PUSULA | Solda ‘esaret’ siyaseti: HDP mi, CHP mi?

Solda ‘esaret’ siyaseti: HDP mi, CHP mi?

10-02-2019 09:17

AKP’ye anlık olarak karşıt konum alan her yönelimle ittifak zemini zorlama çabası son kertede biçimsiz, hedefsiz, yönsüz ve kısır bir devinime de yol açmaktadır. Kendi kitlesini bile programsız bırakarak sonu gelmez bir pragmatizme teşvik etmek, geniş yığınların ikna edileceği politik hattı da zayıflatmaktadır.

NEVZAT KALENDEROĞLU

Düzen dışına işaret eden bir söylemin, solun, sosyalistlerin olmadığı bir tabloda yerel seçimler; rantiyenin yeniden paylaşımı, ihale ve yüklü miktarda gelirin ‘hizmet’ makyajıyla yutulduğu veya ilintili sermaye gruplarına pay edildiği, rejimin doğal kusurlarının ise aday figürleri ile gizlendiği bir uğrak olarak görülmelidir. Zaten bugün ‘ittifaklar’ adı altında birbirlerinden farklıymış gibi sunulan bileşimlerin de ortak noktası, hem maddi ‘çıkar’ sağlamak hem de düzenin ‘beka’sı için aynı makyajı uygulamaktır. Bu gönülsüz, mecburi ve Makyavelci yan yana gelişler buradan okununca; farklılıkların silikleştirilme çabası ve ‘geçici’ kardeşlik mesajlarından sızan ilkesizliklerde de şaşılacak pek bir yan kalmıyor.

Farklı siluetlerdeki ‘aynı’ özneler, kolay yan yana gelip ittifaklarını ilan etseler de, halkın suni umut hastalığının nüksetmesine her zaman ihtiyaç duymaktadırlar.

Rasyonel olmayan umutların peşine kitleleri takabilmek için ihtiyaç duyulan son zamanların en moda yalanı, ‘AKP’yi geriletmek’ olarak karşımıza çıkmaktadır. Solu, sosyalistleri bu işe bir yerinden bulaştırmak, onları adaylıklar üzerinden ikna etmek, siyaset merkezlerinin tam boy sağa kaydığı bir düzlemde bomboş bırakılan sol skaladan ufak ve ehlileştirilmiş ‘emarelere’ izin vermek ve bu sayede soldan ve dolayısıyla toplumdan daha fazla meşruiyet sağlamak için çabalamaktadırlar. Sonda söyleyeceğimizi başta söylemekte fayda var: Sosyalistler bu gerçekleri kapatan bir makyaj aparatı değil; bu makyajı silen, üzerindeki örtüyü kaldıran, gerçeklikten kopuk her türlü umut tacirliğinin maskesini indirmekle mükelleftirler.

‘Sol güçsüz’ önermesi ile makul gösterilen her türlü tercih, solun kötürümleşmesinin de biricik sebebidir.

Seçimlerde düzenin dayattığı ‘pozisyon alma’ oyunları, düzen güçlerinin garip birlikteliklerini ve ‘çapraz ilişki’lerini de gözler önüne sermektedir. Faşistlerin, dinci gericilerin, liberallerin, ‘radikal demokratların’ savrulmaları kuşkusuz bizler için şaşırtıcı değildir; sonuçta düzene göbekten bağlı bu odaklar, dönemin ruhu gereği ya vitrinde muhalifmiş gibi parlatılarak ya da sahte bir ‘ittifak’ görüntüsüyle kitleleri, matematik hesaplarına gark etmektedir. Tartışılması gereken, aynı zokanın çeşitli zaman aralıklarıyla ama aynı metotlarla; AKP’nin dayattığı yeni rejimi reddeden topluma yeniden ve yeniden yutturulmasıdır.

Memleketi bugüne taşırken iktidar partisi AKP’yle şu veya bu biçimde bir araya gelmiş her siyasi kesim, şimdi yeniden ittifak şartları oluşur mu diye gözleri arkada, önüne bile bakmadan yürürken; bir merkezde buluşup adına ‘ittifak’ demektedirler.

