PUSULA | İnşaat saltanatı

İnşaat saltanatı

17-02-2019 09:17

Holdinglere ve onların siyasi temsilcilerine tahsis edilen kamu kaynakları ile birlikte kentler sermayenin rant ve kar alanları haline geliyor. İşin hukuku buna uyduruluyor. Yerel yönetimler ise sermayeyle bütünlük içerisinde düzenleyici yapılar olarak işlevlendiriliyor.

UFUK KARAÇAY

12 Eylül ile başlayan süreç bir yandan üretimde kamuya ait varlıkların özelleştirilmesinin önünü açarken, diğer yandan da, yerel yönetimlerin sorumluluğundaki hizmetlerin piyasaya devredilmesini sağlayacak önlemleri hayata geçirmeye başladı. Böylece, ulaşım, temizlik gibi birçok altyapı hizmeti ihaleler yoluyla sermayeye devredilerek ticarileştirildi.

Buna olmazsa olmaz bir kalem eşlik edecekti: kentsel rantlar. 1980’lerle birlikte özellikle Özal döneminde yıldızı parlatılmaya başlanan inşaat sektörü AKP iktidarıyla birlikte ekonominin lokomotifi olarak tercih edildi.

Bir yandan belediye hizmetlerinin piyasalaşmasına diğer yandan kentsel arazilerin, taşınmazların, doğal varlıkların ranta dayalı talanı eşlik etti. Burada en önemli aktörlerden biri olan yerel yönetimler, mal ve hizmetlerin piyasa tarafından sınırsız bir biçimde dolaşımını düzenleyen ulusal ve uluslararası sermayeyle bütünleşmiş yapılar haline gelmeye başladı.

Yeni rejimin arazi mafyası: TOKİ

Bu ekonomik düzenlemede önemli bir diğer aktör TOKİ’dir. 1970’lerin başında bir A.Ş. olarak kurulurken sermayenin çalıştırdığı işçilere maliyeti düşük konutlar temin edecek bir araç olarak kurgulanmış olan TOKİ, idealize edilen hedefine sermayenin doğası ve kentsel rantın ekonomideki artan ağırlığı nedeniyle ulaşamamıştır.

1980 ile birlikte girilen ekonomik model, 2000’lere gelindiğinde AKP iktidarının tercihi olan inşaata demir attı. İnşaatın en önemli kalemi olan arazi söz konusu olduğunda ise TOKİ, rant üretiminin ve dağıtımının denetlenmeye kapalı aktörü olarak karşımıza çıktı. Kentsel dönüşüm olarak tabir edilen ve kamu arazileri ile gayrimenkullere el koyarak sermayeye aktarılmasını, kamu kaynaklarının ise krediler ve ihaleler yoluyla inşaat baronlarına akmasını sağlayan “inşaat resulullah” döneminin en önemli kurumu haline geldi.

17-25 Aralık dönemine gelene kadar bu çarktan beslenip, tasfiye edilmiş olanların dışında, bugün Limak, Cengiz, Torunlar, Kolin, Çalık, Sancak, Rönesans, Ağaoğlu gibi “Bu milletin a…ına koyacağız” taahhüdünde bulunanların ne kadar “vatansever” oldukları, büyüttükleri servetleri ile bunun nasıl bir çarkla ceplerine akıtıldığına baktığımızda görülecektir.

1980’lerin, 90’ların “yolsuzluk kavramı” bu süreci açıklamaya yetmiyor. Çünkü bu servetler sermaye iktidarının düzenlediği ve dönüştürdüğü hukuk aracılığıyla büyüyor.  4734 sayılı Kamu İhale Kanunu (KİK) ile Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) anlaşmaları tam da buna hizmet ediyor.

Kamu kaynaklarını ihale yoluyla servete çevirenler

Dünya Bankası’nın 1990-2017 yılları arasında tüm dünyada altyapı yatırımlarına devletten en çok ihale alan şirketler sıralamasına baktığımızda ilk 10 arasında karşılaştığımız isimler, Makyol, Cengiz, Kalyon, Kolin ve MNG gibi şirketleri görüyoruz[i]

Bunlar, 2002 yılında Kamu İhale Kanunu’nda yapılan değişiklikle (KİK) kamu ihalelerinin büyük bölümünü alan firmalar. Dünya Bankası verilerine göre Makyol, Cengiz, Kalyon, Kolin servetlerini sadece ülkemizdeki kamu ihalelerine borçlu…

Yukarıdaki isimlere eklenecekler var elbette. Torunlar var… Rönesans var… Kuzu var… Hepsinin hikâyesini yazmak buradaki sayfalara sığmaz ama birkaç örneği özetlemeye çalışalım.

