, Fransızlar ve İngilizler, buradaki yerli halkların topraklarına el koydular, talana ve yağmaya başladılar. Aztek diyarının kadim halklarını modern silahlarıyla katledip topraklarına, tüm yeraltı kaynaklarına el koydular.

Buranın umut barındıran Yeni Dünya olarak, yarattığı rüzgâr Avrupa’da soğuk meltemler misali esmeye henüz yeni başlamıştı ki on sekiz büyük koloni Avrupalı sömürgeciler tarafından Amerika’da kurulmuştu bile. Daha sonra Avrupa’daki siyasi gelişmeler ve Yedi Yıl Savaşları Avrupa’dan giden kolonilerin tepkisiyle büyümeye devam etti. İş gücünü sağlamak adına bu süreçte sömürgeciler Orta Afrika’daki siyahi insanları köle olarak Amerika’ya taşıdılar ve bir büyük köle kolonisi de burada kurulmuş oldu. Buradaki insanlar örgütlü şekilde bilinçlenmesiyle Amerikan Bağımsızlık savaşı verildi Savaşın başlarında George Washington, Thomas Jefferson tarafından kaleme alınan ve özgürlük isteklerini dile getiren Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’ni yayınladı (4 Temmuz 1776). Sonradan 4 Temmuz günü ABD bağımsızlık günü olarak kabul edildi ve sömürgeciler Amerika’dan kovuldu. Fakat hikâye henüz yeni başlıyordu. Anayasanın varoluşuyla Amerikan üst kimliği oluşturuldu. Genç sermayedarların buraya gelişi, ucuz ve genç işgücü ve siyahi kölelerin yarattığı yedek iş gücü burada sömürünün en yıkıcı şekli ile kendini tanımlamış oldu. Tabi ki bu durum daha vahşileşmeden iç savaş yaşandı, siyahi köleler ilk kez “Artık yeter!” dediler. Savaşı Abraham Lincoln önderliğinde kuzeyliler kazanmış olsa da siyahi Amerikalılar hala alt sınıf ve öteki olarak görülüyorlardı. Bu ötekileştirme ve köleci anlayış yüzyıllar boyunca devam edecekti.

Yıllar geçti, Amerika’ya ilk gelen siyahilerin torunlarının çocukları doğmaya başlamıştı. Bu çocukları sistem hala kabul etmiyor, onları vasıfsız işçi veya potansiyel suçlular olarak görüyorlardı. Bu süreçte yoksul emekçi halk, çocuklarına yeni kıyafetler alamıyor, küçük çocuklar büyük kardeşlerinin kıyafetlerini giyiyorlardı. Ağdalı ve sinkaflı dillerini akademik herhangi bir platform kabul etmese de onlar kendi dünyalarında farklı bir Amerika yaşıyorlardı. Geçen yüzyıllar boyunca Amerika’da birçok faşist örgüt kuruldu ve siyahi katliamları gerçekleştirildi. Bu yüzden siyahiler çoğunlukla bir arada yaşıyor, kendi kültürlerini yaşatmaya çalışıyorlardı. Bunu büyük ölçüde başardılar da, Orta Afrika’da ki geleneksel enstrümantal ibadetlerini nesilden nesile korudular. Tabi ki yıllar içerisinde bu otantik müzikler revizyona uğrayıp yeni müzik akımları da ortaya çıkacaktı. Dünya da blues, jazz ve rock yeni yeni yayılmaya başlamıştı, ta ki siyah bir Amerikalı o sert ve küfürlü şiirini bir piyano enstrümantalinin üzerine okuyana kadar.

Hip-Hop, New York Bronx’taki müthiş bunalımlı bir ortamda ete kemiğe bürünmüştü. Yangınlara, çete kavgalarına, polis şiddetine, işsizliğe yazılan ritmik şiirler Hip-Hop’ı doğurmuştu… 1973’te Kool Herc adında bir DJ, bir apartman katında parti verdi ve fitili ateşledi. Popüler parçaların basları arttı, zamanla müziklere topluluğu coşturmak için mikrofona söylenen sözler eklendi. Bu alt kültür, sonunda Aerosmith, Blondie gibi pop isimlerin de desteğiyle dünyaya mal oldu. Bu yıllarda Amerikan müzik piyasası da epey hareketliydi. Michael Jackson – Thriller’ ı otuz üç milyon, Eagles – Hotel California’sı yirmi altı milyon, Shania Twain – Come On Over’ sı tamtamına yirmi milyon satmıştı. Fakat çok temel iki sorun baş göstermişti. Plakçılar ve yapım şirketleri milyonlarca satan bu müziklerin satışı ve pazarlamasını yaparken, toplumun tamamına ulaşamıyor sadece üst, orta sınıftan kâr elde ediyorlardı ve sadece “müzik” satıyorlardı. Örneğin Led Zeppelin grubunun çıkarttığı albüm milyonlarca satıyordu ancak sermayenin pazarlayabildiği, sadece grubun albümüydü bunun dışında başka bir meta yoktu. İşler böyle ilerleyip giderken alttan alta rap müzik büyümeye toplumda yaygınlaşmaya başlıyordu. Tabi ki burada bir  RUN-DMC dosyası açmam gerekecek.

