SERBEST KÜRSÜ | 31 Mart yerel seçimleri için

"Yerel seçimler, kadın için erkek kadar aktif bir yurttaş olabildiğini kanıtlayacağı bir sınav olabilmelidir. Kent hizmetlerinden yararlanamayan farklı inanç ve politik düşünceye sahip kadınların ortak çıkarları ve  özlemini çektikleri yaşanabilir bir çevre için birbirlerinin sesine kulak vererek birlikte hareket etmeleri mümkün. "

SERBEST KÜRSÜ | 31 Mart yerel seçimleri için
İLERİCİ KADINLAR DERNEĞİ DANIŞMA KURULU ÜYESİ TÜLİN TANKUT

31 Mart 2019 yerel seçimleri yaklaşırken, seçimler üzerine yapılan tartışmaların tırmanışa geçmesi, bellek tazelemeyi kaçınılmaz kılıyor.

Türkiye küresel dünyaya eklemlenmeye çalışırken uygulanan neoliberal politikalar ülkede pek az dirençle karşılaştı. Sonuçta olan emekçilere oldu, en çok onlar zarar gördü. Devlet sosyal harcamaları kıstı; bütün yük kadınların üstüne bindi. Kadınlar hem  evin geçimini hem de aile içinde bakım hizmetlerini yerine getirmek zorunda kaldılar.

Oysa sosyal devletin sağladığı olanaklarla, kadının üzerinde aile, okul, çevre, dinsel kurum v.b. baskılar görece azalır. Geleneksel toplumda bu olanaklardan yeterince  yararlanamayan kadın için sorunun çözümünde aile, akraba, hemşeri ilişkileri; vakıf, tarikat v.b. kurumlar belirleyici olur. Çaresizlik duygusuysa aidiyet ihtiyacını artırır.

Bu gün yoksulluktan yakınan kadınlar, belediye yardımlarından medet umuyor.

31 Mart yerel seçim anketlerinde, kadın ve erkek seçmenlerin oy tercihlerinde adayın partisinin etkili olduğu görülüyor. Adayların vaatleriyse seçmen üzerinde gerçekçi olmayan beklentiler yaratıyor. Üstelik özü sözü bir olmayan adaylardan geçilmiyor. Söze gelince “yerel yönetimlerde kadınlar mutlaka temsil edilmeli” diyerek mangalda kül bırakmıyorlar ama listelerde kadın adayı ara ki bulasın! Nüfusun yarısı kadınsa, parlamentoda, yerel yönetimlerde temsilcilerin yarısının kadın olması gerekmez mi? Amaç, temsilde eşitliği sağlamak olmalıdır da aldıran nerede? Kadınları siyasetten uzak tutmak için ortaya sürülen bahanelerinse haddi hesabı yok! Kadınlar, ev içindeki yükümlülükleri yüzünden siyasete zaman ayıramazlarmış, sanki yükümlülükleri Allah’ın emriymiş gibi; gece toplantılara katılamazlarmış, barışçıl yapıları(!) siyasetin sert havasına alışamazmış!

Siyasi partilerde kadının konumunun çok önemli olduğunu bilmem söylemeye gerek var mı?

Kadınlar parti içinde kendilerinin erkeklerle eşit haklara sahip olduklarını hissetmek isterler: Söz hakkı, talep hakkı… Bu, sol partiler ve örgütlenmeler için de geçerlidir; eşitlik sağlanamadığında kadınları,  toplumcu anlayış çerçevesinde toplamak güçleşecektir. Kadınların erkeklerden farklı ihtiyaçları vardır; gece sokakların aydınlatılmasından, sığınma evlerine kadar… Bu ihtiyaçların acilen karşılanması gerekir. Evin geçimini üstlenen kadınlarınsa ihtiyaçları saymakla bitmez.

Peki, seçmenlerin oy tercihi konusundaki kafa karışıklığından kurtulabilmesinin yolu yordamı nedir?

Sermaye odaklı küresel medyanın güdümünde giderek genişleyen, halka doğru bilgi sunmakla yükümlü, sözde demokrat ana akım medyada, emekçilerle ilgili haberlere çok az yer veriliyor. Popüler kültür, özellikle televizyonda  kadınlara yönelik programlarla izleyicinin boş zamanlarına el koyuyor. Programlarda toplumsal sorunların üstü örtülerek izleyiciye “hayatta kalma stratejileri” öneriliyor. Kültür–sanatta magazinleşme, göz boyuyor. Okullarda kız ve erkek öğrencilere mesleklerini fıtrata göre seçmeleri telkin edilebiliyor. Tabii tüm bu çabalar da statükonun korunmasına yarıyor.

Kitlelerin gerçekleri görmesini sağlayacak olansa soldur. Yoksulluğun toplumsal bir sorun olduğunu, neoliberal politikaların yoksulluğu ve sınıfsal ayrımları  kalıcılaştığını sol kanıtlayabilir. Cinsel, etnik, dinsel, mezhepsel ayrımcılığa karşı emekçinin sınıf bilinci edinmesinin önündeki engellerle mücadele etmeyi, emekçiyi sendikal örgütlenmelere yönlendirmeyi yine sol yapabilir ancak.

