PUSULA | Yandaş medyanın arkasındaki güç: Pelikancılar

Yandaş medyanın arkasındaki güç: Pelikancılar

11-04-2019 08:45

Elden gitme tehlikesi(!) olan vatan, din, bayrak ya da ezan filan değil; belediyeler eliyle sefası sürülen rantsal ayrıcalığın ta kendisiydi.

Sermet Toprak

31 Mart yerel seçimleri yapıldığından beri Türkiye gündeminin ilk sırasından inmeyen konusu İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı seçimleri.

Toplam 35 milyar TL’ye varan bütçesiyle bakanlıkların çoğunu geride bırakan İBB, sermaye sınıfı için yaşamsal öneme sahip. Piyasa düzeni gereği belediyeciliğin de bir kâr aracı olduğu Türkiye’de, rant ve ihale pastasının büyük kısmını elinde tutan İBB, her seçim öncesi düzen partilerinin ağızlarının suyu akarak baktığı bir merkez konumunda bulunuyor.

İşte sermayenin nabzının attığı İstanbul’da çeyrek asırdır AKP ile yönetilen İBB’nin 31 Mart itibariyle resmi olmayan sonuçlara göre el değiştireceğinin görülmesi daha ilk saatlerde kabul edilemez bir kabus olarak görüldü. Refah ve Fazilet dönemleriyle birlikte AKP için ideolojik, tarihsel, siyasal ve ekonomik açıdan en büyük “üs” olarak haline gelen İBB’yle kazandıkları gücü bir “seçim kazası”yla kaybetmek istemeyen odaklar medya olanaklarıyla harekata başladı.

Aslında iktidar cenahı ve yandaşları seçim öncesi halkı durmadan “beka”dan söz edip sandıkta “varlık/yokluk” oylaması yapılacağına ikna etmeye çalışırken; bunu bugünleri düşünerek yapıyordu. Elden gitme tehlikesi(!) olan vatan, din, bayrak ya da ezan filan değil; belediyeler eliyle sefası sürülen rantsal ayrıcalığın ta kendisiydi.

Ancak sonuçların aşağı yukarı belli olmasıyla birlikte söz konusu odaklar içerisinde bir ekibin öne çıktığı görüldü. Bu ekipse adını bir filmden alan (Pelikan Dosyası) ve 2016’da Ahmet Davutoğlu’nu AKP’den tasfiyeye götüren ‘Pelikan Bildirisi’ isimli metnin arkasında bulunduğu belirtilen gruptan başkası değildi.

KUMANDADA DAMAT VAR

Perde olarak kullandıkları Boğaziçi Küresel Çalışmalar Merkezi  (Bosphorus Global) ismiyle İstanbul Üsküdar kıyılarındaki bir yalıda çalışma ofisleri bulunan ve kendini “Kâr amacı gütmeyen, İstanbul merkezli bağımsız bir sivil toplum kuruluşu” olarak tanıtan bu ekibin merkezinde Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak ve ağabeyi Serhat Albayrak yer alıyor. Genel olarak Sabah ve ATV’yi de bünyesinde bulunduran Turkuvaz Grubu’nda yapılandırılan bu ekibin başını ise Sabah yazarı Hilal Kaplan ve eşi Süheyb Öğüt çekiyor.

Ekiple birlikte hareket ettikleri bilinenler arasında ise İdris Kardaş, Cemil Barlas, Melih Altınok, Kurtuluş Tayiz, Haşmet Babaoğlu ile geçmişte Soros’un Açık Toplum Vakfı’nın Türkiye şubesinin başkanlığını yapmış olan Can Paker gibi isimler de bulunuyor.

İSTANBUL ‘DÜŞÜNCE’ YALANLARA SARILDILAR

İşte iktidar lehine yalan ve çarpıtma, manipülasyon, hedef gösterme ve itibarsızlaştırma konusunda “uzmanlaşmış” bu ekipten 31 Mart yerel seçimlerinin sonuçları ortaya çıkmaya başlayışı itibariyle ilk ”işaret fişeği”ni Hilal Kaplan attı. Kaplan, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda “YSK, tüm oyların yeniden sayılmasına karar verdi” dedi. Ancak paylaşımından kısa süre sonra bir düzeltme mesajı yayımlayarak “YSK’nın oyları yeniden sayımı söz konusu değil. YSK, yapılan itirazların sonuçlarını sisteme giriyor” ifadelerini kullandı.

