SERBEST KÜRSÜ | Bir kavga yazısı

"Bizlerin yapacağı, onlar bize, ama şöyle değmez mücadele etmeye, fakat böyle değmez insanlara anlatmaya dedikçe, amasız fakatsız sosyalizm mücadelesi veren kuşaklar olmaktır. "

SERBEST KÜRSÜ | Bir kavga yazısı

SEÇKİN AYDINLIK

“Eğitim” der Marks, Komünist Parti Manifestosu’nda komünistlere yöneltilen eleştirilere binaen; “İlk kez bizlerin düşüncelerini yaydığı bir araç olarak kullanılmıyor. Burjuvazi zaten bunu yıllar yılı yapmaktadır”. Marks’ın polemikçi kişiliğiyle birleşen bu saptama, eğitimin tarafsız olmadığını, zaten hali hazırda hakim sınıfın çıkarlarını savunduğunu ve öğrettiğini çarpıcı şekilde ortaya koyar.

Aradan yıllar geçti ve bizlere yöneltilen eleştiri hala bu cevaptan yeterli dersleri çıkartamamış durumda. Hatta sözüm ona aydınlarımız, toplumumuzun “fikir insanları” da bu görüşe katılıyor. Özgür Demirtaş ve benzeri birçok akademisyen de, malumunuz bu furyaya dahil. Bizler okullara siyaset sokuyormuşuz, bizler eğitim almak için okula gitmiyormuşuz… Belki yarım, belki yamalak artık cevaplar verme zamanımız geldi sayın hocalarımıza. Gençlik hakkında herkes konuşurken, gençlerin de iki çift kelamı olsun değil mi?

Sorularla başlamak istiyorum bu yazıya. Gerçi soru sorma hakkı öğrencileri birbiriyle yarıştıran Ösym’nindir ama olsun, her devrimci toplam, düzenin ona biçtiği sınırları aşmıştır zaten. Öncelikle ülkemizde lise veya üniversite dahil özel okullar, özel dersler var mıdır? Bu özel okullar ve özel dersler parası olanlara hizmet vermekte midir? Sınavlarda en düşük matematik netleri çıkartan emekçilerin semtleri imam hatiplerle donatılırken; sermayedarın, parası olanın çocuğu kolejlerde eğitim alabilmekte midir? Üniversiteyi kazanamayan emekçi çocuğu genç yaşta açlık sınırında maaşlarla iş hayatına atılmakta mıdır? Yahut üniversitelerde öğretmenlik bölümlerinden, iktisada kadar atanamayan, iş bulamayan gençler var mıdır? Bu gençler arasında intihar edenler de var mıdır? Bu gençler arasında iş bulmak, mülakattan geçmek için elini yukarı açıp dua edenler ve telefonu yukarıya açıp, “üst makamlardaki dayısından” bulduğu torpille işe girenler gibi bir ayrım var mıdır? Bu ayrımlar da, alınan asgari ücret de, eğitimdeki “fırsat eşitsizliği” de siyasal nedenlere dayanmakta mıdır?

Bu soruların her birinin cevabı gün gibi açık ortada duruyor. Güncel siyasetinden, gerici iktidarın kayırmalarına kadar her şey siyasetle bu kadar iç içeyse ve bunlar da bizim hayatımızla iç içeyse, biz gençlerin de siyasetle iç içe olması, siyaseti etkileyecek kadar politik bireyler olması boynumuzun borcudur.

Söylediklerimiz işin bir yanı olmakla beraber, bu işin çok farkları yanları da vardır. Mesela sınavları horoz dövüşü, bizleri de birbiriyle dövüşen horozlara çevirmeye çalışmaları yetmezmiş gibi, bu dövüşü üniversite sıralarına da sokuyorlar. “Bizim insanımız paylaşımcıdır, yardım severdir” diye tanıtırlardı eskiden, geleneklerimizden bahsederlerdi. Şimdiyse bizleri “aman sıra arkadaşım benden yüksek not almasın” diye düşünen, hatta yükse not alırsa da mutsuz olan insanlar haline getiriyorlar. Tabii bu durum bu suni yarışın sonucudur, bu yarışı kaldırmadan da bu insanlara dönüşmeyi engelleyemezsiniz. Fakat meydanlarda, ramazan sohbetlerinde yardımlaşmadan bahsedenler, yaptıkları işin iki yüzlü olduğunu sadece lüks yaşamlarıyla, hizmetlerindeki arabalarla ifşa etmiyorlar. İnsanı tamamen bencilleştiren kapitalizmin/liberalizmin devamcılığını yaparak da ifşa ediyorlar.

