SERBEST KÜRSÜ | Bir albümün düşündürdükleri

1979’da Yeni Türkü’nün "Buğdayın Türküsü" adlı albümü dönemin hükümetini rahatsız eder. Tehlikeli, sakıncalı olduğu için albüm kaldırılır, yasaklanır. Gerekçelerden biri ise Pablo Neruda’nın şiiri olan ve albümle aynı ismi taşıyan Buğdayın Türküsü adlı parçada geçen "halkız biz, yeniden doğarız ölümlerde" sözüdür.

SERBEST KÜRSÜ | Bir albümün düşündürdükleri

Hazal Güneri

Düzen değişmeden asla! Bu söz sadece düzenin siyaset alanını etkilediği için söylenmez. Aslında düzen söyleminin yoğun bir anlamı vardır. Düzen bizi aşımızdan, ekmeğimizden, eğitimimizden, sağlığımızdan ettiği gibi aslında sanatımızdan da eder. Yani bize yöneltilen “siyaseti her yere taşımayın kardeşim” yaklaşımında fark edilemeyen bir gerçeklik vardır:

Düzen kendi siyasetini her yere taşır. Bu sadece içinde bulunduğumuz zaman için yapılacak bir yorum değildir tabi. Tarih boyunca hep böyle olmuştur çünkü bilinen çok kuvvetli bir gerçek vardır o da; meydanlarda konuşmak, ferman vermek, yasaklar koymak ne denli etkilerse bir toplumu sanat da o kadar etkiler ki bazen çok daha fazla etkileri olduğunu da görebiliriz. Bundandır ki kendilerini alıkoymazlar sanata yasak koymaktan ve ileri gidip kendilerine uygun sanat oluşturmaya çalışırlar ki nitekim çoğu zaman da başarılı olamazlar. Örneğin istibdat dönemini ele alırsak bu dönemde yazılmış tiyatrolarda gözle görülür  teknik hatalar vardır. Bilindiği gibi tiyatro bu dönem oynanmak için yazılmaz, okunmak için yazılır. Metafizik kavramlar (örneğin ruhlar) çok kullanılır ve dolayısıyla karakterlerin sahneye uyarlanması da buna bağlı olarak zorlaşır. Bunun yanında Tanzimat Birinci dönemden farklı olarak da tiyatro (sadece tiyatro değil şiir, hikaye vs…) toplumsallıktan kopup bireyci bir hale gelmiştir. Çünkü yasaktır! Tanzimat birinci dönem sanatçıları sürülmüş, gazeteler kapatılmıştır. Edebiyat için resmen kalem kırılmıştır. Bundandır ki istibdat dönemi sanatçıları içlerine kapanık yazarlar, umutsuzca yazarlar ve halktan çekerler kendilerini.

Peki her zaman bu böyle mi olmuştur?

Hayır. Toplumun durumuna ışık tutmaya devam eden sanatçılar da vardır. 1979’da Yeni Türkü’nün “Buğdayın Türküsü” adlı albümü dönemin hükümetini rahatsız eder. Tehlikeli, sakıncalı olduğu için albüm kaldırılır, yasaklanır. Gerekçelerden biri ise Pablo Neruda’nın şiiri olan ve albümle aynı ismi taşıyan Buğdayın Türküsü adlı parçada geçen “halkız biz, yeniden doğarız ölümlerde” sözüdür. Bu sözü daha sonralarda kimi gruplar da şarkılarında kullanmışlardır ve sonra onlar da yasaklanmıştır. Aynı albümde “adı özgürlük olan bir ülkede doğdum ben” sözlerini içeren bir parça da vardır.

Bu albümden dört sene sonra yine aynı grubun ‘Akdeniz Akdeniz’ albümü çıkar ve “gurbete kaçacağım o lacivert ülkeye” denilir. Bakıldığında iki analiz yapabiliriz; birincisi ya bu insanlar adı özgürlük olan bir ülkede doğmadılar ya da bu ülke adından çok şey kaybetti. Bunu size bırakıp devam etmek istiyorum.  79 ve 83 albümü arada bir darbe olduğunu apaçık önümüze sunuyor. Parçalardan aldığımız kesitler doğrultusunda grup için “korkaklar” dememiz durumu yanlış yerden yorumlamamız anlamına gelir. O zamanın imkanları doğrultusunda yine toplumcu bir yaklaşımları vardır, toplumumdan izler barındırırlar, toplumun düşüncesini barındırırlar ve böyle sözleri bestelerler çünkü umutları tükenmiş insanlar , yarından kaygı duyan insanlar, hayallerini yitirmiş insanlar ve ne kadar istemeseler de kopup yalnızlığından o lacivert ülkeye gitmek isteyen insanlar vardır. Ve onlarda bu insanları anlatmışlardır.

Verdiğimiz örnekler doğrultusunda düzen kalem ve kelamdan korkar bunu ya dönüştürmeye çalışır ya da ortadan kaldırır. Fakat şunu bilmez, etkilediği, sindirdiği korkuttuğu, yolundan döndürdüğü insanlar vardır evet ama “dönen  dönsün ben dönmezsem yolumdan” diyen Pir Sultan Abdallar, güneşi içenlerin türkülerini yazan Nazımlar, “kalkın ayağa kalkın” diyen Ruhi Sular, halkı soyanları insana kıyanları yuhalayan  Mahzuni Şerifler ve daha niceleri de vardır.