SERBEST KÜRSÜ | Milli Eğitimden tarikatlara ve özel okullara iki haftalık yeni destek

Bakan Ziya Selçuk’un yaptığı açıklamayla okullara yaz tatili ve 15 tatil olarak da bilinen sömestr tatiline ek olarak Kasım ve Nisan aylarında birer hafta olmak üzere eklenmesi planlanan iki haftalık tatil başta veliler ve öğrenciler olmak üzere tüm eğitim camiasında soru işaretlerini de beraberinde getirdi.

SERBEST KÜRSÜ | Milli Eğitimden tarikatlara ve özel okullara iki haftalık yeni destek
Ali Yüce

17 yıllık iktidarında 7 Milli Eğitim Bakanı değiştiren, her bakan değişiminde yeni eğitim politikaları üretmeye çalışan AKP’nin eğitim politikalarındaki tek tutarlılık piyasalaşma ve gericiliğe daha fazla hizmet etme çabaları 7. Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk döneminde de istikrarla devam ediyor.

90’lı yılların en popüler eğitim gündemlerinden bir tanesi gerici özel okul ve dershanelerdi. FETÖ ile iplerin gerilmesi ve sonucunda gelen 15 Temmuz darbesinin bu gündemin kapatılmasında önemli yeri olsa da artık bu kurumlara ihtiyaç duyulmaması da bugün eğitim sisteminin bir gerçeği.

Özellikle yoksul aile çocuklarını kapsamaya çalışan bu kurumlar ücretsiz eğitim, burs gibi olanaklar sunarak bu çocukları küçük yaşta kapsıyor, çalınmış soruları vermek gibi sağladıkları “başarı” yöntemleriyle kurumlara yerleştirdikleri bu çocukların hayatında çok ciddi tahakküm kuruyordu.

Ancak AKP iktidarıyla birlikte bu cemaat ve tarikatlar doğrudan devlet okullarına girerek, devlet okullarının da dinci politikalara uyum sağlar hale getirilmesiyle özel okula para ayırmak zorunluluğundan kurtarıldı.

Her Milli Eğitim Bakanı değiştiğinde eğitim sisteminde değişiklik yapılması artık alışılmış bir uygulama. Bu değişiklikler zaman zaman birbiriyle çelişkiye düşse de birinin iyi dediğine bir sonraki kötü dese de değişmeyen tek şey eğitimdeki dinci ve piyasacı baskı. Bunun son örneğini ise özel okul patronluğundan Milli Eğitim Bakanlığına terfi eden, göreve geldiğinde kimi çevrelerde “Laik, Cumhuriyetçi” vurgularıyla umut yaratan Ziya Selçuk’tan geldi.

Bakan Ziya Selçuk’un yaptığı açıklamayla okullara yaz tatili ve 15 tatil olarak da bilinen sömestr tatiline ek olarak Kasım ve Nisan aylarında birer hafta olmak üzere eklenmesi planlanan iki haftalık tatil başta veliler ve öğrenciler olmak üzere tüm eğitim camiasında soru işaretlerini de beraberinde getirdi.

Okula başlama yaşının düşürülmesi denemesi, 4+4+4 uygulamasına geçiş, her yıl gelenekselleşen sınav sistemi düzenlemeleri gibi uygulamalar, olması gerekenin aksine, hiçbir ön çalışma, bilimsel araştırma olmadan, eğitim-öğretimin ihtiyaçları gözetilmeksizin, neredeyse “yattım, kalktım aklıma geldi” denilerek yapılmakta. Gerçekleşen her değişiklik ise öğrencilere ve velilere sorun olarak geri dönmekte.

Yeni çalışma takviminde planlanan değişiklik ise eğitimin ihtiyaçlarıyla ve talepleriyle hiç ilişkisi olmayan bir uygulama olarak karşımıza çıktı. Öğrencilere dinlenme, öğretmenlere ihtiyaç ve eksiklerin giderilmesi fırsatını sunmak için planlandığı söylenirken, bir taraftan da bu tatillerde “yardımlaşma faaliyetleri, fuar ve gezilerinin” bu tatillerin konusu olacağı vurgulanıyor.

TARİKATLAR VE ÖZEL OKULLAR YARIŞACAK

Birçok emekçi aile normal koşullarda dahi gezi ve fuar gibi planlamaları karşılamakta zorlanacakken içinde bulunduğumuz kriz koşullarında bunları yerine getirebilmesinin zorluğu açık olarak önümüzde duruyor.

Tam bu noktada her mahalle, hatta her sokakta örgütlenen cemaat/tarikat derneklerinin ve vakıflarının devreye girerek öğrencilere sunacakları aktivitelerle genç beyinlere ve emekçi ailelere sızmaları için fırsat sunulacak. Başta bakanlık ve il-ilçe müdürlükleri olmak üzere birçok okul yönetiminin de çocukları bu kurumlara yönlendirmekten geri kalmayacağı aşikâr.

Çocuklarını bu kurumlardan korumak isteyen ailelere kalan alternatif ise bütçelerini zorlayarak, “laik ve cumhuriyetçi hassasiyeti olan” özel okullara çocuklarını yönlendirmek olacak. Böylece parası olan aileler sözde daha iyi eğitim almak adına piyasanın kucağına terk edilecek.

ÇÖZÜM MEVSİMLERDE Mİ?

En temel haklar emekçilere iki ucu da pisliğe bulanmış bir değnekle sunuluyor. Hali hazırda, temelinden itibaren, birçok eleştirimizin bulunduğu eğitim anlayışına ulaşmak için bile piyasa ile gericilik arasında bir seçim yapması gerek emekçiler bu alternatiflere mahkûm mu? Ya da, soruyu tersten sorarsak, hem gericiliği hem piyasacılığı karşımıza almadan eşit, özgür, bilimsel ve kamucu eğitime kavuşmak mümkün mü?

Gelinen nokta, hiç bir şüphe götürmeyecek, bunun yolunun eşitlik ve özgürlük mücadelesinden geçtiğini gösteriyor. Çünkü ülkemizde ve Dünya’da kapitalizme ve her türden gericiliğe karşı mücadele veren yegâne güç komünistlerdir. Bu nedenle, sadece emeğimiz üzerindeki sömürüyü değil; çocuklarımızın aklının ve geleceğinin sömürülmesine karşı durmanın yegâne yolu da sınıf kardeşlerimizle, komünistlerle omuz omuza vermekten geçiyor.