Bir gerici öbeğin AKP’den kopuşu ve ‘sosyal demokratlar’la yan yana gelişi matematik sevdalılarını umutlandırmaktadır. Bir faşist ekibin kendisi gibi olan bir başka faşist ekipten ayrılması, şimdilik AKP’ye karşı konumlanmış gibi yapması umutları tazelemektedir. Bu yanılsama dolu geçici pozisyon almaların heyecanı da birliktelikleri kadar geçici olmakta; ancak yüzde hesabı yapan ve AKP’den samimi bir biçimde kurtulmak isteyen kitleleri bir süre daha oyalamaktadır.

Neye muhalefet?

Hakim ideoloji neyse onu karşısına almayan her girişim, hatta onun küçük imitasyonlarını üretmeye çalışan her yapı, bilerek veya bilmeyerek ancak son kertede onu güçlendirmeye, meşruiyet katmaya dönük hamlelere dönüşmektedir.

Düzen ve iktidar partisi hayata özelleştirmelerle, hak gasplarıyla veya yabancıya peşkeşle tutunurken; karşısında ‘kamulaştırma’ diyemeyen herkes AKP ile aynı gemidedir. Emperyalizme bağımlılık, NATO’culuk, askeri taşeronluk memleketi ve coğrafyayı kan gölüne çevirmişken; karşısında ‘bağımsızlık’ denilemiyorsa, AB’ye seslenişler ‘biz daha kullanışlıyız’ şeklinde ortaya çıkıyorsa, aynı çevrelerin testisine su taşınıyor demektir. Sömürü düzenine dair en ufak bir laf söylenemiyorsa; aynı sermaye gruplarının çıkarları gözetiliyor demektir.

‘Aynı’ların ittifakına karşı, üçüncü bir yolu açamayan sol, toplumun bu ‘aynı’lardan birini tercih etmesinin ilk elden sorumlusudur.

AKP’den gericilerle birlikte kurtulma planı yapılıyorsa; gericiliğe ‘o kadar da’ karşı değilsiniz demektir. AKP’yi büyüten, büyümesine ortam sağlayan sermaye gruplarıyla ittifak aranıyorsa; daha büyük peşkeş vaat ediliyor, sermaye düzenine karşı durmak akıldan bile geçirilmiyor demektir. AKP’den kurtulmak için emperyalist devletlere ziyaretler gerçekleştiriliyorsa, ‘o kadar da’ bağımsızlıkçı, yurtsever değilsiniz demektir. Her muhalif şerhte popülist bir biçimde ekonomi başlığı açılıp, ancak sermaye gruplarına yeni ‘kâr’ vaatlerinde bulunulmaktan geri durulmuyorsa, peşinize takmaya çalıştığınız emekçi toplamlar için insanca bir yaşam tahayyül etmiyorsunuz demektir.

Emekçi halkın, geleceksiz ve işsiz gençlerin, hakları gasp edilen, patronlarca kapı önüne konulan işçi sınıfının, Cumhuriyet’siz bırakılmış Cumhuriyetçilerin, bağımsızlığı rafa kaldırılmış bir memlekette yurtseverlerin, birbirinin aynısı olan ittifak gruplarına ikna olmasının önünde duvar olunmalı; onların siyasi temsilciliğini üstlenmeye kafa yorulmalıdır.

CHP ile ‘sola çekme’ niyetiyle yapıldığı vurgulansa da kurulan her türlü diyalog, suni umut pompalanan kitlelerin, düzen tarafından açılan kanallar aracılığıyla yeniden düzene bağlanmasına göz yummak manasına gelmektedir.

Tersine, bu yönelimle kitleler arasında derin bir açı olduğu vurgulanmalı, buradan görev edinilmeli, düzenin onları kapsayamayacak olması başa yazılmalıdır. O açıyı derinleştirecek olansa, kitleyi tutarlı siyaset, politik hat, söylem, strateji ile buluşturmaktan geçmektedir.