RUN-DMC rap müziğin ilk büyük patlamasını gerçekleştiren grubuydu.  Joseph “DJ Run” Simmons, Darryl “D.M.C.” McDaniels, ve Jason “Jam-Master Jay” Mizell tarafından hip-hop kültürüne öncülük edecek bir grup olarak kuruldu. Grup, hip-hop’ın belli başlı müzik türleri arasına girmesini sağladı ve 80’lerde büyük sükse yaptı. Grubun üç üyesi ABD’nin Queens bölgesinde birbirlerine komşu olarak büyümüşlerdi. “Run” Simmons, hip-hop efsanesi Russell “Rush” Simmons’ın kardeşiydi ve hip-hop’a DJ olarak başlamıştı. Deneyimlerini sahnede en iyi çocukluk arkadaşlarından biri olan Darryl McDaniels ile paylaştı. Daha sonradan gruplarına bir üçüncü üye buldular; Jam Master Jay, ve 1983’te ilk singlelarını çıkardılar, “It’s Like That”. Bu single çıktıktan sonra grubun imajı toplumda yer etmişti. Birçok rap sanatçısı ile birlikte o dönem oldukça ilgi gören Run-DMC, müziğin verdiği “mesaj ”ın yanı sıra bir sokak kültürü yansımasını da taşıyordu. Giyilen kıyafetler ve kıyafetleri tamamlayan Adidas Superstar model ayakkabı, grubun adı geçtiğinde hatırlanan ilk özelliklerinden biridir. Ayakkabılar yine fonksiyonel fayda gözetilerek giyiliyordu, ucuz ve rahattı. Üstelik görüntüsü de bir tercih sebebiydi. Adidas yöneticileri, burada bir ışık gördü ve grubun konserini dinlemek için konser salonuna gittiler. Salondaki tüm siyahilerin Superstar giydiklerini, hatta konserin bir bölümünde ayakkabıları ellerine alıp zıpladıklarını gördüler ve aranan kan bulunmuştu.

Adidas, artık sadece bir spor malzemeleri üreticisi olarak görülmüyordu. Belki de farkında olmadan sportif hayat tarzına yönelik bir ayakkabı üretilmişti ve insanlar bu ayakkabıya fonksiyonel faydasının dışında bir anlam yüklemişti. İşte burada da karşımıza hedonik fayda çıkıyor. Hedonik fayda; marka-benlik benzerliği, marka prestiji, marka faydası, marka sıcaklığı, marka deneyimi gibi farklı fayda alt başlıklarını içinde barındırıyor. Bu noktanın fark edilmesinin ardından hem ürün tasarımı hem de pazarlama alanındaki çalışmalar farklılıklar kazandı. Run-DMC ise Adidas ile sponsorluk imzalanan ilk “sporcu harici” kontratı imzaladı. Grup daha sonraları MTV’de boy göstermeye başladı. İlk rap videosu olan grup olmuşlardı. Kendi adlarını taşıyan ilk albümleriyle Altın Plak kazandılar. Müzik listelerinde pop egemenliğini yıkan ilk rap grubu oldular. Daha sonraları başarılar üst üste gelmeye devam etti. Sermayenin desteğini arkasına rüzgâr gibi alan Run-DMC tüm Amerika tarafından tanınan ve ödüle doymayan bir grup haline geldi. (Daha sonra Jam Master Jay Queens’teki stüdyosunda bazı müzisyenlerce öldürüldü, 30 Kasım 2002’de grup kesin olarak dağıldığını açıkladı.2004 yılında, Rolling Stone Magazine onları Tarihteki en iyi 100 artist listesinde 48. sırada gösterdi. 15 Kasım 2006 yılında, Run-D.M.C.,Long Island Music Hall of Fame’e dahil edildiler.)

KARA PANTER

Böylece rap müziğin yükselişi çarpanlarıyla katlanarak devam etti fakat asıl büyük fırtına henüz kopmamıştı.

