PUSULA | Kapitalizmden ayrı bir emperyalizm var mı?

Kapitalizmden ayrı bir emperyalizm var mı?

12-05-2019 08:30

Başka siyasi bağlamlara girişmeden önce “emperyalizm nedir” sorusuna bir cevap verilmesi gerekiyor. Bunu yapmadan sermaye sınıfının en temel ve güçlü siyasi temsilcisi olan AKP’nin emperyalizm ile mücadele ettiğini kabul etmek en hafif deyimle aymazlık olur.

Zafer Aksel Çekiç

31 Mart yerel seçimlerinin ardından memleket gündemine bu kez “Türkiye ittifakı” girdi. AKP’ye yakın köşe yazarları üzerinden başlayan tartışma “azılı” AKP karşıtı bazı “ulusalcı” yazarları da kapsamına alarak genişledi. Son olarak Yüksek Seçim Kurulu’nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinin yenilenmesine karar vermesiyle “normalleşme” için bir süre daha beklenmesi gerektiği ortaya çıkmış oldu. Bu durum, “Türkiye ittifakı” tartışmalarını kısa vadede sürdürmeye engel olabilecekse de bu zeminin bütünüyle ortadan kalkmadığı söylenebilir.

Öte yandan, bu tartışmalar sırasında Soner Yalçın gibi ulusalcı yazarların sosyalist sola da akıl vermeye çalışan önermeleri arasında en ciddi karşı koyuşu hak edeni kuşkusuz “baş düşman emperyalizm” yaklaşımı. Uzun bir süredir Doğu Perinçek ve emekli generaller partisi halini alan Vatan Partisi’nin tekrarladığı bu yaklaşımın paketlenip, allanıp pullanıp servis edilmesi içeriğini ise değiştirmiyor.

Düşman “emperyalizm” mi?

Ulusalcıların söylediğine bakarsak, emperyalizm Türkiye üzerine karanlık planlar yapıp türlü oyunlar çeviriyor. Bu durumda yurtseverlerin öncelikli görevi emperyalizme karşı mücadele etmek olmalı. Bir kısmı Kurtuluş Savaşı’nda Ankara hükümetini destekleyen Sovyet Rusya’yı, 1968’de bağımsızlık şiarıyla hareketlenen gençlik hareketini örnek sayılmalı diyor. Bir kısmı, Soner Yalçın gibi, 1922 1 Mayısı’nda Şefik Hüsnü’nün konuşması gibi atıflarla solculuk dersleri veriyor ve kuyrukçuluğa düşülmemesini üstü kapalı tehditlerle tavsiye ediyor.

Ulusalcıların hedefinin Kürt siyaseti hareketinin etrafında yer alan sosyalist hareketler olmadığı açık. Onlar elbette “kendi mahalleleri”nde olduğunu düşündüklerine sesleniyor. Sosyalist ve komünistlere, olumlu pekiştirme veya yanlış örneklerle olsun, akıl vermek isteyen ulusalcılara göre emperyalizm Türkiye’yi ve Ortadoğu’yu boğmaya çalışırken meselenin Erdoğan olmadığını kabul ederek bir cepheye gelmeye çağrısı yapılıyor.

Başka siyasi bağlamlara girişmeden önce “emperyalizm nedir” sorusuna bir cevap verilmesi gerekiyor. Emperyalizm, tanımını yapan Lenin’in kitabına da verdiği isimle, kapitalizmin en yüksek aşamasıdır. Bu yalın tanım, emperyalizmin kapitalizmden ayrı olmadığını en net şekilde ifade ediyor. Meselenin bu öz ve yalın tanımdan hareketle ele alınması gerekir.

