SERBEST KÜRSÜ | Eşitlik ne değildir?

Nitelikli hocalar tek tek tasfiye edildi, kulüpler kapatıldı veya etkinlikleri kısıtlandı, seçilmiş rektörlere karşı rektörler atandı ve sağın tahakkümüne zemin hazırlandı. Şimdi de hem kadına hem üniversitelere aynı anda müdahale etmenin kılıfı dikiliyor belli ki.

SERBEST KÜRSÜ | Eşitlik ne değildir?
Güneş Doğan

‘Sayın başkanımız’ Japonya’ya yaptığı ziyaretten dönerken şunları demiş: Japonya’da kadın üniversiteleri var, öğrencilerinin hepsi kız. Müthiş bir olay bu, kesinlikle Japonya’dan almamız gereken de budur işte! Sanıyorum ki kimse şunu soramamıştır: Neden ki?

Zaten kendisi de bunu doğru düzgün açıklamıyor. Sadece takdire şayan bulduğunu ve muhakkak bizim de bu tarz bir “atılımı” yapmamız gerektiğini söylüyor. Bir de talimat veriyor, diyor ki: “Eyy YÖK, ortalığı yine karıştıracağız, vaziyet alın!” Hatta sanki olayın kendisi çok matahmış gibi ekliyor; “Eskiden bizim liselerde de vardı bu ayrım. O zamanlar çok güzeldi. Eskiyi geri getireceğiz bu yöntemle.”

Bu tutarlı bir söylem aslında. Zira üniversitelerde haremlik selamlık kavramının bir pilot uygulamasını yapalım demek; “Biz gericiyiz; laikliği de tasfiye ettik zaten. Bunca zaman dilediğimiz gibi at oynattığımız memlekette kadınların haklarını daha nasıl gasp edebiliriz diye düşünerek bunu bulduk. Aman ha fikir bizim de değil, koskoca Japonya bunu makul bulduğuna göre vardır bir keramet.” demek. Yani, “sen Japonsun bi’ kere, akıllı adamsın” demek.

AKP’nin gerici olması yeni bir haber değil elbette. Senelerdir türlü hamlelerle cumhuriyet değerlerini tasfiye eden ve kadınların dünya çapında verdikleri mücadelelerle elde ettikleri hakları ellerinden alan gericiliğin somutlanışı AKP’dir diyebiliriz. Aynı zamanda üniversitelere yönelik müdahalenin de en çok arttığı dönemlerden birine tekabül ediyor AKP iktidarı. Nitelikli hocalar tek tek tasfiye edildi, kulüpler kapatıldı veya etkinlikleri kısıtlandı, seçilmiş rektörlere karşı rektörler atandı ve sağın tahakkümüne zemin hazırlandı. Şimdi de hem kadına hem üniversitelere aynı anda müdahale etmenin kılıfı dikiliyor belli ki. Bunların hepsi olurken karşılarında kim durdu, kim durur gibi yaptı belki başka bir yazının konusu fakat önümüzde daha temel bir soru var: Bugün bu hamleyle gericiler ne amaçlıyor?

Dünyanın her yerinde olduğu gibi cinsiyet rollerinin toplumsal olduğu ülkemizde, kadınların azınlık olduğu gerçeği gözümüzün önünde durmaktadır. Azınlıktan kasıt nicelik olarak değil elbette, kadının ikinci sınıf vatandaş olarak görülmesi, temel haklarının sermaye ve onun devleti tarafından kolaylıkla gasp edilebilmesi, kadına yönelik şiddetin ve sömürünün günden güne artması ve yalnızca kadın bedeni üzerinden siyasi çıkarların gözetildiği durumlarda iktidar nezdinde bir değeri olması bu tanımı örnekleyebileceğimiz birkaç başlık. Bunun bir benzerini ise yine imam hatiplerle deneyimlemiştik. Hem kadın-erkek ayrı eğitimi öngören, hem de gençliği gericileştirmek veyahutta laik kesimi özel sektöre mahkum etmek üzerinden inceleyebileceğimiz bu mevzu elbette ki AKP iktidarının eğitime ne ilk ne de son müdahalesiydi. Büyük tepkilere yol açan bu müdahaleye ise altı dolu olarak tepki gösterilmediğinde ne kadınlara, ne ilericilere, ne öğrencilere yazar elbette.

Kadına yönelik baskı ve şiddetin temeli buralarda, siyasal islamın iktidarında, yatmıyormuş gibi kurtuluşun haremlik selamlık modeliyle olacağının, yani bunun kadını özgürleştireceğinin propagandası saçmalıktan başka bir şey değildir. Önce şiddet görmesi, taciz edilmesi için her zemini hazırlayıp sonra pembe otobüs çıkaranlar, “muhafazakar demokrat yapımıza” ters diyerek “kızlı erkekli” kalınan evleri denetleyenler, kadınlar için en iyi seçeneğin ölmektense sürünmek olduğunu bas bas bağıranlar yani bu ülkenin gericileri değil, aynı safta sınıf mücadelesi veren erkekler ve kadınların zaferi yakındır. Kadının kurtuluşu ancak devletin ve anayasanın sermaye hegemonyasından arındırılmasıyla mümkün olacaktır. Bunu hem tarihsel hem de güncel örnekleriyle her yerde görebilmekteyiz.

Zaten bu konuda çok övülen Japonya’ya ve onun üniversitelerine baktığımızda ne cinsiyetlerin eşitlenebildiği bir statüko ne de kadının bilim yapmasının önünü açan bir planlama görüyoruz. Daha çok çocuk eğitimi, hemşirelik, sağlıklı beslenme gibi alanlar üzerine eğitim veren bu üniversiteler kadına mevcut sistemin sunduklarından daha iyisini vaat etmemektedir. Vaat etme derdi var mıdır, kadınlar bilime ve akademiye katılsın diye midir diye sorarsanız cevabımız yetmez ama hayırdır. Peki bu düşünce kimler tarafından desteklendi?

Maalesef az önceki göndermeden bize el sallayan, halen soyları tükenmemiş liberaller ve özellikle liberal feminist kesim (her nasılsa) bu uygulamanın kadın çıkarına olabilmesine ihtimal veriyor. Hatta “Kadın araştırmaları üzerine olsa ne hoş olur! Başına da feministleri koyarız” tarzı yorumlar ülkenin “aydın” kesiminden geldi, evet. Onlara tavsiyem en acil vakitte dünyaya baktıkları pembe gözlükleri çıkarıp bu gerici iktidarın artık kadın üzerine söz söylemesini engelleyecek, kadınların gerçek kazanımlarını elde edeceği sınıf siyasetine; yani ilericiliğe, yani gerçek özgürlüğe doğru yüzlerini dönmeleridir. Öbür türlüsü bitmeyen şiddet, bitmeyen sömürü, bitmeyen bir kavga ve kan olacaktır..