Torunlar…

Torunlar Grubun hikâyesi de diğerleri gibi… “Yürü ya kulum” diyen sermaye düzeninin “inşaat resulüler” cevabıyla karşılandığı dönüşümün büyüttüklerinden… İstanbul’daki Torun Center inşaatında 6 Eylül 2014’te 10 işçinin hayatına mal olan iş cinayetiyle de hatırlayacağımız Torunlar Grubu…

Torunlar’ın kurucusu Osman Torun Erzincan Kemah’tan 1958 yılında İstanbul’a gelir ve Karaköy’de bir çay ocağı işletmeye başlar. 1960 yılında bir bakkala ortak olan Torunlar, 1980’li yıllarda Unkapanı’nda toptancılık yapmaya başlar. 1983’te Aziz Torun ve kardeşi Mehmet Torun toptancılık işine girer. 1986’da Torunlar İnşaatı kuran Torun biraderler ve babaları o hızla dönemin ANAP’lı Bursa Belediyesi’yle anlaşır ve ülkenin ilk AVM’lerinden Zafer Plaza’yla Bursa’nın kamu varlıklarını rant ve destek olarak ceplerine akıtmaya başlar.  İnşaat işleri AVM’lerle başlayan Torunlar açıldıkça açılır. 2008’de Torunlar Gayri Menkul Yatırım Ortaklığı adıyla Emlak Konut’un ardından en büyük emlak kuruluşu olur. 2012 yılında Paşabahçe Tekel Fabrikası’nı, 2013 yılında en yüksek teklifi vererek Başkent Gaz ihalesini alır. Yıllık karları neredeyse yüzde binlere ulaşan bu yürüyüşün bir yerinde ise Aziz Torun ile Tayyip Erdoğan’ın imam hatipten arkadaşlığı var…

Cengizler…

1980’lerde altyapı işleriyle Cengiz İnşaat olarak yürüyüşe başlayan Cengiz Şirketler Grubu madencilik, inşaat, enerji, turizm, makine, havacılık ve sigorta sektörlerine de el atar. ANAP iktidarıyla başlayan yükseliş AKP iktidarında büyük ivme kazanır. Bir dönem ÇAYKUR Rizespor Başkanlığı yapan Mehmet Cengiz için ne de olsa “Bu milletin a…ına koyacağız” taahhüdü her iki iktidarda da sürekliliğini korumasının güvencesidir…

1990’lar ANAP döneminde Karadeniz Sahil Yolu Projesi ihalesini alan Cengiz İnşaat, Dünya Bankası verilerinde de görüldüğü gibi AKP iktidarının açtığı birçok kamu ihalesinin sahibi. 2004’te ETİ Bakır A.Ş. ihalesini 2005’te ETİ Alüminyum’u alan Cengizler, elektrik dağıtım ihalelerinde de alanı kaptırmaz.  Boğaziçi Elektrik, Akdeniz Elektrik, Uludağ Elektrik, Edaş ve Çamlıbel Elektrik dağıtım ortaklıkları bunlar arasında sayılabilir.

3. Havalimanı projesini de Kalyon, Kolin ve Limak ortaklığıyla alan Cengiz’in AKP iktidarıyla dostluğunun getirisi sadece ihalelerle sınırlı değil. 2010 yılında Albayraklar ve Elektormed gibi şirketlerle birlikte Cengizlerin de vergi borçları silinir. Havaalanları, HES’ler, rezidanslar, barajlar, hızlı tren hatları ve daha niceleri… Kamu kaynaklarının büyüttüğü servetler…

Avantaj demişken…

Onlarca işçinin katliamıyla da bildiğimiz İstanbul Üçüncü Havaalanı da dâhil olmak üzere AKP’nin göz bebeği Cengiz, Limak, Kolin ve Kalyon gruplarının servetlerini en çok büyüttükleri sektör ise Dünya Bankası verilerine göre havaalanları.

İnşaat ve ilişkili sektörler üzerinden servet büyüten sermayenin artık bizzat iktidarda olduğuna bir örnek vererek bitirelim. Limak, Rönesans, Kolin, Kalyon ve diğerleri de başka bir sayıya kalsın…

Mehmet Ersoy… Lise öğrencisiyken başladığı girişimciliği EtsTur, Voyage, Maxx Royal ve Atlas Jet’le geliştirmiş. 24 Haziran sonrasının Kültür ve Turizm Bakanı… Kendi otelleri için “Çok büyük avantaj. “Niye kaçırayım? Rakamlar yüksek değil” diyerek imar barışına başvuruyor. Bodrum’da doğal SİT alanı olan Kissebükü Koyu’nda iptal edilen otel projesini de alanı büyüterek yeni imar planıyla birlikte onaylatıyor.

Bütün bu olan biten karşısında “hukuk” dersek tongaya düşeriz. Çünkü servet transferinin ve kamu yağmasının artık dayandırıldığı yer de düzenleme aracı da hukukun kendisi…

Holdinglere ve onların siyasi temsilcilerine tahsis edilen kamu kaynakları ile birlikte kentler sermayenin rant ve kar alanları haline geliyor. İşin hukuku buna uyduruluyor. Yerel yönetimler ise sermayeyle bütünlük içerisinde düzenleyici yapılar olarak işlevlendiriliyor.

Yerelleşme dediğimiz de, Cengizler, Limaklar, Torunlar, Kuzular, Rönesanslar…

[i] (https://ppi.worldbank.org/snapshots/rankings)