Bugün sermaye sınıfının en temel ve güçlü siyasi temsilcisi olan AKP’nin emperyalizm ile mücadele ettiğini kabul etmek için elimizde ne var? NATO’yu toplantıya çağıran, daha fazla destek isteyen, ABD Başkanı ile poz vermekten gururlanan ama daha önemlisi iktidarı boyunca bankaların kar rekorları kırdığı, tüketimi körükleyip ithalatı coşturup borçlanmayla “bolluk” üzerine ekonomiyi yöneten AKP’den razı olmayan bir tane patron var mıdır? AKP’ye kızan emperyalizm onu bağımsızlıkçılık yüzünden mi suçlamaktadır yoksa hala bölünmeye çalışılan Suriye’de, Mısır’da ve benzerlerinde cihatçılarla kol kola giren İhvan örgütünü kullanarak elde edileceğini vaat ettiği “dikensiz gül bahçesi” misali bir Ortadoğu vaadini yerine getiremediği için mi?

İşçi sınıfı patronların kuyruğuna takılamaz

Tüm bunları alt alta yazdığımızda bugün Türkiye’de emperyalizm ile mücadele eden bir iktidar ve düzen olmadığını görmemek için büyük bir aymazlık içinde olmak lazım. “Mücadele edilen emperyalizm” denilen şey ise beceriksizlikleri, işbirlikçilikleri, kar hırslarıyla duvara toslayan bir siyasi iktidarın patronları tarafından kesilen faturanın boyutudur ve iktidarın korunmasıdır.

Türkiye’de sosyalistlerin ve komünistlerin memleketi emperyalizme karşı korumak için mücadele ettiğine tek bir şüphe ileri sürülemez. Türkiye’de solun bir cenahının Kürt siyasi hareketiyle birlikteliği ise böyle bir tartışmanın konusu değildir.

Bu bağlamda, sosyalistleri ve komünistleri Erdoğan’ın, AKP’nin ve esas olarak sermaye sınıfının arkasında kuyruğa takmak, bunun üzerinden işçi sınıfını patronlarla bir büyük uzlaşıya ikna etmek tam da emperyalizmin arayıp bulamadığı yeni seçenekleri ona sunmak anlamına gelecektir.

Bugün her birinin yabancı ortakları olan büyük sermayenin, çoğu yabancıların elinde olan bankaların ve finans kuruluşlarının, uluslararası gıda tekellerinin çıkarları için yargının üzerinden greyder gibi geçmelerin gösterdiği şey emperyalizm ile mücadelenin her zaman olduğu gibi ancak ve ancak kapitalizmle mücadele edilerek gerçekleştirilebileceğidir.

Kapitalizmin en yüksek aşaması emperyalizm ile yabancı ortaklı sermaye sınıfının siyasi temsilcileri ile birlikte karşı konulamaz. Sermaye yenilmeden emperyalizm yenilmez. Bu basit gerçekleri unutturmaya çalışan ulusalcılar bir süre sonra kendileri de “kandırıldık” diye gezinirken bulabilirler.

Yeni bir “yetmez ama evetçilik”

Zira, Türkiye’de sol geçinen “yetmez ama evetçiler”in sonu, düştükleri hal ortada.

Bugün sosyalistleri ve komünistleri yeni bir “yetmez ama evet” dalgasının peşine takılmaya ikna etmeye çalışmanın ise alemi yok.

“Türkiye ittifakı” Erdoğan’a ve AKP’ye bir can suyu sunma hamlesidir. Sermayenin projelerine komünistlerin dönüp bir kez daha bakmasına da gerek yoktur.

“Liberal “Podemos” gibi projelerden ve Gramsci’den medet uman Soner Yalçın gibi ulusalcılar “strateji” derken Türkiye’nin “normalleşeceği bir yeni dönem” açılmasına oynayan Türkiye sermaye sınıfının yeni “yetmez ama evetçileri” olmaya neden bu kadar gönüllüdür” de bizim sorumuz olsun.

Son söz olarak, bu tartışmayı sürdürmek isteyenlere hatırlatılması gereken tarihi bir dersimiz zaten var. Kurtuluş Savaşı’ndan 1950’lere gelinen süreç size ders olmadı mı?