Türkiye solunun, kitlelerin siyasi temsilciliğini üstlenmesinin yolu, ‘düzen solu’na meşruluk vermekten değil, tam da kendi hattını örmesinden geçmektedir. AKP’ye anlık olarak karşıt konum alan her yönelimle ittifak zemini zorlama çabası son kertede biçimsiz, hedefsiz, yönsüz ve kısır bir devinime de yol açmaktadır. Kendi kitlesini bile programsız bırakarak sonu gelmez bir pragmatizme teşvik etmek, geniş yığınların ikna edileceği politik hattı da zayıflatmaktadır.

Günümüz sağ konjonktüründe bir süredir siyasi aidiyet dahi hissetmeden, düzen içi kanallara mahkum bırakılan kitle, sol/sosyalist öznelerin doğal tabanıdır.

Kitlelerin ikna olmadığı özneler aracılığıyla, ikna olmadığı bir düzlemde AKP’ye dönük tepkisini dile getirmeye çalıştığı bir dönemi daha geride bırakmak üzereyiz. Kurulan kürsülerle, pohpohlanan sahte kahramanlarla, aday diye çıkarılan profillerle kitlelerin talepleri arasında ciddi bir açı bulunmaktadır.

HDP’nin kredisi ve feragatı

HDP ‘Türkiyelileşme’ projesini terk etme tercihinin ardından bir yönelim değişikliğine de gitmek zorunda kalmış, bir önceki ‘çözüm’ döneminin partisi olduğunu kabullenmiş, yeni bir süreç için beklemeye koyulurken, ‘emaneten’ taşıdığı siyasi aidiyetleri de görece serbest bırakmak zorunda kalmış veya kaybetmiştir.

AKP ve Kürt siyasi hareketinin yönelimlerindeki değişiklik, Ortadoğu’daki henüz oturmamış denklem ve son iki seçimde AKP’nin kurmaya çalıştığı ‘Milli’ci cephe, on yıllık diyalog sürecinin de kesintiye uğramasına yol açmıştır. Bir yeni diyalog sürecinin tarihini kestirmek şu an için güç olsa da, AKP bu seçimlerde CHP ve ‘İyi Parti’ ile ittifak açıklamaları yapan HDP’yi, PKK ile aynı göstererek, marjinalize etme yoluna girmiştir.

Daha önceki deneyimlerde, Türkiye solu, AKP ile uzun yıllar süren ittifak süreçlerini sineye çekip, çok basit matematik işlemleri ve demokratizm beklentileri ile ilk tercihini HDP’den yana kullanmıştır. HDP ise, Türkiyelileşme projesinden vazgeçmesi ve yeni bir çözüm denkleminin ufukta gözükmemesi gibi nedenlerle, bu ‘misyonundan’ kendi isteğiyle feragat etmiş görünmektedir.

Birkaç önemli meselenin altını çizmekte fayda var; ilki, şimdi ‘ya benimlesin, ya marjinalsin’ denilerek karşı ittifakla beraber gösterilen ve PKK ile bağı vurgulanan HDP’nin, çok yakın geçmişte AKP ile girdiği diyalog süreçleri hafızalardadır. Türkiye’nin çok önemli dönüşüm uğraklarında Kürt siyasi hareketi ile AKP’nin beraberliğinin unutulmadığı bilinmelidir.

Bir diğer mesele, HDP’nin Türkiyelileşme ve tek solcu odak olarak lanse edildiği süreçte, sola göstermediği krediyi, şimdi ‘İyi Parti’ gibi bir partiye gösterdiğinin gözlerden kaçmadığı, sosyalist sol tarafından vurgulanmalıdır. Sadece seçim bölgelerinde bile, Antep’te DSP’ye tanınan kredi, CHP’ye ve ‘İyi Parti’ye pek çok örnekte tanınan kredi, belki ‘emanet’ siyasi aidiyetleri yeniden kapsasın diye İstanbul’da sola tanınan kredi, Dersim’de ise sosyalist sola tanınmamaktadır.

