MERCEK | Şeker kotası tartışmaları: AKP sağlığa zararlıdır

Nişasta bazlı şeker kotasına ilişkin son 18 yılda yaşanan gelişmeler, bu konuda kimin nasıl adımlar attığı ortada iken, ülkenin kamu kurumlarının “babalar gibi satılması” bir övünç kaynağı olarak lanse edilirken, sağlıkta dönüşüm adı altında sağlık bir yurttaşlık hakkı olmaktan çıkartılıp alınıp satılan bir şeye dönüştürülürken, tam boy piyasacılığı ile nam salmış AKP’nin halk yararına herhangi bir adım atmayacağını görmek de zor değil.

MERCEK | Şeker kotası tartışmaları: AKP sağlığa zararlıdır

Nişasta bazlı şeker kotasının düşürülmesi konusunda bir tartışmadır aldı yürüdü. Önce Cumhurbaşkanı Erdoğan kotanın düşürüleceğini ilan etti, ardından Soner Yalçın bu adımın halk sağlığı açısından çok önemli bir adım olduğunu belirtti ve konuyu “yiğidi öldürün ama hakkını yemeyin” noktasına getirerek AKP’ye arka çıkan bir yazı kaleme aldı.

Yalçın’ın kendisine neden böyle bir misyon biçtiği başka bir yazının konusu, biz nişasta bazlı şeker kotasının düşürülmesi konusunda bugüne değin atılan adımları, bu tartışmaların önünü arkasını ve bugün neden gündeme getirildiğini biraz açmaya çalışalım.

ŞEKER KANUNU YÜRÜRLÜKTE

Tarihleri biraz geriye saralım; 2001 Şubat krizinin ardından IMF tarafından Türkiye’ye dayatılan 4 Nisan 2001’de kabul edilen ve 19 nisan 2001 tarih ve 24378 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 4634 sayılı, 15 asıl ve 8 geçici maddeden oluşan Şeker Kanunu’nun birinci maddesi bu yasanın amacını şöyle açıklar;

“Amacı, yurt içi talebin yurt içi üretimle karşılanmasına ve gerektiğinde ihracata yönelik olarak Türkiye’de şeker rejimini, şeker üretimindeki usul ve esaslar ile fiyatlandırma, pazarlama şart ve yöntemlerini düzenlemektir.”

Bu kanun ile kabaca özetleyecek olursak, bugün çok tartışılan nişasta bazlı şeker ithalatı serbest bırakılmıştır. IMF’den gelecek krediler karşılığında verilen ödünlerden yalnızca birisi olan Şeker Kanunu’nun çıkarılış amacı meclis tutanaklarında şu ifadelerle yer almıştır;

– Şeker üretiminde istikrarın sağlanması ve korunması,

– Sektörün iç piyasada rekabet kurallarına göre yönlendirilmesi,

– Avrupa Birliği düzenlemeleri yanı sıra, dünya ticaret örgütü ve diğer uluslararası taahhütlere uyum sağlanması,

– Özelleştirmeye olanak sağlayacak hukukî alt yapının hazırlanması.

MHP’NİN DESTEĞİ

IMF, Kemal Derviş, Ülker ve Cargill ortak operasyonu olan Şeker Kanunu’nun çıkmasında, bu kanuna verilen destekte öne çıkan bir başka özne de bugün AKP’nin koltuk değnekliğini yapan MHP’dir. Zira Şeker Kanunu’nun altında imzası bulunan isimlerden biri DSP-ANAP-MHP hükümetinde başbakan yardımcısı olan Devlet Bahçeli iken dönemin hükümetinde şeker konusu ile uzaktan yakından ilgili olabilecek bütün bakanlıklar; Devlet Bakanlığı-Faruk Bal, Sağlık Bakanlığı-Osman Durmuş, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı-Hüsnü Yusuf Gökalp, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı-Ahmet Kenan Tanrıkulu, MHP’lidir.

AKP HALK SAĞLIĞINI ÖNEMSİYOR MU?

Bugün AKP’nin bir seçim yatırımı olarak kullandığı nişasta bazlı şeker kotasının düşürülmesi adımının ise Soner Yalçın’ın iddia ettiği gibi halk sağlığı ile uzaktan yakından bir alakası yoktur. Zira AKP iktidarı döneminde, 2001 yılında yüzde 10 olarak belirlenen bu kota, yıllar içinde Bakanlar Kurulu’na verilen yetkiyle her yıl yüzde 30 ile yüzde 50 oranında arttırılmıştır. Kaldı ki kotanın yalnızca yerli ekime getirilmesi ithalatta herhangi bir kotanın söz konusu olmaması Yalçın’ın ısrarla üzerinden atladığı noktalardan birisidir. Bu adım ile nişasta bazlı şeker tüketiminde herhangi bir azalma olmayacağı gibi ithalatın artacağı ve ithalatçı yandaş firmaların bundan kazançlı çıkacağı gün gibi ortadadır.

Gerek IMF tarafından dayatılan ve MHP’nin de altında imzasının bulunduğu Şeker Kanunu, gerekse bu kanun aracılığı ile AKP eliyle sürekli arttırılan nişasta bazlı şeker kotası halk sağlığı için ciddi tehlike oluşturduğu gibi,  pancar üreticisini de ciddi anlamda mağdur ederek, şeker piyasasını tamamiyle emperyalist tekellerin eline bırakmıştır.

SONUÇ YERİNE

Nişasta bazlı şeker kotasına ilişkin son 18 yılda yaşanan gelişmeler, bu konuda kimin nasıl adımlar attığı ortada iken, ülkenin kamu kurumlarının “babalar gibi satılması” bir övünç kaynağı olarak lanse edilirken, sağlıkta dönüşüm adı altında sağlık bir yurttaşlık hakkı olmaktan çıkartılıp alınıp satılan bir şeye dönüştürülürken, tam boy piyasacılığı ile nam salmış AKP’nin halk yararına herhangi bir adım atmayacağını görmek de zor değil…

Tüm bu yazdıklarımız görmek isteyen için elbet ama görmek istemeyen için de tekrarlayalım; AKP sağlığa zararlıdır.