SERBEST KÜRSÜ | Liseliler üretiyor, üretecek

Gençlik geleceğin mirasçıdır. Bu düzen üreten ve birlik olan gençliğin karşısında acizdir. Vakit üretim vaktidir! Bu yolda Sosyalist Liseliler sömürüye, yobazın karanlığına, sanatın sanayi ürünü olmasına karşı tüm sıra arkadaşlarını emek, umut, memleket için üretmeye çağırıyor.

SERBEST KÜRSÜ | Liseliler üretiyor, üretecek
Rabia Türkeş

Sanat, insanlığın var olduğu ilk çağlarda doğmuş ve insanlığın bütün çağlarında var olmuştur. İlkel insan mağara duvarlarına resimler yaparken ne düşünüyordu? Yaşadıklarını diğerlerine anlatmak mı istiyordu? Yoksa dünya üzerinde bir iz bırakıp ölümsüz olmak mı? Ortaya çıkışında güdülen amaç her ne olursa olsun sanat tarih boyunca insanlığın yaşadığı büyük serüveninin en gür sesi olmayı başarmıştır.

Adına sanat dediğimiz bu ses ilkel dönemden günümüze insanlığın olduğu her yerde çeşitli şekillere bürünerek var olmaya devam etti. İlkel insanın dünyası hem çok sınırlı hem de çok genişti. Bunun sebebi insanların yaşam alanı ne kadar dar olsa da çevresel etkenlerin insanların bilinçlerindeki yansımasının birbirinden farklı olmasıydı. Zaman ilerledikçe insan da ilerledi ve düşünsel olarak da zanaatsal olarak da daha gelişmiş ürünler elde etti.

İnsan türü diğer canlılardan farklı olarak yalnız içgüdüsel düşünmeye değil birbirinden farklı düşünmeye buna bağlı olarak hayal etme bunlar sonucunda ise üretim yapabilme yeteneklerine sahiptir. İnsanlar dış dünyayı birbirinden farklı şekillerde algılıyor, farklı hissediyordu ve tüm bunların sonucunda kendi içlerinde oluşan yorumun dışa vurumu birbirinden farklı ve özgün oluyordu. Sanat da böylece ortaya çıktı. Aslında ortaya çıkmaktan ziyade düşünsel üretim sonucu somut bir varlık kazandı.

İnsan sanat aracılığıyla kendi düşünsel varlığını maddi varlığı ile ilişkilendirir. Bu da insanı eleştirel düşünmeye ve hatta var olan düşünceleri değiştirmeye-dönüştürmeye yöneltir. Madde bütün duyuların,düşüncelerin ve bilincin kaynağıdır. Bu sebeple düşünsel üretimin maddeden ayrılması mümkün değildir.Yani insan bilinci yaşadığı toplumun maddi koşullarından etkilenir. Dolayısıyla ürettiği sanat eseri de bundan bağımsız değildir. İnsanların düşünceleri toplumsal olgulardan etkilenir ancak bu olguları bireysel bakış açısı ve çıkarımla farklı yorumlayabilir. Ülkemizdeki edebiyat tarihine baktığımızda bunun çok güzel bir örneğini görmek mümkündür. 1930’lardan 1980’lere kadar etkisini gösteren toplumcu gerçekçi bakış açısında olan sanatçılar köyden kente göçü, zengin – fakir ,güçlü – güçsüz çatışması, dar gelirli halk kesiminin sorunları, geçim mücadelesi gibi konuları ideolojik bir bakış açısıyla işlemişlerdir. Bu yıllar arasında birçok sanatçı eserlerini toplumsal kaygı ile kaleme almışlardır. Belki bunun dışında sayılabilecek örneklerden biri 1941 yılında ortaya çıkan Garip akımıdır. Fakat yine toplumsal sorunlara değinmiş yalnızca benzer toplumsal sorunları ideolojik ve siyasi bir bakış açısıyla işlememişlerdir.