Denilebilir ki, kişi henüz hazır değilse, solun siyasi söylemlerine ilgi duymayacaktır.

Ülkemizin tarihsel, yapısal sorunları nedeniyle zihinsel dönüşümün zaman alacağı açıktır. Ancak solun laik ama din karşıtı olmadığı anlaşıldı. Yerel kültürle çatışmadan muhalefet yapabildiğini sol deneyimleriyle ortaya koyuyor.

Kadınlara gelince; özgürlük tanımında ortak bir görüşe sahip oldukları söylenemez. Bazıları, yakıcı bir sorun başına gelmeden, toplumsal ilişkilerin baskıcı ya da sömürücü niteliğini kendi kendilerine bile kabul etmek istemezler. Bazıları ailede, iş yerinde, evlilikte ezilmişliğin ne olduğunu kendi deneyimlerinden bilirlerse de ezilmişliği farklı yorumlayabilirler; sözgelimi eziliyorum, bile demeyenler, yazgı diye sineye çekenler olabilir, dahası şiddet görüp bunu gizleyenler… Muhafazakâr kesimde, seküler olana güven duymayan, dinin yön verdiği kültürü benimsemiş kadın; düzeni, istikrarı ve buna uymanın gerek gerçek dünyada gerekse inanç dünyasında getireceği ödülü tercih etmiş olabilir.

Ancak kadınların değiştiklerini görmek gerekir. Yüzyıllar öncesiyle bu gün aynı mı? En önemlisi; her döneme ait başat dünya görüşleri farklılık gösteriyor. Kadın ya da erkek, insanlar her zaman kendileri için çizilmiş sınırlar içinde yaşayamazlar; sınır ihlâli de yaparlar. Muhafazakâr kızlarımız da tıpkı akranları gibi, eşe bağımlılığı azaltmak için iş istiyorlar. Mesleki kariyer anlayışıyla işe giriyorlar. İş yaşamını bir hak olarak görüyorlar ki bu, sınıf bilinci kazanmak için çok önemli. Toplumsal yaşama katılmanın önemini kavramış oldukları için kamusal alanda var olmaktan çekinmiyorlar. Kapitalizmi kendi kültürüne göre yorumlayanlar; işsizlik, yoksulluk, şiddet v.b. sorunları sınıf refleksiyle ama kendi kültürü içinden dile getirenler artıyor. (Grevlerde en ön sıradalar) Yasal olarak eşit yurttaşlık hakkını elde etmiş kadınların bu haklarından vazgeçmeleri –ne uğruna- beklenebilir mi? Geleneksel-dinsel ataerkilliği diriltme girişimleri, hayatta karşılığı olmayan fantezilere dayandığı için hüsranla sonuçlanmaya yazgılı değil mi?

Ayrıca  açık ve muhafazakâr  kadınlarımız, karşı tarafı kendi gerçekliği içinde görme olgunluğunu gösterdiklerinden kolay iletişim kuruyorlar. Kaldı ki, modern yaşamın sunduğu nimetleri paylaştıkları için birbirlerine yabancılık duymuyorlar; özellikle alış veriş ve moda olan şeyler konusunda.

Kadınların okul aile birliği, engelli, kanserle mücadele, çevre v.b. derneklerdeki etkinlikleri önemlidir. Toplumsal alandaki çalışmalarının sonuçlarını, siyasal alandaki katılımlarında da –HES, üst geçit talebi, kadın cinayetleri v.b. demokratik hareketler- görüyoruz. Dolayısıyla  bu çabaların desteklenmesi, onların korkularını yenecek cesareti kazanmış olarak siyasal alanın güçlenmesine de katkı getirecektir. Görünen o ki,  çok kadın için de rol model oluyorlar.

Bu gün ülkemizin dayanışmaya fazlasıyla ihtiyaç duyduğu bir süreçten geçmekteyiz. Baskıya, sömürüye, yoksulluğa maruz  kalanların, yalnız olmadıklarını fark ederek kendisi gibi olanlarla dayanışması şart! Yasaların tam anlamıyla işlemesi de buna bağlı değil mi? Yerel seçimler, kadın için erkek kadar aktif bir yurttaş olabildiğini kanıtlayacağı bir sınav olabilmelidir. Kent hizmetlerinden yararlanamayan farklı inanç ve politik düşünceye sahip kadınların ortak çıkarları ve  özlemini çektikleri yaşanabilir bir çevre için birbirlerinin sesine kulak vererek birlikte hareket etmeleri mümkün. Yine anket sonuçlarına göre, partilerin geneline yönelik olarak  küskün seçmen sayısı artıyor, bu yıl katılım yüzdesinin geçmişe oranla daha düşük olacağı iddia ediliyor.

Sol parti ve örgütlenmelerin yerel seçimlerde aday çıkarmaları, özellikle uzun vadede semeresini görecekleri için olumludur; maddi olanakların ve zamanın yetersizliği gibi engeller nedeniyle güç olsa da sol partilerin parti programlarını kitlelere duyurabilmeleri, en çok da geleceği şekillendirecek olan gençlerle baskı ve  sömürü pençesindeki kadınların aydınlanmaları açısından yararlı olacağı  kesindir.  Solun siyasi birikimi, tüm engellemelere karşın yeni deneyimlerle zenginleşecektir.