SERBEST KÜRSÜ | Anlatır gibi...

Sadece eğitim değil, insanın temel ve sosyal ihtiyaçlarının tamamı bu gün kapitalist sistem gereği ticarileşmektedir. Özel mülkiyetin varlığı rekabeti ve kâr hırsını arttırmış, sömürü koşulları ve özelleştirmeleri arttırmış ve sonucunda hayatın her sahası adete bir ticarethaneye dönüşmüştür.

SERBEST KÜRSÜ | Anlatır gibi...
Ceyhun Yaşar

Geçtiğimiz gün İbn Haldun Üniversitesi’nde düzenlenen 1. Lisansüstü Mezuniyet Töreni’nde konuşan Bilal Erdoğan; “Bütün eğitim alanındaki tecrübem bana şunu öğretti; eğitimin ticaretine saygı duymamak. Ben eğitimin ticaretine saygı duymuyorum. Bu bir vakıa, bunu yapanlar var ve gerçekten umudu olan, ‘Hayatımı daha iyi standartlarda kazanmak için bir diplomaya ihtiyacım var’ diyen insanlar için elbetteki okullar, üniversiteler olacak. Bunu da hayatın gerçeği olarak kabul ediyoruz.” dedi.

Tesadüftür ki geçtiğimiz günlerde  AKP’li bir eski milletvekili Harun Karadeniz üzerinden anti-emperyalizm güzellemesi yapmıştı.

Eğitim üretim içindir, aynı zamanda yaratım içindir der Harun, ve döneminde yazdığı kitapta çok önemli, aslında hala güncelliğini koruyan bir tespiti vardır. Eğitimden beklenen, ihtiyaç duyulan şeylerin çoğaltılması ve yeni şeylerin yaratılmasıdır, ama Türkiye’deki eğitim başlıca üç yanlış ürün verir;

1-sokağa işsiz
2-memuriyete aybaşı beklemeye
3- yurt dışına işe…

Bu sorunların çözümünü bir eğitim reformuyla değil sosyo-ekonomik bir değişimle olacağını söylemiştir.
Türkiye’deki eğitimin giderek ticarileştirilmesi bugün aslında 1. maddenin güncelliğini gözler önüne seriyor. Genç işsizlik oranı 26,7 düzeylerinde işsizlik oranı ise 14,7…  2. madde, aslına bakarsak memuriyet giderek zorlaşmakta özelleştirmelerin artması ile özel sektör istihdam oranı da artmakta memur aybaşı beklesede ücretler yeterliliği sağlamamakta…  3. maddede ki sorun ise yurt dışına gidenlerin üretiminin karşılığı, eğitim görülen ülkenin GSYH’sına katkı sağlamamakta , komiktir ki Bilal Erdoğan İbn Haldun üniversitesinin en fazla yabancı öğrenci sayısıyla övünmekte… Tıp öğrencilerinin, atanamayan öğretmenlerin intihar ettiği ve okurken geçimini sağlamak için çalışan hukuk öğrencilerinin iş kazalarında yaşamını yitirdiği bir madde eklenebilir.

Sadece eğitim değil, insanın temel ve sosyal ihtiyaçlarının tamamı bu gün kapitalist sistem gereği ticarileşmektedir. Özel mülkiyetin varlığı rekabeti ve kâr hırsını arttırmış, sömürü koşulları ve özelleştirmeleri arttırmış ve sonucunda hayatın her sahası adete bir ticarethaneye dönüşmüştür. AKP iktidarının attığı her adım doğrudan kapitalizmin, ticarileşmenin adımıdır. Buna önce dershanelerin bu kadar yaygınlaşmasını sonrasında Temel Liselerin, Devlet Liselerinden daha nitelikli eğitim verildiği algısıyla, aslında üniversite kazanmak için veliler tarafından zaruriyet haline dönüşmesi örnek gösterilebilir. Sadece diploma için apartmanların biraz mesai ile üniversiteye dönüştürülmesi, çoğu üniversitede kaldırılan bütünleme sınavları ve doğalında yaz okullarının tırnak içerisinde zorunlu hale gelmesi örnek verilebilir. Burs almayın Kredi alın söylemi ise adeta kendini faş etmektir. Tüm bunların haremlik selamlık üniversite talebiyle aynı anda gerçekleşmesi tesadüf değildir. Bu gün sermayenin dinci gerici iktidarının eğitim politikası çökmektedir. Bu çöküş kafaları karıştırmış olsa gerek ki akla yatkın olmayan söylemler dillerinden düşmemektedir.

Türkiye’de artan özel üniversiteleri hiçe sayarak, okulları ticarethaneye dönüştüren rektörleri atayarak, sermayedarları eğitim bakanı yaparak üstelik bir özel üniversitede bu sözleri söyleyenlere bizim karnımız tok. Yıllardır ülkemizi şirket gibi yönetenler, kamusal alanları bir bir özelleştirenler, ticarileştirenler, sermayeye,  emperyalizme peşkeş çekenler bu gün gelip eğitimin ticarileştirilmesine karşıyım, ben anti-emperyalistim diyemezler.

Çünkü, bu gün eğer biri eğitimin ticarileşmesine karşıysa eğitimi ticarileştirenlere de karşı durmak zorundadır.

Çünkü, bu gün eğer biri eğitimin ticarileşmesine karşıysa sermayeye karşı durmak zorundadır.

Çünkü, bu gün eğer biri eğitimin ticarileşmesine karşıysa gericiliğe karşı durmak zorundadır.

Bu gün bunlara karşı duranlarsa çok açıktır sosyalistlerdir, devrimcilerdir. Unutulmamalı bu gün anti-emperyalist olanlar Harun’un yolundan gidenler sınıfının yanında olanlardır. Anti-Emparyalist olanlar 6.Filoyu denize dökenlerdir. Yıllardır bağımlılığı ve memleketin ABD’nin ileri karakolu halinde görevini sürdürmesi için elinden geleni yapanlar değildir. Bu gün bu ülkenin komünistlerine düşen en büyük görevde  tüm bunlar üzerinden tanımlanmaktadır. Tüm bunları Bila’le anlatmayacağız biz  fabrikalarda, meydanlarda emekçilere üniversitelerde, liselerde yolu işçi sınıfının yolu olan emekçi gençlere anlatacağız. Sosyalizmin sesini yükselteceğiz, cevabımız Sosyalist ve tam bağımsız Türkiye olacak…