İşsizlik krizi

İşsizlik krizi

20-10-2019 08:25

İşsizlerin sayısı 2004 yılında toplam 1 milyon 182 bindi. Bugün toplamda yaklaşık iki kat artışla 2 milyon 265 bine ulaştı.

Doç. Dr. F.Serkan ÖNGEL
[email protected]

 

Türkiye işsizlik sorununu giderek daha ağır bir biçimde hissetmeye başladı. Daha ağır bir biçimde diyorum çünkü işsizlik zaten bitmeyen bir kriz olarak gündemimizin temel başlıklarından biriydi. Ancak bu dönemi daha önceki dönemlerden ayrıştıran, krizin şiddeti.

TÜİK verilerine göre resmi işsiz sayısı 3 milyon rakamını ilk defa 2009 yılının ocak ayında görmüştü. 2005-2008 yılları arasında işsiz sayısı ortalama 2 milyon civarında seyrediyordu. Bu yıllarda işsizlik mücadele ise iki haneli rakamlarla mücadeleye indirgenmişti. 2008 yılında ekonomik krizin etkisi ile işsizlik oranı yılı yüzde 10 ile kapattı. 2009 yılında işsizlik oranı yüzde 13,1’e fırladı. 2011 yılında ise söz konusu oran yüzde 11,1 olarak gerçekleşti. Ancak bu dönemde “işsizlikle mücadele” başlığında aktif işgücü politikaları gündeme geldi. İŞKUR, Toplum Yararına Çalışma, İşbaşı Eğitim vb. uygulamalarla işsizlik rakamlarına, işsizlik fonundaki kaynaklar üzerinden müdahalede bulunmaya başladı. İşverenlere yönelik teşvik politikaları da işsizlik fonu üzerinden uygulamaya sokuldu. İşsizlerin, işsizlik ödemesine erişiminde ciddi engeller söz konusuydu ama işsizlik girdabı içindeki yüzbinlerce insan, İŞKUR programları kapsamında, sigorta primleri yatmaksızın, meslekleri ile ilgisi olmayan işlerde çalıştırıldı. Stajyerlik, çıraklık uygulamaları geniş bir alana yayıldı. Türkiye işçi sınıfı, bildiğimiz çalışma ilişkilerinin dışında yeni bir istihdam biçimi ile karşı karşıya kaldı. “Harçlıkla” çalışanlar, “hayrına çalıştırılanlar”, “işsizin parası” ile çalıştırılanlar. İŞKUR işbaşı eğitim programlarını “bir işçi senden bir işçi benden” diyerek yaygınlaştırmaya çalıştı. Elbette ki bu durum, işsizlik krizine çözüm olmasa da işsizlik verilerinde görece bir düşüşe katkı verdi.

2011 yılından 2018 yılına kadar, kış ayları haricinde işsizlik oranı iki haneli oranlara ulaşmadı. Ancak 2018 yılı ekim ayından bu yana işsizlikte çift haneli rakamlar aralıksız devam ediyor. İşsizlik oranlarının mevsimsel etki ile gerilediği temmuz döneminde bile 2019 yılı için işsizlik oranı yüzde 12,5 olarak gerçekleşti. Bu tüm temmuz dönemleri için bir rekor. Bu verilere göre Türkiye işsizliği 2008-2009 krizinden bile daha ağır bir biçimde yaşıyor. 2009 yılının temmuz döneminde işsizlik oranı yüzde 12,1 ile yine rekor seviyede gerçekleşmişti. Ancak daha dikkat çekeni genç işsizler için işsizlik oranındaki yükseliş. 2008-2009 krizinde yüzde 20’lerin üzerine çıkan genç işsizliği, Temmuz 2019’da tarihi rekorunu kırarak yüzde 27,1 olarak gerçekleşti. 2009 yılının temmuz ayında söz konusu oran yüzde 21,3, 2005 yılının temmuz ayında ise yüzde 16,5’ti.

2005 Temmuz ile 2019 Temmuz dönemlerini karşılaştırdığımızda işsiz sayısının 1 milyon 956 binden, 4 milyon 140 bine fırladığını görüyoruz. Buna göre işsiz sayısı 15 yıl öncesine göre 2 kattan fazla artış kaydetmiş durumda.
Hem de İŞKUR tarafından çeşitli kurumlarda, “ücretleri” işsizlik fonundan karşılanmak üzere, çalışmaya gönderilen işsizler, çalışan olarak işgücü istatistiklerine yansımasına rağmen. 2009 yılı krizinde böyle bir kategori söz konusu değildi.

