PUSULA | İlkel dönemden kapitalizme kadın sorunu

İlkel dönemden kapitalizme kadın sorunu

10-03-2019 08:40

Marksistler, mülkiyetin egemen olduğu yerlerde insanların ilişkisi ve kadın-erkek ilişkisinin ticarete dönüştüğünün tespitini yapar. Kadının eşitliği sosyalizmde mümkündür. Çünkü mülkiyet ilişkisini sonlandırmak ilk şarttır. Yetmez, bunun dışında sosyalist toplumun işlemesi için toplumsal bir dönüşüm şarttır.

SUNA ZAFER

Kadın sorunu, sınıflı toplumların tarihi kadar eski bir sorundur. Cinsiyetçiliğin ve cins ayrımcılığının kapitalizminden önce tarihin eski devirlerinden itibaren var olduğu bilinmektedir. Ancak arkeolojik ve antropolojik bulguların ışığında ilkel topluluklarda farklı özelliklere sahip ilişkilerin yaşandığı dönemler de tespit edilmiştir. Ataerkil düzenden önce “anaerkil” dönemin yaşandığı, bazı topluluklarda çocuk doğurması ve gıda dağıtımında kontrolün kadınlarda olması, karar alma süreçlerinde belirleyici olmaları kadının toplumsal yaşamda büyük bir önem taşıdığına dair kanıtlardır.

Tarımda üretim araçların gelişmesi ile birlikte (sabanın kullanılması) erkeklerin bu alanda hakim olduğunu, ama asıl ve daha önemlisi insanlığın gerçek anlamda artı-değer üretmeye başlaması ve ürettiklerini sadece tüketim amacıyla değil ürettiklerinden artı-değer elde etmeye, değiş-tokuş yardımıyla kar elde etmeye başlamalarıyla beraber kadının önemi de azalmaya başlamıştır. Özel mülkiyetin ortaya çıkması ve akabinde miras hukukunun doğması ile birlikte kadınının toplumsal statüsünün değiştiğini görmekteyiz. İktisadi yapının değişmesi ile birlikte aile yapısı da değişir ve bugünkü tek eşli aile yapısı alır. Tüm bunlarla birlikte tek tanrılı dinlerin doğuşu da ataerkil sistemin kurumsallaşmasını sağlamıştır.

Kadın emeği sanayileşme ile birlikte kapitalizmde de yerini almıştır. Sanayileşmenin ilk dönemlerinde çocuk ve kadın emeğinin yoğun bir şekilde ucuz işgücü olarak kullanıldığı görülmektedir. Günümüzde de hala belli sektörlerde devam etmektedir. Artı değerin ortaya çıkışı ile birlikte kadına biçilen ağırlıklı rol; ev içi işler ve çocuk bakımıdır. Kadınlar, ev dışında üretim ilişkilerine katıldığında ise niteliksiz ve ucuz iş gücü olarak görülmüştür. Kapitalizmde kadının hem ev içinde hem ev dışında eşit olması söz konusu değildir. Doğası gereği kapitalizmde kadının ezilmesinin koşulları sermayenin yeniden üretilmesi ile ilgilidir.

Peki Marksistler kadın sorununa nasıl bakar?

Clara Zetkin’nin de dediği gibi; Marksizm kadın sorununu hiçbir zaman tek başına ele almamıştır. Ancak kadının tüm haklarını kazanma mücadelelerinde eşsiz değerdeki araçları yaratmıştır. Materyalist tarih anlayışı bize kadın sorunu üzerine hazır reçeteler sunmaz ama bundan daha önemli katkısı vardır; bu sorunu doğru ve isabetli bir şekilde incelememiz ve kavramamız için gereken yöntemi sağlar.

Kadın sorununun bir yaradılış, kadın-erkek doğasından kaynaklanan biyolojik bir farklılık olmadığının en yalın halini Marx söyle ifade etmiştir; “temel bir insan doğası yoktur”; aksine sadece insan doğasının tarihsel belirli biçimleri vardır.

Marx şöyle devam eder; “‘İnsan’ verili, sabit, değişmez, biyolojisiyle belirlenen bir doğaya sahip değilse ya da tarihsellik-toplumsallık-kültürellik insan doğasının içkin bir parçasıysa bu durumda biyoloji ne erkek için ne de kadın için bir yazgı olabilir. Çünkü erkek ve kadın daima belirli toplumsal ilişkilerin dolayımladığı somut koşullar dahilinde var olur ve etkileşirler.