Sosyalist soldan pek çok arkadaşımız, HDP’nin Dersim tercihine karşı çıkamazken; İstanbul tercihi ‘sayesinde’ bir hareket alanı bulmuş ve kendi sözünü söylemeye karar vermiştir.

Yine söz konusu HDP’nin İstanbul kararı olunca, güçlü olduğu yerelliklerde yalnızca ilçe belediyelerinden aday gösterilmesinin CHP ile mi AKP ile mi bir ittifak olduğu konusu, burjuva medyasının yansıttığının aksine bizce tartışmalıdır. Kağıthane, Bağcılar ve Esenler’de HDP seçmeninin, HDP ilçe başkan adayları için sandığa davet edilmişken, Büyükşehir’de tercihlerinin nasıl olacağı sorusu bizce o kadar da net değildir. Ayhan Bilgen de bunu soruyor: “Biz bir yerde aday çıkarmadığımızda, CHP lehine feragat ya da başka bir parti lehine feragat etmişiz gibi propaganda yapmanın tersinden anlamı şudur: Aday çıkardığımız yerlerde AKP lehine mi karar vermiş oluyoruz?”. Cevabı şu; kim bilir?

Çürüme ve Panzehir

Antalya’da Baykal’ın çarşaflı yeni üye profiline rozet takma merasiminin kanıksanması süreci ile sözgelimi Yaşar Okuyan’ın partiye katılımının kanıksanması süreci arasındaki büyük açı, siyasette çürüme ve ilkesizliğin bir göstergesi sayılabilir.

‘Ekmeleddin vakası’ndan sonra, Abdullah Gül ve hizbinin hayalleri, İlhan Kesici ve Mehmet Bekaroğlu davetleri, şimdi nihayet Mansur Yavaş derken isimler de şaşırtmayı başaramayacaktır artık. Ha keza, Saadet Partilileri meclise soktuktan sonra, yerel seçimlerdeki açık ittifak artık şaşırtmamaktadır. Eski sağ partilerden isimlerin devşirildiğine kimse inanmamakta; ancak CHP’nin sosyal demokrasiden merkez sağa çekilmesi görülmektedir.

Eski HDP vekili Celal Doğan’ın, CHP mi ‘İyi Parti’ mi derken, DSP’den aday gösterilerek, HDP ve CHP’den destek görmesi, eski Saadet Partili belediye başkanlarının AKP’den umduğunu bulamayınca CHP rozetleriyle karşılanması, ‘İyi Parti’ milletvekillerinin istifa ederek AKP adayı olmaları, 5 partiyi birden dolaşan isimlerin umut diye propaganda edilmesi, AKP’li taklacı eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in, ‘İyi Parti’ tarafından aday gösterilmesine CHP’nin onayı halkın aklıyla alay etmekten başka birşey değildir.

Sosyalist sol, hem bu çürümeyle hem de ‘düzen solu’ demek için bile fazla sağa çekmiş aktörlerle arasına kesin çizgiler çektiği ölçüde kendisine alan açacaktır.

Bu çürümede, “Bir şey yapmalı” diye savrulanlar değil; “Ne yapmalı?” sorusuna yanıt vermeye çalışan özneler rüştünü ispat edecektir.

Sol özneler, siyasi belirlenimine dair hiçbir etkisinin olmadığı kitleler içerisinde salınmayı, bazen programı, niyeti, toplumsallığı belirsiz “mücadele zeminlerinde” arz-ı endam etmeyi siyaset yapmak sanrısından artık kurtulmalıdır.

Komünistler, yolsuzlukları ve düzenin kirli ittifaklarını ifşa etmek için bir yol açmıştır. Komünistler, ‘hizmet’ yarışına girmiş rantiyecilere tokadı kamulaştırma hamleleriyle atacak, temel hizmetleri ücretsiz ilan ettiğinde düzenle ve anayasayla karşı karşıya geldiğinde ‘sosyalizm’ seçeneğini gösterecektir.

Önce kararlılık, ardından ‘yağma yok!’ özgüveni ve sosyalizmde ısrar. Bağımsız Komünist adayların yolları açık olsun, yolumuz açık olsun…