Kaplan’ın provokasyon amaçlı paylaşımı esnasında, mensup olduğu medya grubu da boş durmadı. Sabah gazetesi ve A Haber’in internet sitelerinde “seçime hile karıştırdığı” gerekçesiyle 30 sandık başkanının gözaltına alındığı iddia eden haberler yayımlandı. Ancak bunlar da İstanbul Valiliği tarafından yapılan açıklamayla yalanlandı.

Resmi makamlara “paralel” bir başka resmiyeti temsil ediyormuşçasına, serbestçe hareket eden söz konusu yapılanma, bu tür kritik anlar için hazır bulundurduğu  ve “trol” diye tabir edilen sayısız sosyal medya hesabını da devreye soktu.

Bitmek bilmeyen sayımlar, itirazlar ve polemiklerin sonunda gelinen noktada seçim sonuçlarının kamuoyu nezdinde meşruiyetinin azalması  ve nihayet yok edilmesi için yapılan bu “Pelikan saldırısı”, Saray Sözcüsü İbrahim Kalın’dan isimleri zikredilmeden tepki aldı. Ancak bu da hep olduğu gibi partinin diğer kanatlarını dengelemek adına “kulak çekme” kabilinden bir görüntü olmaktan öte gitmedi.

‘PELİKAN’ PELİKANCILARDAN MI İBARET?

Haklarında bir cezai işlem yapılması ya da kınanmaları ve uyarılmaları şöyle dursun, altına imza attıkları her saldırıyla bulundukları medya gruplarında yerlerini tahkim eden bu ekiple ilgili bir noktanın altını çizmek gerektiği kanısındayız. Halkı birbirine kırdırma pahasına sözünü kırpmadan“verimli” yalanlar uydurma cesareti ve yeteneğine sahip olan bu ekibin yalnızca ismi anılan, organik olarak yapının içerisinde yer alan kişilerden oluştuğunu söylemek de yanılgı olacaktır. Zira “Pelikancılık” denen şeyin her ne kadar çıkış noktası Davutoğlu’nun tasfiyesindeki rolleri olarak anılsa da, 2019’un AKP medyasında iktidarı eleştirisiz ve tartışmasız şekilde savunup propaganda etmenin adıdır.

Türkiye’de 17 yıl, İstanbul özelinde ise 25 yıla varan dönemde oluşan dev rant mekanizmasında “tutkal” haline gelen Erdoğan’a karşı “AKP içinde, ancak bilgisi ve kontrolü dışında” bir çıkar grubunun olabileceği savı bugün Erdoğan ve AKP’yi  “Yetmez Ama Evet” dönemiyle hatırlamak isteyen liberal cenahın özlemini ifade ettiği söylenebilir. “Küskünler” olarak da adlandırılan bu kesimin, Pelikancılar için “Erdoğan’a rağmen hareket ettikleri” yönündeki iddiasını çürütmek için söz konusu ekibin bugüne dek konumlarından hiçbir şey kaybetmemesi  ve sık sık Erdoğan’la fotoğraf vermeleri (*) sanırız yeterli olur.

Sonuç olarak bir önemli noktanın altını çizmek gerekir: “Alamet-i farikası” İstanbul ve Anadolu merkezli sermaye grupları, vakıf ve dernek adı altında faaliyet yürüten tarikat ve cemaatler, mafya ve çete yapılanmaları ve elbette emperyalist tekellerin çıkar ortaklığı olan AKP’nin 17 yılın sonunda  ihtiyaç duyduğu medya anlayışının her türlü yalanı çekinmeden yayabilen bir şebeke tarafından karşılanması, AKP’nin ülkemize diktiği elbisenin medyada da sağlı sollu patladığının göstergesidir.

Ve AKP’yi  “Erdoğan’ın yüzü ve sesinden ibaret” olarak görmüyorsak; temsil ettiği gerici karanlıkla, paranın saltanatına dayalı ekonomi programıyla, ‘yerli ve milli’lik palavrası içinde gizlediği işbirlikçi yüzüyle hesaplaşmanın bir önemli ayağının da burjuva medyayla olduğu gerçeği bilinmelidir.

*Bu yazı yazılmaya başlandığında Erdoğan’ın Rusya dönüşünde uçağına aldığı isimlerin bulunduğu bir fotoğraf, “Cumhurbaşkanı Erdoğan uçakta gazetecilerle sohbet etti” başlıklı bir haberle haber sitelerinde yayınlandı. Fotoğrafta en dikkat çeken yüzler ise “Pelikancılar” olarak anılan isimlerdi.