Düzenin gençliğe vaadinin kalmadığı, okumak için bir işte çalışıldığı ancak çalışmaktan okulun unutulduğu bu dönemlerde gençlik siyasetten ayrılamaz. Milli piyangosundan uyuşturucusuna, uyuşturucusundan gerici eğitime kadar her türlü umut tacirliğinin, aldatmacanın toplumu, dolayısıyla gençliği düşünmekten uzaklaştırmanın, uyuşturmanın yolunu yöntemini çizmişler. İşlerine gelmeyince “Onları üniversitelerde barındırmayacağız” diyorlar, işlerine gelince de ODTÜ’lü öğrencileri “huzurlarına” çağırıp hediyeler veriyorlar. Bunlara karşı da, en fazla “seçimler yaklaştı herhalde” esprisi yapmakla yetinen pasif bir gençlik yetiştirmek istiyorlar, dönemin başbakanının dindar ve kindar nesil projesi olarak açığa çıkarttıkları gençlikten sonra tabii…

Onların bize biçtiği yol belli. Düzenle hesaplaşmayan, laiklik mücadelesi vermeyen, sömürüsüz bir gelecek düşlemeyen gençlik istiyorlar. Bizi, “Trump çok yaşa, Suriye’yi bölerken bize de pay verdin” deyip, Venezuela’da olan darbeyi desteklediğinde de “Trump gibi bir demokrattan hiç beklemezdim” demesini iki yüzlülük olarak görmeyen bir gençlik haline getirmek istiyorlar.

Bizim, gençliğin ise yapacakları bellidir. Kuracağımız geleceğin tuğlalarını, her gün ilmek ilmek ören, ‘memleket meselesi bizim meselemizdir’ diyen, bunlar uğruna mücadele eden kuşaklar olmaktır. Bizlerin yapacağı, onlar bize, ama şöyle değmez mücadele etmeye, fakat böyle değmez insanlara anlatmaya dedikçe, amasız fakatsız sosyalizm mücadelesi veren kuşaklar olmaktır. Evet bu mücadele zorludur, evet bu mücadele zahmetlidir! Gerektiğinde sistemin düşünceleriyle konuşanları karşına alman gerekebilir. Gerektiğinde, direk kendi zihnimizde düzenin bize öğrettiklerini karşımıza almamız gerekebilir. Fakat demiştik ya, bizlerin yapması gerekenler bellidir. Bu düzen ‘insan bencildir, kendi hesabına çalış’ diyorsa, ‘gelecekten ümitsiz ol; bu yüzden de daha fazla çalış kariyer yapmak için’, diyorsa, yani kirletiyorsa bizi bencillikle, biz de onların bize olan suçlamalarındaki gibi “yıkamalıyız beyinleri”! Bütün bu kirli düzene, hamaset ve iki yüzlülük düzenine karşı, inatla anlatmalıyız gerçekleri. Sistemin kirlettiği zihinleri temizlemek için yıkamalıyız…

Mücadele kuşanıp, biz yollara düşenler biliriz bu yollar dağlar dolanır. Fakat sosyalizm kötü diyerek –bilinçsiz de olsa- kapitalizme boyun eğdirmek isteyenlere inat, Özgecan’lar öldüğünde ‘o saatte orada ne işi vardı’ gericiliğine inat, her gün inşaatlarda can verenler için, atanamadığından intihar edenler için, utanıp temizlikçi olduğunu söyleyemeyenler için biz gençler, yarının emekçileri, düştük yola; yarınları kazanmak için. Halkın ürettiğine patronun el koymadığı bir düzen için, sosyalizmin sesini her gün daha da yükseltmeliyiz.

Gündüzleri gericiliğin karanlığında boğulmayan bir dünya için, çare sosyalizm!