Marksistler, mülkiyetin egemen olduğu yerlerde insanların ilişkisi ve kadın-erkek ilişkisinin ticarete dönüştüğünün tespitini yapar. Kadının eşitliği sosyalizmde mümkündür. Çünkü mülkiyet ilişkisini sonlandırmak ilk şarttır. Yetmez, bunun dışında sosyalist toplumun işlemesi için toplumsal bir dönüşüm şarttır. Erkeğin “gerçek insan olması” yani türsel varlığına, türüne olan yabancılaşmasını aşabilmesi için kadınlara yönelik uzun zamandır süren baskıyı kökünden sökmesi, yani özel mülkiyetin egemenliğini ortadan kaldırması gerekir.

Sınıflı toplumların ortadan kaldırılması açısından bir geçiş süreci olan sosyalizm, yeni insanın yaratılmasında ilk durağıdır. Sosyalizmde kadının kurtuluşu insanlığın kurtuluşunun bir parçasıdır. Kadın sorununun çözümü; kadının gerçek özgürleşmesi, gerçek komünizm, ev ekonomisinin ayrıntılarına karşı, ya da daha doğrusu, sosyalist büyük ekonomi için onun kökten değiştirilmesi uğruna, (devlet çarkının başındaki proletaryanın yönetiminde) yığın savaşımı nerede ve ne zaman başlarsa, ancak orada ve o zaman başlayacaktır.

Bunun en somut karşılığını 1917’de Rusya’da gerçekleşen Ekim Devrimi’nde görürüz.

Büyük Ekim Devrimi ile birlikte kadınlar yasal hak eşitliğini almıştır. İlk geçirilen yasa “Eşit işe eşit ücret” yasası olmuştur. Kadınlar aile içinde erkeklerle aynı haklara sahip olmuştur. Aile tanımı değiştirilmiş, ailenin mülk temelinde örgütlenmesinin önündeki en büyük etken miras hakkı kaldırılmıştır. Toprak dağıtımında aile tanımı üzerinden değil; birey üzerinden yapılmıştır. Kadınların böylece ilk defa yüzyıllar sonra ilk kez kendi toprağı olmuştur. İlk kez kürtaj hakkını tanıyan ülke Sovyetlerdir.

Yine kadının emeğinin özgürleştirilmesi için sayısız olanaklar sunulmuştur. Bunlarda sadece bir kısmını sıralamak gerekirse çamaşırhaneler, yemekhaneler, ücretsiz anne çocuk bakımı ve eğitimi, kültürel alanlarda faaliyet gösteren kurslar, ücretsiz sportif faaliyetler, yaşlı bakım evleri ve ücretsiz kreşler açılmıştır. Çok kısa sürede kadının toplumsal hayata katılmasının önündeki engeller kaldırıldığında ne kadar başarılı olabileceklerinin en güzel örneklerini vermişlerdir. 1929-1933 yılları arasında çalışan kadın sayısı 2 kat artmıştır. Kadınların hukuk, sağlık, bilim, eğitim, mühendislik ve benzeri alanlarda etkin katılımının olduğunu görüyoruz.

Dünya’da bir ilk olan, kadının uzaya çıkması yine Sovyetler Birliği’nde olmuştur.

70 yıllık bir pratikte kadın sorunun çözümüne dair üretilen sayısız çözümlerin kapitalizmde sadece küçük bir kısmının dahi yapılma olanağı bulunmamaktadır. Temelinde kar gütmek olan bir ekonomik/toplumsal sistemin kadın sorununa çözüm bulacağına inanmak saflıktır.

Kadın sorununda çözüm!

Kapitalizm öncesi ve kapitalizmle birlikte iyice kurumsallaşmış bir kadın sorunu ile karşı karşıyayız. Tekil tekil örneklerin önemsiz olduğunu söylememekle birlikte, karşımızda bulunan yüzyıllardır sistematik bir biçimde kendini var eden sorundan ancak ve ancak büyük bir alt üst oluşla kurtulabiliriz. Aksi takdirde tekil çözümlerle sonucu ulaşmamızı ötelemiş oluruz.

Toplumsal yaşantıdaki büyük alt üst oluş kadına yönelik ayrımcılığın ortadan kalkmasını sağlayabilir. Toplumsal yapının eşitlikçi bir düzlemde eskinin tüm kalıntılarını yok ederek yukardan aşağıya tekrar kurulması gerekmektedir. Yukarıda da ifade etmeye çalıştığım gibi Marksistler kadın sorununa dair yeterli araca ve pratiğe sahiptirler. Kendi pratiğimizi örerken sıfır noktasından başlamayacağımızı söylemek gerek, önümüzde bize ışık tutacak 70 küsür yıllık bir birikim ve bu toprakların yetiştirmiş olduğu Beria Öngerler, Behice Boranlar, Zehra Kosovalar var.

Yeni insanı ve eşitlikçi bir düzeni mutlaka yaratacağız!