PUSULA | Tarihten ders almamak

Tarihten ders almamak

06-01-2019 17:07

Kürt emekçisinin Amerikan emperyalistlerinin ardından dökecek bir damla gözyaşı yoktur, gün emperyalizme karşı Türk-Kürt-Arap emekçilerinin ortak mücadelesini yükseltme günüdür.

Demir Silahtar

Kürt emekçisinin Amerikan emperyalistlerinin ardından dökecek bir damla gözyaşı yoktur, gün emperyalizme karşı Türk-Kürt-Arap emekçilerinin ortak mücadelesini yükseltme günüdür.

Suriye’deki ABD birliklerinin geri çekileceğinin ilan edilmesi, bir süredir emperyalizmle bir “stratejik ittifak” ilişkisi içerisine girmiş olan Kürt Siyasi Hareketi’nde büyük bir hayal kırıklığı yarattı.

Tarihsel bir perspektiften bakıldığında, Kürt siyasi önderlerinin emperyalizmle geçmişte kurduğu bu tür ilişkilerin hiçbir zaman farklı bir sonuç doğurmamış olduğu açık biçimde görülmelidir. Son yüzyıllık tarihi kesit bu gerçeği sürekli teyit etmektedir.

Geçmişte, emperyalizmle şu veya bu biçimde işbirliği yapılarak başarıya ulaşmış ulusal mücadelelerin varlığı, Osmanlı egemenliğinde bulunan başka ulusların, bilhassa da aynı coğrafyayı paylaşan iki halkın, Ermenilerin ve Kürtlerin milliyetçilerine ilham vermişti.

Gerçekten de, Osmanlı İmparatorluğu’nun bağımsız bir devlet olarak siyasi ömrünü tamamlamaya başladığı, yarı sömürgeleştiği ve emperyalist devletler arasındaki çelişkilere oynayarak yıkılışını geciktirme uğraşı içerisine girdiği on dokuzuncu yüzyılda, Fransız Devrimi’nin yaydığı vatanseverlik duygularını da bayrak edinerek çürümüş Osmanlı despotizminden kurtulma mücadelesine girişen Balkan ulusları, dönemin emperyalist devletlerinin desteğini arkalarına alabilmiş ve mücadelelerini er ya da geç siyasi bağımsızlıkla sonuçlandırabilmişlerdi.

Balkanlardaki bağımsızlık süreçleri neredeyse aynı şablonun tekrar edildiği bir biçimde gerçekleşmişti. Bağımsızlık isteyen güçlerin dış destekten de yararlanıp yerel halkı örgütleyerek isyan çıkarmaları, Osmanlı kuvvetlerinin bu isyanı ibret-i âlem olsun diye acımasız biçimde bastırması (tenkil), batı ülkelerinde Hristiyan din kardeşlerine karşı sergilenen vahşet karşısında Türk karşıtı bir kamuoyunun oluşması ve emperyalist devletlerin güya “insani nedenlerle” silahlı veya diplomatik müdahalede bulunarak ulusal bağımsızlığı (ya da önce özerkliği sonra bağımsızlığı) armağan etmeleri.

Sırasıyla Sırp, Yunan ve Bulgar bağımsızlık mücadelelerini başarıya ulaştıran bu yol, aynı dönemde bambaşka objektif koşullar içerisinde bulunan ve sayılan Balkan uluslarının aksine bulunduğu coğrafyada demografik üstünlüğe sahip olmayan Ermeni ulusunun bağımsızlığı için Ermeni milliyetçileri tarafından da denendi. Ancak Ermeni milliyetçilerinin emperyalist devletlerin vaatlerine ve yakın geçmişte diğer Hristiyan halklara verdikleri desteğe güvenerek örgütledikleri isyanlar, konjonktürü uygun görmeyen emperyalist devletler sözlerinde durmayınca binlerce Ermeni köylüsünün kırılmasından başka bir sonuç doğurmadı. Birinci Dünya Savaşı’nın çıkmasıyla Rus emperyalizminin desteğini arkasına alan ve Çarlık Ordusuna katılan Ermeni milliyetçileri, önceki tecrübelerden ders çıkaran Osmanlı hükümetinin tehcir ve kırım uygulaması sonucu yerel halk desteğinden yoksun kalmış, 1917 devrimini müteakiben Rus ordusunun da çekilmesiyle tutunamayarak Ermeni siyasi bağımsızlığını Anadolu’da değil Kafkasya’da elde edebilmişlerdi. Mondros mütarekesi sonrası bu kez Çukurova’da Fransız işgalcileriyle işbirliği yaparak Sevrés anlaşmasında emperyalistler tarafından kendilerine vaat edilen bağımsız devleti kurma çabasına giren Ermeni milliyetçileri, burada da Türk ve Kürt halklarının ortak direnişi ve Kurtuluş Savaşı’nın başarısı karşısında sükûtu hayale uğradılar.