Tupac Shakur, 7 Eylül 1996 gecesi Death Row plak şirketinin sahibi Marion Knight’la birlikteyken uğradığı silahlı saldırı sonucu 6 gün can çekiştikten sonra hayatını kaybetti. O gece Las Vegas’ da vurulup ölen aslın rap müziğin ta kendisiydi. Peki, kimdi bu “zenci”?

Doğum adı Lesane Parish Crooks olan Shakur’un ismini, annesi daha sonra “Tupac Amaru Shakur” olarak değiştirdi (2Pac, Pac ve Makaveli adlarıyla da bilinir.). Tupac Amaru Shakur’un hikâyesinin başlangıç noktası tabi ki New York Bronx. Yaşamını ‘Thug Life’ (serseri yaşam) üzerine kurmuş bir rapper Tupac. 1971 yılında New York’ta doğdu. Shakur ailesinin pek çok üyesinin Afro Amerikalıların devrimci tarihinde oldukça önemli bir rolü olduğunu söyleyebiliriz, özellikle de Shakur kadınlarının. . Annesi Afeni Shakur ve yengesi Assata Shakur, Marksist devrimci Kara Panter Partisinde etkin rol almaktaydılar. Tupac, daha sonra Changes adlı şarkısında bu gruptan bahsetmektedir. Siyahlara karşı olan tutum yüzünden partiyle ilgisi olan annesi hapse atıldı. Tupac’ın çocukluk ve ilk gençlik yılları fakirlik içinde geçti. Annesiyle beraber üç kere taşınmak ve şehir değiştirmek zorunda kaldılar. Daha sonra ailesi ile Baltimore’a taşındı. Müzik kariyerine “digital underground’da başlayan Tupac “same song” adlı Ep’lerine (normal albümden daha kısa dört beş şarkılık underground albümler) önemli katkıda bulundu. Bunlarla yetinmeyip başarılı olduğu rapte kendi yolunu çizmeye karar veren tupac’ın kendi adıyla ilk ciddi çıkışı ise 1991 yılında “2pacalypse Now” albümü oldu. Albümde ‘Brenda’s Got a Baby’ ve ‘trapped’ kendi çapında hit parçalar oldu ve ikiside rap dünyasında yeni bir soluğun, Tupac ekolünün haberciliğini yaptılar.

Tupac, bir şiir ve ritim dehasıydı. Şarkılarında William Shakespeare, Niccolò Machiavelli, Donald Goines, Sun Tzu, Kurt Vonnegut, Mikhail Bakunin, Maya Angelou, Alice Walker ve Khalil Gibran gibi çeşitli yazarlardan ilhamlar almış ve etkilenmişti. Bugün “old school rap müzik” aslında kabaca Tupac ekolüdür. Tupac’ın grim tarzı sert müziklere örttüğü dizeler uyum içerisinde yüzerdi. İnsanlara sadece şiirler üzerine müziklerin yapılmadığını, müzikler üzerine şiirler yazılabildiğini kanıtlamıştı. İşte sıradan bir Tupac liriğine göz atalım;

“Bu halk kitleleri için, alt sınıflar içindir / Sizi terk edenlere, iş verilir, daha iyi yaşamlar verilir / Ama biz kısılı kaldık / Aşağılık hissetmek için ama üstün olan biziz / Bizi korkutan beynimizdeki zincirleri kırın / varlığımızı yok sayan bir bayrağa bağlılığınızı rehin verin (…) Amerika! Amerika! Amerik-k-ka [Buradaki 3 K harfi Ku Klux Klan’a bir gönderme] / Seni tecavüz, katliam ve suikastla suçluyorum / halkımı ezdiğin ve cezalandırdığın için / benim tarihimi benden çaldığın için (…) Önümde konulan metinlerde Malcom X yok, bunun nedeni ne? / Çünkü o tüm siyahları eğitmek ve özgürleştirmek için çabaladı. / Neden Martin Luther King her hafta önümdeki kitapta karşıma çıkıyor? / ‘Eğer tokat yerseniz, diğer yanağınızı dönün’ diye siyahlara söyledi. / (…) KABUS! İşte ben buyum / Amerika’nın kabusu. / (2pac – Words of wisdom)”

Bu dizelerin sahibi 2pac, dünya da hala en bilinen rap müzik sanatçısı olmakla beraber, şirketlerin kirli para oyunları ve çetelerin eşkıyalığı kıskacında yaşamını yitirdi. Ölümünden sonra tüm albümleri katlanarak satan 2pac’ın albüm için anlaştığı şirket Death Row zengin oldu.

İşte buraya kadar anlattığım kısım Rap’in Amerika’da ki süreci idi. Diğer bölümlerde, müziğin teknik boyutuna, ülkemizdeki gelişim sürecine detaylı şekilde değineceğiz. Keyifli okumalar diliyorum…