PUSULA | Yedek kulübesinin yıldızı: Ali Babacan

Yedek kulübesinin yıldızı: Ali Babacan

26-05-2019 12:00

17 Aralık operasyonu sonrası ortaya çıkan yolsuzluklara değinmeden operasyonun borsanın değer kaybetmesine neden olduğunu söyleyerek yolsuzluğu örtbas etme çabası elbette yollarda beraber yürüdüklerine hem destek hem kendi sorumluluğunu saklama çabasıydı.

Yusuf Kurt

2019 yılı, tekrarlanacak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimleri ile de anılacak. Seçimlerde sandıktan galip çıkacak elbette belli: Sermaye devleti… Hangi oyuncunun kazandığının ise çok önemi yok. Önemli olan gelecekte takımda kimin olacağı ve bunun için de seçenek o kadar az değil. Bu adaylardan birisi, ismi bugünlerde yeni bir parti kuruluşu ile anılan Ali Babacan.

Türkiye kapitalizminin yaşadığı doğal krizlerden bir yenisi patlak verdiğinde yıl 2001’di. Emek sömürüsü üzerine kurulan sermaye devletinde, burjuvazi ve AKP’nin buluşması ise 2002 yılında gerçekleşti. Doğal uyum ile 17 yılı geride bırakan AKP ve burjuvazinin başlangıçta üzerinde anlaştıkları ilk cümle ise, yıllarca bu iktidar ile anılacak olan “istikrar”dı.

Burjuvazi yeni ortağı ile buluştuğunda onun için istikrarın yenilenmesi, neo-liberal politikanın sürekliliği, bunun için de Kemal Derviş’in ekonomi yönetiminin yeniden ve yine sürmesi çok önemliydi. Ve aranan taze kan ise, liberal ekonomi yazarlarının heyecanla karşıladığı, AKP’nin kadrolarının genç ve yeni siyasetçisi Ali Babacan’dan başkası değildi.

Ali Babacan

1967 yılında Ankara’da doğan Ali Babacan, TED Ankara Koleji, ODTÜ Endüstri Mühendisliği’nde öğrenim gördükten sonra eğitim yaşantısını ABD Northwestern Üniversitesi’ndeki yüksel lisans eğitimi ile sona erdirdi. Bir süre ABD’de çalışan Babacan daha sonra Ankara’ya döndü ve iş yaşamına ailesinin şirketinde devam etti. 2002 yılında ise 58. Hükümette Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığı görevine getirildi.

Göreve geldiği zaman kapitalizmin Rusya ve Latin Amerika’da başlayan krizi Türkiye’yi de devalüasyon ile vurmuştu. Krizden çıkışın emekçilere daha yoğun sömürü, kamu mallarının haraç mezat satılması ve mali disiplin adı altında IMF’nin müdahalesi olarak belirleyen siyasi iktidarın uygulayıcı yıldızı olan Babacan, ilk yıllarında yerli ve yabancı sermaye ile onun sözcüleri tarafından desteklendi. Evet emperyalizme göre özelleştirme de istenilenden ağır kalmıştı, doğrudan yabancı sermaye girişi beklenen düzeyde değildi ama örneğin istihdamın yüksek olduğu tarımda rasyonellik diye tanımlanan ve bugün tanzim satışları politikasına gelen sürecin uygulayıcısı da yine Babacan oldu.

Bir süre sonra Avrupa Birliği için başmüzakereci olarak görevlendirilen Ali Babacan, sermayeye yaptığı hizmetin yanına, gericiliğe hizmeti de koyarak AB tarafından önerilen “Türkiye’nin eğitim sistemi laiktir” ifadesini kabul etmeyerek kendini gösterdi. AB ve sermaye açısından sorun yaratmadı elbette bu karşı çıkış, sonuçta aslolan sömürü politikalarına uyum ve “istikrar”dı.

Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olarak seçilmesi ile Babacan boşalan Dışişleri Bakanlığı’na sıçradı. Dışişleri Bakanlığı performansı onu destekleyenler tarafından biraz pasif bulununca o içe yöneldi ve “ülkemizde Müslüman çoğunluğun dini özgürlükler ile ilgili sorunları var” diye açıklama yaptı. Yer Avrupa Parlamentosu, tarih ise Mayıs 2008’di.