Peki 21.yüzyılda sanat ve sanatsal üretim neye evrilmiştir? Tolstoy’a göre sanat insanların kendi hissettiklerini başkaları da hissetsin diye hislerini farklı şekillerde ifade etme ihtiyacından gelir. Bu tanım ne yazık ki günümüzde güncelliğini koruyamamaktadır. Toplumda hakim olan üretim ilişkileri toplumsal yaşam koşullarını belirler. Toplumsal yaşam koşulları da insanların bilinçlerini şekillendirir. Sanat günümüz toplumunda hislerin dışa vurumu olmaktan öte bir gelir kaynağı, toplumun hakim gücüne yaranma, tahakküm gücü olan sınıfın kitleleri etkileme veya kendisine yabancılaştırma aracı konumuna düşürülmüştür. Bu da sanat eserinin özgünlüğünü yok etmiş ve hatta sanatsal niteliği ortadan kalkmış, böylece ortaya çıkan ürünün düşünsel üretim sonucu değil de sanki endüstriyel üretim sonucu oluşmuş bir metaya dönüştürülmesi sağlanmıştır. Kapitalist toplum düzeninde hakim olan sınıf sanatsal üretimin özgünlüğünü korumasını istemez. Bunun sebebi sanatın bulunduğu toplumun gerçekliklerini yansıtmasıdır ve bu gerçekleri halka farklı bir bakış açısı ile anlatma özelliğine sahip olmasıdır.

Sanat oluşumu sebebiyle değişim ve dönüşümün peşindedir. Bu nedenle eleştirir, karşı çıkar ve yorumlar. Sınıflı bir toplumda eleştirilecek temel şey ise ezen ve ezilenin olmasıdır. Sermaye iktidarı bu bakış açısıyla üretim yapan her bireyi engellemek ister çünkü sanat insanlık tarihi boyunca yaşananları en çıplak şekilde ortaya koymuş ve bireylerde yarattığı etki ile anlatılanın geçerlilik kazanmasını sağlamıştır. Bu da sermaye iktidarının yalanlarla meşrulaştırmaya çalıştığı düzeninin sarsılması anlamına gelmektedir ve bu sermayedarlar için büyük bir tehlikedir. Ülkemizde de aydınların, sanatçıların katledilmesinin, eğitimde sanata yönelik “yatırımların” yapılmaması bu sebeptendir.

Ülkemizde verilen eğitim öğrencinin sorgulamasını,eleştirel düşünmesini engelleyen ezberci bir sisteme dayanmaktadır. Liselerde verilen sanat dersleri bile not odaklı ve yine ezberci mantığa dayanmaktadır. Edebiyat dersinde yazar eser ezberletilir, görsel sanatlar dersinde hiçbir çizim tekniği gösterilmeden MEB tarafından seçilen konularda resimler yaptırılır, müzik derslerinde ise şansınız varsa bir enstrümanın notaları öğretilir. Tabi bunlar bile okulun öğretmen kadrosu tamsa olur aksi takdirde görsel sanatlar dersine beden eğitimi öğretmeni girebilir… Sonuçta bu dersleri anlatmakta ne vardır, gösterirsin çizer, söylersin ezberler… Açık bir şekilde görüldüğü üzere okullarda verilen hiçbir sanat eğitimi sanatal üretimi amaçlamamaktadır. Bunun yanı sıra işlenen ağır müfredatlarla gençlerin başını dersten kaldırmaması beklenmekte bunu da başarının sırrı olarak göstermektedirler. Böylece bir başarıya ulaşılır evet bu başarı iktidarın daha çok emek gücü sömürmesi, gençliğin gelecek kaygısı edinmesi, sorgulamayan nesillerin yetişmesi yani daha karanlık bir memleket yaratma konusundaki başarısıdır. AKP iktidarı bu şekilde gençliğe sanattan, bilimden uzak bir yol çizmeye çalışmaktadır. Ama her ne yaparlarsa yapsınlar insanlık hep sanatsal üretime devam etmiştir. Keza gençliği de sanattan koparamazlar, çünkü gençlik staj sömürüsü, geleceksizlik, gericilik hakkındaki düşüncelerini dışa vurmayı bilir. Gençliğin kirlenmemiş zihni, aydınlık bir memlekete olan ihtiyacı kavrayacak, önüne her konulan seti yıkmaya yetecektir.

Gençlik geleceğin mirasçıdır. Bu düzen üreten ve birlik olan gençliğin karşısında acizdir. Vakit üretim vaktidir! Bu yolda Sosyalist Liseliler sömürüye, yobazın karanlığına, sanatın sanayi ürünü olmasına karşı tüm sıra arkadaşlarını emek, umut, memleket için üretmeye çağırıyor. Üretmeyen toplumun var olamadığı gibi üretmeyen gençlik de bir kuşak yaratamaz… Emeğin değer gördüğü, umutsuzluğun yer bulamadığı, aydınlık bir memleket için liseliler üretiyor, üretecek…