İçinde bulundukları tarihsel, sosyal ve jeopolitik koşullar hem Balkan uluslarından hem de Ermenilerden farklı olan Kürtler adına hareket ettiklerini ileri süren bazı unsurların emperyalizmle ittifak yaparak siyasi bağımsızlık elde etme çabaları da aynı şekilde her defasında hüsranla sonuçlanmıştır.

Devletin merkezileştirme ve Kürt aşiretlerinin özerkliğini azaltma politikası kapsamında topraklarının bölünmesine ve otoritesinin zayıflatılmasına karşı çıkan Botan Emiri Bedirhan Paşa’nın 1847’deki isyanı ulusal olmaktan çok sınıfsal bir tepkinin ürünü[i]  ise de; 1878 Berlin Antlaşması’nda Ermenilere yapılan vaatler karşısında, hakimi olduğu bölgenin Ermenilere teslim edileceği şüphesi duyan Seyit Ubeydullah’ın 1880 yılındaki isyanında kendisinin yönettiği bağımsız veya özerk bir Kürt devleti talep ettiği bilinmektedir.[ii] Gerek Bedirhan gerekse Ubeydullah İngiliz emperyalizminden destek talep etmişler ancak İngilizlerin o dönem Müslüman Kürtler yerine Ermenileri ve Asuriler, Nasturiler, Keldaniler gibi diğer Hristiyan azınlıkları desteklemeyi tercih etmesi sebebiyle bu yardım gerçekleşmemişti.

İngiliz emperyalizmi, Birinci Dünya Savaşı yıllarında Bağdat’ı ele geçirince başta Musul olmak üzere petrol bölgelerinin kontrolünü ele almak için Kürt siyasi liderlerinden yararlanmayı temel politika olarak belirleyecek ve bunun için de Türkiye ile Musul arasında İngiltere’nin kontrolünde bir Kürdistan vaadinde bulunacaktı. Ancak bu bölgenin önemli bir bölümünün aynı zamanda Ermenilere vaat edilen topraklarla çakışması problem teşkil ediyordu. Bu sebeple İngiliz emperyalizmi petrolün bulunduğu bölgelerde Kürtleri, diğer bölgelerde ise Ermenileri desteklemek şeklinde ikili bir siyaset benimseyecek, Irak tarafındaki Kürtler adına Şeyh Mahmut Berzenci, kuzeydeki Kürtler adına da Kürdistan Teali Cemiyeti Başkanı Seyit Abdülkadir ve Bedirhan aşireti liderleriyle irtibat kurarak onları “bağımsız Kürdistan” konusunda muğlak sözlerle oyalama yoluna gidecektir.

Sevrés anlaşması görüşmeleri sırasında Kürdistan Teali Cemiyeti delegesi Şerif Paşa ile Ermenilerin temsilcisi Boğos Nubar Paşa aralarında anlaşıp bir bağımsızlık belgesi imzaladılarsa da emperyalistler hem Kürt hem de Ermeni milliyetçilerini gene yüzüstü bırakmış, Sevrés anlaşması da emperyalizme boyun eğmeyen Türk ve Kürt haklarının birlikte verdikleri Kurtuluş Savaşı’nın zaferiyle tarihin çöplüğünü boylamıştır.

Geçmişte de bugün de emperyalistlerle işbirliği çabalarının Kürt emekçilerinin çıkarlarıyla en ufak bir ilgisi bulunmamaktadır. Kürt emekçisinin Amerikan emperyalistlerinin ardından dökecek bir damla gözyaşı yoktur, gün emperyalizme karşı Türk-Kürt-Arap emekçilerinin ortak mücadelesini yükseltme günüdür.

[i] Özoğlu, H., 2017. Osmanlı’da Kürt Milliyetçiliği. İstanbul: İletişim Yayınları, s.134.

[ii] Özoğlu, ss.140-141.