SERBEST KÜRSÜ | Nedir bu Metropolis!

İşçiler yeraltında hem çalışmakta hem yaşamaktadırlar. Yerin üstünde ise zengin sınıf yaşamaktadır. Şehrin tüm güzelliklerinden yararlanan, teknolojinin hat safhasını yaşayan bir sınıf vardır. Yine filmin deyimiyle, makine çarklarının her dönüşüyle altınlar kazanan babaları, evlatları için sonsuz bahçeler mucizesini yaratmıştır.

SERBEST KÜRSÜ | Nedir bu Metropolis!
Arjin Avci

Freddie Mercury’nin “Radio Ga Ga”sı mı, Jeff Mills’in ve The Who grubunun şarkılarına konu olan bir şaheser mi, Adolf Hitler’in en sevdiği film mi, dönemine göre yapılan en ileri en pahalı film mi, komünizm propagandası mı; yoksa tam tersi mi?

Nedir bu Metropolis!

Sovyetler Birliği’nin , Almanya’nın, Amerika’nın sinemada revaçta olduğu dönemlerde ortaya çıkmıştır Metropolis. Aslına bakarsak Almanya, özellikle Metropolis’le bu dönemde sinemada kendine yer etmiş diyebiliriz. 1927 yapımı bu film günümüzde üstüne konuşulmaya, tartışılmaya açık bir film olarak sinema tarihine damga vurmuştur. Türkiye’de “ateizm ve komünizm propagandası” nedeniyle yasaklanmış film, Avusturyalı ekspresyonist yönetmen, senarist Fritz Lang’a aittir. Filmle ilgili bilgilere, yorumlara değinmeden önce biraz Fritz Lang’dan bahsetmekte fayda var.

Fritz Lang, az önce belirttiğimiz gibi ekspresyonist sinemanın önde gelenlerinden ve sinema tekniklerinin kullanımını ileriye taşıyan biri olarak kabul görmüş film yapımcılarındandır. Metropolis, Naziler tarafından o kadar sahiplenilmiş, sevilmiştir ki Fritz Lang’a bir yahudi olmasına karşın Devlet Sinema Müdürlüğü’ne terfi için parti tarafından direkt olarak teklif sunulmuştur. Fritz Lang bunu reddetmiş üstüne “M” filmiyle Nazileri kızdıracak bir yapıt ortaya çıkarmıştır. (Fritz Lang’ın bu tutumunu aşırı liberal olmasına bağlayanlar da vardır.) Joseph Goebells’in müdahalesiyle film yasaklanmıştır. Fritz Lang, Almanya’da bir süre daha kaldıktan sonra ABD’ye göç ederek kendini bu şekilde ifade etmiştir.

Kendi çağının ötesinde olarak bildiğimiz Metropolis’e gelecek olursak;

Filmin bugüne kadar gelmesi biraz zahmetli olduğu için gerçek süresinden daha kısa olarak film sitelerinde yerini almaktadır. Orijinal süresini bulmak imkansıza yakındır. Biz de bu süreye göre değerlendireceğiz. Sinema tarihine büyük bir yankı uyandıran bu filmin esin kaynağı 1924 yapımı, uzay yolculuğu konulu ilk uzun metrajlı “Aelita-Mars Kraliçesi”dir. Esin kaynağı olan bu film Sovyetler Birliği’ne aittir.

Filmin başında engellenemez biçimde çarklar dönerek işlevini yerine getirmekte, fabrikalar olağan hızıyla durmadan çalışmaktadır. Bu sırada işçiler yavaşça gösterilirken onların da aynı biçimde durmadan hareket ettiğini ve birbirlerinden bir farkları yokmuşçasına yüzlerindeki yorgunluklar, ifadeler, hareketler bile aynılaşmaya başlamaktadır. Bu kare makineleşmenin işçiler üstündeki etkisinin bir somut göstergesidir âdeta. Burası Metropolis, yani yeraltı şehridir. Filmin deyimiyle yeryüzünün derinliklerinde işçiler şehri uzanır. İşçiler yeraltında hem çalışmakta hem yaşamaktadırlar. Yerin üstünde ise zengin sınıf yaşamaktadır. Şehrin tüm güzelliklerinden yararlanan, teknolojinin hat safhasını yaşayan bir sınıf vardır. Yine filmin deyimiyle, makine çarklarının her dönüşüyle altınlar kazanan babaları, evlatları için sonsuz bahçeler mucizesini yaratmıştır. Bu zengin sınıftan biri olan Joh Fredersen’in oğlu Freder bu sonsuzluk bahçesinde işçileri harekete geçirecek olan Maria’yla karşılaşır. Freder’in işçi sınıfını tanıma macerası burdan başlar. İşçilerin dünyasına yani yeraltına indiğinde bir işçinin yerini alıp çalışmaya başlamıştır Freder, babasına karşı öfkesini çalışırken hissetmiştir.