Bütün bu veriler, işsizlik gerçeğini anlamak açısından elverişli olsa da son derece dar bir tanım üzerinden ortaya konuluyor. TÜİK işsizlik hesaplamasına referans döneminde, sadece son 4 hafta içinde iş arama kanallarından en az birini kullanmış̧ ve 2 hafta içinde işbaşı yapabilecek durumda olan, 15 ve daha yukarı yaştaki kişileri işsiz olarak değerlendiriyor. DİSK-AR 10 yıla yakın bir süredir bu verilerin yanında geniş tanımlı işsizlik kavramı üzerinden hesaplamalar yapıyor. DİSK-AR’ın iş aramaktan umudunu kestiği için son 4 haftadan uzun süredir iş aramayan ümitsiz işsizleri, iş aramayıp çalışmaya hazır olanları, zamana bağlı eksik istihdam edilenleri ve mevsimlik çalışanları da işsiz olarak hesaplamaya dahil ettiği işsizlik verileri ise, işsizlik gerçeğinin boyutlarını daha net bir biçimde ortaya koyuyor.

DİSK-AR bu kapsamda Temmuz 2019 dönemi için Geniş Tanımlı İşsizlik Oranı’nı yüzde 21, Geniş Tanımlı İşsiz Sayısı’nı ise 7 milyon 364 bin kişi olarak açıkladı. DİSK-AR raporuna göre son 1 yılda genç işsizliği 7,2 puan artarak yüzde 19,9’dan yüzde 27,1’e yükseldi. Kadın işsizliği yüzde 2,4 puan artarak 14,3’ten yüzde 16,7’ye yükseldi. Genç kadın işsizliği 7,7 puan artarak yüzde 25,6’dan yüzde 33,3’e yükseldi. Bu süreçte tarım dışı genç kadın işsizliği ise en yüksek işsizlik türü olmaya devam etti. Temmuz 2018’de yüzde 32,2 olan tarım dışı genç kadın işsizliği Temmuz 2019’da rekor bir seviyede, yüzde 41,2 olarak gerçekleşti.

TÜİK verileri üzerinden, bu yazı kapsamında yaptığımız hesaplamaya göre kayıtdışı çalışanların sayısı da bu dönemde önemli bir artış kaydetti. Haziran döneminde 10 milyonu aşan kayıtdışı istihdam, temmuz döneminde 10 milyon 279 bine ulaştı. Bu veride bir rekora işaret ediyor. Tarımdaki çözülme ile düşüş trendine girmiş olan kayıtıdışılık yeniden yükseliş eğiliminde. Kayıtdışı çalışanların oranı ise yüzde 36,05 ile 2014 yılından bu yana en yüksek düzeyde.

İşsizlerin büyük bir kesimi (1 milyon 702 bini ve yüzde 41’i) geçici bir işte çalıştığı ve iş bittiği için işsiz kalmış. İşten çıkartıldığı için işsiz kalanların sayısı ise 563 bin. Bu veriler işsizliğin en önemli nedenin geçici çalışma olduğunu ortaya koyuyor. Bu iki kategoride yer alan işsizlerin sayısı 2004 yılında toplam 1 milyon 182 bindi. Bugün toplamda yaklaşık iki kat artışla 2 milyon 265 bine ulaştı.

Tüm veriler işsizliğin derinleşen bir kriz olduğunu ortaya koyuyor. Güvencesiz ve geçici işlerin giderek yaygınlaşması, kriz koşullarında hızla vazgeçilen bir işgücünün ortaya çıkmasına neden olmuş durumda. Bu süreçte kayıtdışılık artarken, özellikle kadınların ve gençlerin işsizliği çok ciddi boyutlarda yaşadığını görüyoruz.
Sonuç olarak esneklik, esnek güvence, aktif işgücü politikaları ekseninde ortaya konulan politikalar iflas etmiş durumda. İşsizlik sigortası işverenlere, işsizlerden çok daha fazla kaynak sağlıyor. İşsizliğe karşı kalıcı adımlar atmak yerine, sermaye kesimlerinin beklentilerine odaklanılan çözümler sorunu derinleştiriyor. Haftalık resmi çalışma süresinin gelir kaybı olmaksızın düşürülmesi, fazla mesailerin sınırlandırılması, yıllık ücretli izin süresinin artırılması, sendikalaşmanın ve iş güvencesinin güçlendirilmesi gibi konular ise ne yazık ki tartışılmıyor bile.