İş güvencesine saldırıya yol açan, iş yaşamında insani çalışma ortamının kaldırmasına neden olacak özel istihdam bürolarının gerekli olduğunu söylerken de aylardan Temmuz, yıl 2009’du ve Babacan yeniden Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı’ydı. Sermayenin tetikçiliği görevine tam sürat devam ederken despotluğun temellerini atan 2010 referandumunu “daha yüksek kalitede, daha sivil anlayışa uygun bir demokrasi” için atılacak bir adım olarak nitelendiriyordu. İşçi sınıfına saldırırken içinde olduğu sermaye sınıfına yaptığı hizmetlerde kusur etmiyordu. Ziraat Bankası, tarihin en büyük batık kredilerinden birinin aktörü olurken Babacan bakandı ve sorumluluğunu anımsatan sorulardan kaçıyordu.

17 Aralık operasyonu sonrası ortaya çıkan yolsuzluklara değinmeden operasyonun borsanın değer kaybetmesine neden olduğunu söyleyerek yolsuzluğu örtbas etme çabası elbette yollarda beraber yürüdüklerine hem destek hem kendi sorumluluğunu saklama çabasıydı.

Sermayenin tetikçiliği, sınıfa saldırının ön cephesinde yer alması, yolsuzluklardaki sorumluluğu ve sessizliği ile örtbas etme çabası, gericiliği besleyen konuşmaları da yetmedi ve 2014 yılında giderek iktidarda yalnızlaştı. Yalnızlaşmada daha kullanışlı seçeneklerin kendini öne sürmesinin de payı vardı elbette. Kişiler değil sermayenin bekası daha önemliydi. Bunu gören Babacan gelecekte iyi bir seçenek olacağını göstermek için minik bir muhalifliğe adım attı. Elbette çekilirken kılıcını sallamadı, yalnızca olası bir iktidar değişikliği için yatırıma başladı.

Haziran 2015’te aday olmadığı Meclis’e aynı yılın Kasım ayında yapılan seçimler ile dönen Ali Babacan oluşturulan kabinede görev almadı. 2018’de aday gösterilmeyen Babacan bir adım geriye giderek kendini beklemeye aldı.

Yedek güç Babacan

Babacan’ın, bugünlerde olası bir kriz anında sermaye tarafından stepne olarak kenarda tutulduğu oldukça açık. Kendisi AKP’nin uyguladığı tüm ekonomi politikalarının temelinde olan birkaç kişiden biri. Utangaç, zoraki muhalifliği onu bu sorumluluktan kurtarmaz elbette, ama toplumsal hafızanın çabuk kaybolmasına güveniyor belli ki. Evet şu an iktidardan uzakta kalmış olabilir ama bugün her hangi bir değişiklikte aynı politikaları izleyeceğinden kimsenin kuşkusu olmamalı. Geleneksel sermaye, daha rahat idare edebileceği, daha rahat kontrolünü sağlayacağı, liberal yazarların sevdiği bir ismin seçenek olarak önlerinde olmasından memnun olabilir.

Babacan’ın bugün iktidarda olan AKP kadrolarından hiçbir farkı olmadığı açık olsa gerek. Doğaldır, çünkü partinin kurucularındandır. Gericiliği, liberallerin ve sermayenin gölgesi altında topluma şırınga etme yeteneğinden kuşku duyulmaz.

AKP iktidarda kaldığı sürece kendi burjuvazisini de yaratma, onları besleme konusunda oldukça mesafe aldı. Geleneksel burjuvazi ile emekleme dönemini bitirmiş bu burjuvazi arasında köprü görevi görebilecek bir isim Ali Babacan. Bir süre sonra bu köprü mesafesini kısaltabilir.

Dolayısıyla her iki tarafın emek sömürüsünden besleniyor olması, geleneksel burjuvazinin sekülerlik kaygısı kendilerine dokunmadıkça sorun yaratmayacaktır ve nasıl olsa bunu AKP iktidarı boyunca da göstermişlerdir. Toplumun bu konuda kendinden umut bekleyen kısmını bugüne kadar güzel idare ettiler. Önemli günlerde yayınladıkları reklam filmleri ve bir iki çıkış bile bu umudu beslediler. Algı yönetiminde başarılı oldukları ise zaten tartışmasız.

Ali Babacan, AKP ile burjuvazinin ilk buluştuğu 2002 yılına geri döndürebilir sermaye devletini. Burjuvazi büyük ortak olarak iplere biraz daha sahip olmak isteyebilir veya Ali Babacan belki de yeniden görev alabilir yeni bir kabinede. Bugün AKP’nin geri dön çağrısı olsa hiçbir şey olmamış gibi göreve de dönebilir.

Bu yüzden iyi bir AKP’lidir Ali Babacan ve hep AKP’li kalacaktır, nerede olursa olsun.