İşçiler iş sonunda Maria’yı dinlemeye gitmektedir. Maria burda dini bir figür olarak karşımıza çıkmaktadır çünkü işçiler onu bir azize gibi görmektedir. İşçileri rahatlatan ve resmen bu sömürü karşısında sakin olmaları, güçlü olmaları konusunda telkinde bulunan bir figürdür. Maria’nın bu telkinleri filmde iyi bir duruş olarak gösterilmektedir. Oysaki hem filmde hem gerçekte hayvan gibi muamele gören işçiler içlerindeki bu öfkeyi, siniri, isyanı içlerinde taşıdıkları kadar insandır. İşçi sınıfını ileri doğru iten öfkeli bir bilinçtir. Maria’nın bu telkinleri işçi ile işverenin arasında daima bulunan ve bulunacak olan uzlaşmaz karşıtlığını uzlaşabilir olarak göstermesi filmin temel mesajını işlemektedir. Çünkü filmin temel cümlesi de vardır: “Ellerin ve akılların arabulucusu kalptir.” Film; müzikleriyle, döneminin üstündeki teknolojik kurgularıyla, işçi sınıfının durumunun gelecekteki hâlini gösteren konusuyla tarihte yerini almıştır ve almaya da devam edecektir fakat bu film salt bir kurgudan ibaret değildir. Çözümlenmesi gereken bir mesajı vardır.

Filmin ilerleyen kısımlarında Joh Fredersen’in çılgın bir bilim adamıyla yaptığı iş birliği sonucu Maria yakalanarak bir deney masasından robotlaşmış bir şekilde masadan kalkmaktadır. Maria artık şeytanlaşmıştır. İşçi sınıfını harekete geçirecek bir “şeytan”dır. İşçi sınıfının bu hareketi bir kıyamet olarak gösterilmektedir. İşçiler günün sonunda bu “şeytan”ın onlara yaptığı etkiyi fark edince Maria’yı yakacaklardır. Bu durumun sonucunda ise işçiler ve patron arasında bir uzlaşma karesi bir arabulucuyla gösterilmektedir. Fritz Lang bu filmiyle uzlaşmanın temel dayanak olduğunu, işçi sınıfının hareketinin olumsuz sonuçlar doğurduğunu bize göstermeye çalışmaktadır fakat şu unutuluyor ki; maddi koşullar, bireysel ve kolektif davranışlar yaratır. Proletarya filmde gösterildiği gibi bu kötü koşullar altında kendini ileri doğru götürecek kurtuluşlar üzerine savaşım vermelidir. Bu durum uzlaşım sağlayamaz aksine filmin temel mesajlarından biri olan makineleşmenin özünü de bu uzlaşma biçimi doğurur. Burjuvazi ve proletarya birbirine karşıt, birbirine hiç benzemez iki kesimdir. Bu karşıtlıklar yadsınamayacak bir şekilde çatışmayı doğurur ve gereklidir. Engels, bu uzlaşamamazlığı en güzel biçimiyle şu şekilde ifade etmektedir: “İşçiler, patronuna yabancılaştıktan, çalışanla çalıştıran arasındaki tek bağın parasal kâr olduğuna inandıktan, patronla arasında bulunan ve en hafif denemeye dayanamayan duygusal bağ çöktükten sonra, ancak o zaman işçi kendi çıkarlarını anlamaya başladı ve bağımsız olarak gelişti; ancak ondan sonra düşüncelerinde, duygularında ve iradesini ifadede, burjuvazinin kölesi olmaktan çıktı.”  İleriye doğru atılacak her adım, işçi sınıfının kurtuluş ve mücadele biçimi olan kitlesel bir hareketlilik sürecini doğuracak adımlardır. Fritz Lang’ın Metropolis’te öngördüğü teknolojik kurgular kadar öngöremediği yadsınamaz gerçeklik de sadece buydu.